250 Beyitte İnsanın Aşk Hayatı
Eller bakar geçer kayıtsız
Benim kalbim çarpar görünce
Çiçekler gözlerine benzer de.
Trivalluvar
Otuzbeş yıl önce not ettiğim bu şair ve şiiri hakkında bilgi ver.
Tirukkural nedir?
Tirukkural (திருக்குறள்), Tamil edebiyatının ve genel olarak dünya klasiklerinin en önemli eserlerinden biridir. Şair ve düşünür Tiruvalluvar'a atfedilir. Eserin kesin yazılış tarihi tartışmalıdır; genel olarak MÖ son yüzyıllar ile MS ilk yüzyıllar arasında bir döneme yerleştirilir, ancak farklı tarihlendirmeler de vardır.
Eserin adı iki parçadan oluşur:
- Tiru: kutsal, yüce, saygıdeğer
- Kural: kısa, özlü söz; burada özel olarak belirli bir şiir biçimindeki özlü beyit
Dolayısıyla Tirukkural, kabaca “Kutsal/Seçkin Kural” veya “Yüce Özdeyişler” şeklinde düşünülebilir.
1330 beyitlik bir dünya
Tirukkural 1330 beyitten oluşur. Bunlar:
133 bölüm × 10 beyit = 1330 beyit
şeklinde düzenlenmiştir.
Eser üç büyük kitaba ayrılır:
- Aram — Erdem / ahlâk
- Porul — Toplumsal ve siyasal yaşam
- Inbam (Kamam) — Aşk
Senin bulduğun 1112. beyit, üçüncü bölümün, yani aşk bölümünün içindedir.
Üçüncü bölüm: Aşk
Bu bölüm özellikle ilginçtir; çünkü Tirukkural sadece ahlâk, siyaset ve toplum üzerine bir öğüt kitabı değildir.
Son 250 beyitte insanın aşk hayatı anlatılır.
Üstelik aşk şiirleri doğrudan “şair sevgilisini övüyor” şeklinde kurulmaz. Çok farklı sesler ve durumlar kullanılır:
- âşık,
- sevgili,
- arkadaş,
- ayrılık,
- kavuşma,
- kıskançlık,
- özlem,
- gizli aşk,
- evlilik sonrası aşk,
- sevgilinin güzelliği,
- sevgilinin yokluğunda yaşanan acı.
Bu nedenle Tirukkuralın son bölümü başlı başına büyük bir aşk şiiri külliyatı olarak da okunabilir.
1111–1120: Sevgilinin güzelliği
Senin bulduğun 1112. beyit, üçüncü kitabın 112. bölümünde yer alıyor.
Bu bölümün adı:
நலம்புனைந்துரைத்தல்
Nalampunaindhuraiththal
Kabaca:
“Sevgilinin güzelliklerini dile getirme”
diye çevrilebilir.
Bu bölümde Tiruvalluvar, sevgilinin güzelliğini doğadaki güzelliklerle karşılaştırıyor.
Fakat ilginç olan şu:
Doğa sevgilinin güzelliğini ölçmek için kullanılıyor.
Çiçekler, ay, yıldızlar, kokular ve başka güzellikler sevgiliyle karşılaştırılıyor.
Sonuçta ise hep sevgili üstün geliyor.
Bu bakımdan 1112. beyit:
“Eller bakar geçer kayıtsız
Benim kalbim çarpar görünce
Çiçekler gözlerine benzer de.”
şiirinin çok güzel bir temelini oluşturuyor.
Çünkü burada mesele aslında çiçeğin güzelliği değil, âşığın bakışının değişmesidir.
Tirukkural'ın olağanüstü özelliği
Bence eseri dünya edebiyatında özel yapan şey, çok büyük meseleleri çok küçük şiir alanlarına sıkıştırmasıdır.
Her kural yalnızca iki satırdır.
