ben onu bekliyorum hâlâ, o beni umursamazken.
63
Ah sahte gülüşler, neden aldattınız
gözlerimi? Ve ne yaptım ki sana,
böyle acımasızca aldattın beni?
Yunanlılar bile dinlerdi sözlerimi.
Başka kadınların görüşünce, bilirsiniz
aldatanın övgüyü hak etmediğini.
Sen iyi bilirsin nasıl hoşlanır
çaresiz gönül onu bekleyenden:
ben onu bekliyorum hâlâ, o beni umursamazken.
Allahım, ne dertler
ne yıkıcı yazgı bekler
bekleyerek vakit yitireni,
çiçeğin goncasına bile dokunmayanı.
Yakınmam, bitkin yürek, sendendir önce,
çılgınca bir bakışı yüzünden gözlerin,
yitirmemen gerekirdi dengeni;
ama hoşlanıyorum oklarla vuruşların
hep beklenmedik anda belirmesinden,
bu olacak, ah, ölümümün nedeni.
Kahroluyorum kendim için,
cezalandırıldım, hiç suçum yokken;
o da demiyor ki: "Kötüdür bu";
son veriyorum yakınmama o zaman.
İyi bilir o, kalbim başlarsa
bir başkasını düşünmeye, aşktan usanmış,
çok acı verir aldatan yürek.
Buzdan olmalı bu kadının yüreği,
öyle katı, ah, acımasız,
kuluna hiç acımadığına göre.
İyi bilir Aşk, yardım bulamazsam,
ölürüm o kadın için kederimden,
yalnızca umutla sürdüremem ömrümü.
Ah, çaresiz kalır her gücüm,
sağlamazsa o, gerçek çehresiyle
görmemi neşeli yüzünü.
Allahım, nasıl bağlı.
Ama kuşkuluyum ben, öyle büyük duyduğum acı: aşk beslemiyor bana karşı,
ona dair bu umut sürerken içimde.
Şarkı, her yere gidebilirsin,
üç dilde söyledim sözümü,
çektiğim büyük dert
bilinsin diye dünyada. Herkes duysun:
belki merhamet hisseder bana çile çektiren.
Dante Alighieri
Sevgilinin Vermediği Karşılığı Şiir Veriyor
Bu şiirde Dante’nin sesi, karşılıksız aşkın acısından çok, umut ile umutsuzluk arasında sıkışmış bir insanın iç konuşmasına dönüşüyor. Şiirin en güçlü yanı da burada: Sevilen kadın acımasızdır, fakat anlatıcının asıl mahkûmiyeti kadının kendisinden çok, onu hâlâ umut etmeye devam etmesidir.
“Sahte gülüşler” ve aldatılmış gözler
Şiir çok çarpıcı bir soruyla açılıyor:
“Ah sahte gülüşler, neden aldattınız / gözlerimi?”
Burada aldatılan yalnızca âşık değildir; gözler de aldanmıştır. Sevilen kadının güzelliği, gülüşü ve bakışı bir tür vaat taşımıştır. Fakat bu vaat gerçekleşmemiştir.
Dante’nin aşk şiirlerinde sıkça görülen bir durumdur bu: Kadının güzelliği yalnızca fiziksel bir güzellik değildir; âşık için onun bakışı ve yüzü, dünyadaki bütün anlamın merkezine dönüşür. Dolayısıyla kadın karşılık vermediğinde yalnızca bir aşk ilişkisi başarısız olmaz; âşığın kurduğu anlam dünyası da sarsılır.
“Ne yaptım ki sana?” sorusu da bu yüzden önemlidir. Dante kendisini suçlu bulamamaktadır. Sevmiştir, beklemiştir, sadık kalmıştır; fakat yine de cezalandırılmıştır.
Aşkın adaletsizliği
Şiirin temel duygularından biri haksız yere cezalandırılma duygusu:
“Kahroluyorum kendim için,
cezalandırıldım, hiç suçum yokken”
Bu, sıradan bir “beni sevmiyor” yakınması değildir. Dante'nin zihninde aşkın bir adaleti olması gerekir. İnsan severse, en azından sevdiğinin merhametine ulaşmayı bekler. Fakat burada aşk adaletsizdir.
Daha acı olan ise kadının bunun farkında olmamasıdır:
“o da demiyor ki: ‘Kötüdür bu’”
Yani Dante'nin istediği yalnızca sevilmek değildir. Çektiği acının görülmesini istemektedir.
Bu ayrım çok önemli.
Çünkü bazen karşılıksız aşkın en büyük acısı “beni sevmiyor” değildir; “çektiğim acıyı görmüyor” düşüncesidir.
Beklemek: aşkın en ağır biçimi
Şiirin merkezinde “beklemek” var:
“ben onu bekliyorum hâlâ, o beni umursamazken.”
Ve biraz sonra:
“ne yıkıcı yazgı bekler
bekleyerek vakit yitireni”
Burada Dante'nin aşkı artık aktif bir ilişki olmaktan çıkar. Kadın hiçbir şey yapmasa bile Dante yaşamaya devam eder; fakat bu yaşamın önemli bir kısmı bekleyişe dönüşmüştür.
Bu yüzden “umut” şiirde hem yaşatan hem öldüren şeydir.
Dante açıkça söylüyor:
“yalnızca umutla sürdüremem ömrümü.”
Fakat hemen ardından umudu bırakmadığını görüyoruz.
İşte şiirin trajedisi burada.
Umut artık teselli değil, bağımlılık
Dante'nin zihninde garip bir çelişki oluşuyor:
Kadının kendisine aşk beslemediğinden kuşkulanıyor, fakat yine de umudunu sürdürüyor.
“aşk beslemiyor bana karşı,
ona dair bu umut sürerken içimde.”
Bu neredeyse psikolojik bir paradoks:
Akıl gerçeği görüyor, gönül ihtimali koruyor.
Dante'nin acısı da tam bu iki kuvvetin arasında doğuyor.
Bir tarafı “beni sevmiyor” diyor.
Diğer tarafı “belki...” demeyi sürdürüyor.
İnsanın en uzun süren acılarından bazıları kesin bir kayıptan değil, kesinleşmemiş bir ihtimalden doğar. Kesin bir ret bazen insanı harekete geçirir; belirsizlik ise insanı yıllarca aynı yerde tutabilir.
Bakışın oku
İkinci bölümde çok güzel bir aşk imgesi var:
“çılgınca bir bakışı yüzünden gözlerin”
ve:
“oklarla vuruşların
hep beklenmedik anda belirmesinden”
Burada kadının bakışı fiziksel bir eylem olmaktan çıkar ve silaha dönüşür.
Aşk, Orta Çağ şiirinde sıkça savaş ve yara imgeleriyle anlatılır. Bakış bir ok gibi âşığın kalbine saplanır. Fakat Dante bu yaradan bütünüyle kaçmak da istemez:
“ama hoşlanıyorum oklarla vuruşların
hep beklenmedik anda belirmesinden”
Bu çok insani bir çelişki.
Acı veriyor ama yine de o acıyı istiyor.
Çünkü acının kaynağı sevdiği kadındır. Dolayısıyla acıdan kurtulmak, bir bakıma ondan da uzaklaşmak anlamına gelecektir.
Bu nedenle Dante için aşkın acısı bile sevgilinin varlığının bir kanıtıdır.
“Ölümümün nedeni”
“bu olacak, ah, ölümümün nedeni.”
Bu ifade yalnızca dramatik bir aşk söylemi değildir. Şiirin bütün yapısı düşünüldüğünde Dante, aşkı gerçekten bir varoluşsal kuvvet olarak yaşamaktadır.
Kadın ona karşılık vermese bile onun üzerindeki etkisini sürdürür.
Bu yüzden paradoks şudur:
Sevilen kişi ilişkiye katılmıyor, fakat âşığın hayatını belirlemeye devam ediyor.
Kadın hiçbir şey yapmadan Dante'nin zihninde yaşamaktadır.
Buzdan yürek
Üçüncü bölümde sevgilinin portresi daha da sertleşir:
“Buzdan olmalı bu kadının yüreği”
Bu, önceki “sahte gülüşler”, “acımasızca aldattın”, “aldatan yürek” gibi ifadelerin devamıdır.
Fakat burada Dante'nin sevgiliyi gerçekten nefret ettiği söylenemez. Tam tersine, acımasızlığını anlatabilmek için bile onun güzelliğine ve etkisine bağlıdır.
Kadın onun için hem güzelliğin hem acının kaynağıdır.