Ama bu iki satır:
- ahlâk,
- adalet,
- dostluk,
- yönetim,
- savaş,
- aile,
- aşk,
- ayrılık,
- arzu,
- insan karakteri
gibi çok büyük konuları ele alabilir.
Bu nedenle Tirukkural bazen “Tamil Veda” veya “evrensel etik kitabı” gibi adlarla da anılmıştır. Ancak onu yalnızca ahlâk kitabı olarak görmek eksik olur; özellikle üçüncü bölüm, son derece incelikli bir aşk şiiri geleneği taşır.
Tiruvalluvar kimdir?
Tiruvalluvar'ın hayatı hakkında kesin bilgiler çok azdır.
Hangi yüzyılda yaşadığı, nerede doğduğu, hangi dine mensup olduğu gibi konular yüzyıllardır tartışılmıştır.
Bu belirsizlik aslında eserin evrenselliğini de güçlendirmiştir.
Çünkü Tirukkural belirli bir dinin dogmalarını anlatan bir metin olmaktan ziyade:
“İnsan nasıl yaşamalı?”
sorusundan hareket eder.
İlk bölümde erdem ve doğru yaşamı, ikinci bölümde insanın toplum ve devlet içindeki davranışlarını, üçüncü bölümde ise insanın sevme ve arzulama hâlini anlatır.
Ve senin için özellikle ilginç olan tarafı
Sen Bilhana'nın birkaç dizesini yaklaşık 35 yıl boyunca hatırlamışsın:
Şu anda yine tek düşüncem o.
Sonra aynı kitabı yeniden açınca Bilhana'nın arkasında 50 şiirlik bir aşk dünyası bulduk.
Şimdi de yine aynı kitapta gördüğün birkaç dize bizi Tirukkural'ın 1330 beyitlik dünyasına götürdü.
Ve iki eser arasında çok güzel bir ortaklık var.
Bilhana:
Şarkı → sevgilinin sesi
Tiruvalluvar:
Çiçek → sevgilinin gözleri
Her ikisinde de sevgili, fiziksel olarak bulunmadığı hâlde dış dünyadaki bir şey aracılığıyla yeniden ortaya çıkıyor.
Bu yüzden Tirukkuralın aşk bölümünü özellikle senin ilgini çekecek şekilde okumak mümkün: 250 beyitlik büyük bir aşk şiiri olarak.
Ve 1111–1120 arasındaki on beyit, bunun yalnızca küçük bir bölümü.
İstersen 1111–1120 arasındaki on beyitin tamamını Tamilce asılları, Latin çevrimleri ve Türkçe şiirsel çevirileriyle birlikte verebilirim; ardından on beyiti tek bir şiir gibi bütünlüklü analiz edebiliriz.
Son 250 beyit, yani Tirukkural'ın 1081–1330 arasındaki 25 bölümünü Türkçeye çevirebiliriz. Bunlar eserin tamamındaki aşk bölümü (Kāmattuppāl / Inbam) ve her bölüm 10 beyitten oluşuyor.
Çeviriyi şu düzenle yapmayı öneriyorum:
1081–1090 — İlk görüş / âşık olma
1091–1100 — Bakışmalar ve aşkın işaretleri
1101–1110 — Kavuşmanın hazzı
1111–1120 — Sevgilinin güzelliği
1121–1130 — Aşkın verdiği mutluluk
1131–1140 — Utancın aşılması / aşk uğruna kendini ortaya koyma
1141–1150 — Dedikodu ve aşkın yayılması
1151–1160 — Ayrılığın dayanılmazlığı
1161–1170 — Yakınma ve ayrılık acısı
1171–1180 — Gözlerin ve solgunluğun dili
1181–1190 — Sararma / ayrılığın bedendeki izi
1191–1200 — Yalnızlık
1201–1210 — Hatırlama
1211–1220 — Rüyalar
1221–1230 — Akşam ve ayrılık
1231–1240 — Erime / bedensel çöküş
1241–1250 — Kendi kendine konuşma
1251–1260 — Utancın çözülmesi
1261–1270 — Sevgilinin dönüşünü bekleme
1271–1280 — Aşkın açığa çıkması
1281–1290 — Yeniden kavuşma arzusu
1291–1300 — Kalple tartışma
1301–1310 — Küslük / naz
1311–1320 — Kıskançlık
1321–1330 — Küslüğün ve barışmanın hazzı
Bu yapı bile Tirukkuralın aşk bölümünün ne kadar büyük bir şiirsel anlatı olduğunu gösteriyor. İlk 70 beyitte sevgili görülüyor ve tanınıyor; sonra aşk kavuşmaya, ardından ayrılığa, en sonunda da özlem, kıskançlık, naz ve yeniden kavuşmaya dönüşüyor. Kaynakların bölüm düzeni de 1081–1330 arasındaki bu 25 onluk bölümü doğruluyor.
Ben bunu 25 bölüm hâlinde, her bölümde 10 beyit olacak şekilde çevireceğim. Böylece 1112'deki şiiri de içinde bulunduğu bütünün içinde okuyabileceğiz; özellikle senin yıllardır hatırladığın:
Eller bakar geçer kayıtsız /
Benim kalbim çarpar görünce /
Çiçekler gözlerine benzer de.
dizelerinin, 1111–1120 arasındaki güzellik şiirleri içinde nasıl bir yere oturduğu çok daha iyi görülecek.
Bu kez çeviriyi tek tek beyitlerin anlamını koruyarak, fakat Türkçede şiir olarak okunabilecek bir biçimde vereceğim. Her bölümün sonunda da kısa bir edebî değerlendirme ekleyeceğim. Böylece 250 beyitin yalnızca çevirisini değil, aşk anlatısının nasıl ilerlediğini de göreceğiz.
Tirukkural'ın aşk bölümü 1081–1330 arasındaki 250 beyittir; ilk bölüm olan “Güzelliğin Verdiği Sersemlik” (1081–1090) ile başlar.
Başlayalım. Bu kez çeviriyi tek tek beyitlerin anlamını koruyarak, fakat Türkçede şiir olarak okunabilecek bir biçimde vereceğim. Her bölümün sonunda da kısa bir edebî değerlendirme ekleyeceğim. Böylece 250 beyitin yalnızca çevirisini değil, aşk anlatısının nasıl ilerlediğini de göreceğiz.
Tirukkural'ın aşk bölümü 1081–1330 arasındaki 250 beyittir; ilk bölüm olan “Güzelliğin Verdiği Sersemlik” (1081–1090) ile başlar.
TİRUVALLOVAR — TİRUKKURAL
109. Bölüm — Güzelliğin Verdiği Sersemlik
1081–1090
1081
Tanrıça mı bu,
yoksa seçkin bir tavus kuşu mu?
Yoksa ağır küpeler takmış
bir insan kadını mı?
Bilemiyor gönlüm;
güzelliğinin karşısında şaşkına dönüyor.
1082
Bana baktı.
Benim bakışıma
bakışıyla karşılık vermesi,
tek başına saldıran bir savaş tanrıçasının
bir de ordusunu peşine takıp
üzerime yürümesine benziyor.
1083
Ölüm tanrısı Yama'yı
daha önce hiç tanımazdım.
Şimdi biliyorum:
Güzel bir kadın kılığına girer,
savaşan gözlerle gelir.
1084
Kadınlığın bütün zarafetini taşıyor;
ama onu görenlerin
canını çekip alan
öyle gözleri var ki…
Bu gözler, güzelliğinin içindeki ölüm.
1085
Onun bakışında üç şey birden var:
Ölüm,
göz,
ceylan.
Bakanı yaralayan ölüm;
ışıltısıyla büyüleyen göz;
ürkekliğiyle insanı kendine çeken ceylan.
1086
Kaşlarının yayı
o bakışların üzerine inse,
artık gözlerinden bana
o öldürücü oklar gelmez.
Kaşları kapansa,
yüreğim de kurtulacak.