Dolayısıyla sevgili bir insan olmaktan çıkar, Dante'nin zihninde neredeyse ulaşılamaz bir varlığa dönüşür.
Bu da Dante'nin aşk anlayışının önemli bir yönüdür: Sevilen kadın sıradan bir sevgili değildir; ulaşılması zor, hatta âşığın üzerinde hüküm kuran yüce bir figürdür.
“Gerçek çehresiyle görmem”
Şiirin belki de en acı cümlelerinden biri:
“sağlamazsa o, gerçek çehresiyle
görmemi neşeli yüzünü.”
Burada Dante'nin istediği şey aslında çok basittir:
Kadının yüzünü görmek.
Fakat şiirin tamamında bu basit eylem ulaşılmaz bir mutluluk hâline gelmiştir.
Sevgilinin yüzü Dante için yalnızca güzel bir yüz değildir. Onu görmek, umut etmek, yaşamak ve acıdan kurtulmakla eş anlamlıdır.
Bu nedenle şiirde fiziksel yakınlık yoktur; görme arzusu vardır.
Dante'nin aşkı dokunmaktan çok bakmaya dayalıdır.
Gonca imgesi
Şiirin başındaki şu ifade de dikkat çekici:
“çiçeğin goncasına bile dokunmayanı.”
Burada “dokunmamak” yalnızca fiziksel bir eylem değildir. Dante'nin aşkı yaklaşamayan, elde edemeyen, yalnızca uzaktan seven bir aşk biçimidir.
Gonca henüz açılmamış bir güzelliktir.
Bu nedenle sevgili de Dante için sürekli olarak ulaşılmamış ve tamamlanmamış kalır.
Aşk gerçekleşmediği için idealize edilebilirliğini de kaybetmez.
Son bölüm: Şiir bir haberci oluyor
Son kıta bütün şiiri başka bir yere taşıyor:
“Şarkı, her yere gidebilirsin,
üç dilde söyledim sözümü”
Artık Dante doğrudan kadına ulaşamıyorsa, şiiri gönderiyor.
Şarkı burada bir elçi.
Dante sevgilinin merhametini doğrudan kazanamıyorsa, bütün dünyanın onun acısını duymasını istiyor:
“Herkes duysun:
belki merhamet hisseder bana çile çektiren.”
Bu son derece güzel bir dönüşüm.
Başlangıçta Dante yalnızca kadına konuşuyordu.
Sonunda bütün dünyaya konuşuyor.
Böylece özel bir aşk acısı şiir aracılığıyla evrenselleşiyor.
Aslında Dante'nin istediği yalnızca sevgilisinin onu sevmesi değildir. Birilerinin onun acısının haklı olduğunu kabul etmesini istemektedir.
Şiirin temel karşıtlıkları
Şiir boyunca birkaç karşıtlık sürekli birbirine çarpıyor:
- sevgi ↔ acı
- umut ↔ umutsuzluk
- bakış ↔ yara
- güzellik ↔ acımasızlık
- beklemek ↔ zamanın tükenmesi
- aşk ↔ ölüm
- gerçek ↔ yanılsama
- görülmek ↔ görmezden gelinmek
Bunların içinde en önemlisi bence umut–acı karşıtlığıdır.
Çünkü Dante'yi yaşatan şey aynı zamanda onu yaralıyor.
Sonuç
Bu şiiri yalnızca “karşılıksız aşk şiiri” olarak okumak biraz eksik kalır. Daha derinde şiir, insanın kendisine karşılık vermeyen bir ihtimale bağlanmasını anlatıyor.
Dante sevdiği kadının kendisine dönmeyeceğini seziyor. Hatta bunu defalarca söylüyor. Ama bilmek, vazgeçmek anlamına gelmiyor.
Bu yüzden şiirin trajedisi kadının onu sevmemesi değil.
Dante'nin, sevilmediğini düşünmesine rağmen umut etmekten vazgeçememesidir.
Ve belki şiirin en güzel tarafı da burada: Dante aşkı kazanamıyor ama kaybettiği aşkın içinden şiiri kazanıyor.
Kadın ona merhamet etmiyor; Dante ise acısını söze dönüştürerek bu merhameti dünyadan istemeye başlıyor.
Böylece sevgilinin vermediği karşılığı şiir vermiş oluyor.