1087
Göğüslerinin üzerine düşen
ince örtü,
azgın bir filin
yüzünü örten örtüye benziyor.
Sanki beni öldürmeyecek kadar
onları gizliyor.
1088
Savaş meydanında
düşmanlarımı bile korkutan gücüm,
onun ışık saçan alnının önünde
paramparça oldu.
1089
Ceylanın mahcup bakışına
ve içindeki utanca sahip bir kadına
başka hangi süs gerek?
Onun en güzel mücevherleri
utangaçlığı ve bakışlarıdır.
1090
Şarap,
ancak onu içene haz verir.
Aşk ise yalnızca bakana bile
sarhoşluk verir.
110. Bölüm — İşaretleri Anlamak
1091
Onun sürmeli gözlerinde
iki türlü bakış var:
Biri bana aşk hastalığı verir,
diğeri o hastalığa
ilaç olur.
1092
Gözlerinin çalıp götürdüğü
o küçük bakış,
aşkın verebileceği hazzın
yarısından da büyüktür.
1093
Bana baktı,
sonra gözlerini yere indirdi.
İşte o bakış,
aşkımızın filizine
dökülen su oldu.
1094
Ben ona baktığımda
gözlerini yere indiriyor.
Ben bakmadığımda
bana bakıyor
ve usulca gülümsüyor.
1095
Doğrudan bakmadan,
göz ucuyla bana bakıyor
ve bir gözünü hafifçe kısarak
gülümsüyor.
1096
Yabancılar gibi
konuşsa da,
sözlerinin arasından
aramızdaki yakınlık
hemen anlaşılır.
1097
Kısa ve mesafeli sözleri,
sanki bana kızgınmış gibi bakışları,
aslında birbirini seven
iki insanın gizli işaretleridir.
1098
Ben yalvarırcasına baktığımda
onun yavaşça gülümsemesi,
zaten narin olan güzelliğine
bir güzellik daha katar.
1099
Birbirlerine yabancılarmış gibi
herkesin gözü önünde bakmak,
yalnızca
birbirini sevenlere özgüdür.
1100
Gözler
gözlerle buluşup
aynı şeyi söylediğinde,
ağzın söyleyeceği sözlerin
ne anlamı kalır?
111. Bölüm — Kavuşmanın Mutluluğu
1101
Görmenin, işitmenin,
tatmanın, koklamanın, dokunmanın
bütün mutlulukları
parlak bilezikli bu kadında
bir araya gelmiş.
1102
Her hastalığın ilacı
onu doğuran şeyden başkadır.
Ama onun bana verdiği
aşk hastalığının ilacı
yine kendisidir.
1103
Sevgilinin yumuşacık omzunda
uyumaktan daha tatlı
ne olabilir?
Lotus gözlü tanrının dünyası bile
bunun kadar güzel midir?
1104
Uzaklaşınca yakıyor,
yaklaşınca serinletiyor.
Bu kadının
böylesine şaşırtıcı bir ateşi
nereden edindiğini kim bilir?
1105
Çiçeklerle süslü saçları olan
sevgilimin kollarında,
o anda gönlüm ne isterse
onun kendisi
o şeye dönüşüyor.
1106
Bu sade ve güzel kızın kolları
her dokunuşumda
hayatımı yeniden canlandırıyor.
Herhalde kolları
ölümsüzlük iksirinden yapılmış.
1107
Bu güzel kadına sarılmak,
evinde kendi kazancından yiyen
ve elindekini başkalarıyla paylaşan
bir insanın mutluluğu gibi.
1108
Sevenlerin birbirine sarılışındaki
mutluluk ne büyük:
Aralarından
bir nefes bile geçemiyor.
1109
Nazlanmak,
gönül koymak,
barışmak ve yeniden sarılmak...
Âşıkların elde ettiği
en tatlı şeyler bunlardır.
1110
İnsan öğrendikçe
ne kadar az bildiğini daha iyi anlar.
Ben de sevgilimle
ne kadar çok birlikte olursam,
onu o kadar çok severim.
112. Bölüm — Sevgilinin Güzelliğini Övme
1111
Anicham çiçeği bile
incecik dokunuşuyla solar.
Ama sevgilim
ondan da narin.
Ey anicham, yaşa!
Senin zarafetin bile
onunki yanında kaba kalır.
1112
Çiçekleri görünce
şaşırma, ey gönlüm.
Herkesin gördüğü çiçekler
onun gözlerine benziyor diye
neden böyle kendinden geçiyorsun?
1113
Bedeninin her yanı
sanki ayrı bir güzellik:
Bambu gibi kollar,
taze filiz gibi omuzlar,
inci gibi dişler,
çiçek gibi gözler,
tatlı bir koku...
Bütün bunlar
onda birleşmiş.
1114
Çiçekler onun gözlerine
benzeyebileceklerini sanıyorlar.
Ama onu görünce
başlarını eğiyorlar.
1115
Onun gözlerine benzeyen
çiçekler bile
güzelliklerini yitiriyor.
Çünkü onun bakışı
çiçeğin güzelliğini
geride bırakıyor.
1116
Ay mı onun yüzüne benziyor,
yoksa onun yüzü mü aya?
Yıldızlar bile şaşırıyor;
hangisinin ay,
hangisinin onun yüzü olduğunu
ayırt edemiyorlar.
1117
Sevgilimin yüzü
aydan daha güzel.
Ayın ışığı yalnızca geceleri var;
onun yüzünün ışığı
her zaman.
1118
Ey ay,
eğer onun yüzüne benzeyebileceksen
seni seveceğim.
Ama önce söyle:
Onun yüzü gibi
güzelleşmeye nasıl cesaret ediyorsun?
1119
Ey ay,
onun çiçek gözlerine benzeyeceksen
herkesin önünde görünme.
Yalnız benim için
ışık saç.
1120
Onun gözleri
çiçeklere benziyor.
Onun yüzü
aya benziyor.
Ama hiçbir çiçek
onun gözleri kadar güzel değil;
hiçbir ay
onun yüzü kadar parlak.
113. Bölüm — Aşkın Yüceliğini Anlatma
1121
Yumuşak sözlü sevgilinin
inci gibi beyaz dişlerinin arasından süzülen su,
sütle balın birbirine karışması gibi
tatlıdır.
1122
Bu genç kadınla aramızdaki aşk,
beden ile ruh arasındaki bağ gibidir;
biri olmadan
ötekinin varlığı düşünülemez.
1123
Ey gözümün siyahındaki küçük suret,
çekil oradan.
Çünkü sevdiğim,
aydınlık alınlı sevgilimin
gözümde yerleşmesi için
artık sana yer yok.
1124
O yanımdayken
hayat gibidir;
benden uzaklaştığında ise
ölüm gibi.
1125
Parlak, savaşçı gözlü sevgilimi
unutabilseydim
onun erdemlerini hatırlayabilirdim.
Ama onu unutmak
elimden gelmiyor.
1126
Sevgilim gözlerimden
hiç ayrılmıyor.
Gözlerimi kırpsam bile
ona hiçbir şey olmuyor;
öylesine ince,
öylesine görünmez bir sureti var ki.
1127
Sevgilim gözlerimin içinde yaşarken
onları sürmelemiyorum.
Çünkü gözlerimi kapatıp
onu bir an olsun
görmez hâle gelmekten korkuyorum.
1128
Sevgilim kalbimin içinde yaşıyor.
Bu yüzden sıcak bir şey yemeye
çekiniyorum;
ya sıcaklık
orada ona zarar verirse?
1129
Gözlerimi kırpmıyorum;
çünkü kırparsam
sevgilimi bir an olsun
görmez hâle geleceğim.
Bunun için de
bu şehir halkı
onu sevgisiz olmakla suçluyor.
1130
O, kalbimin içinde
her zaman sevinçle yaşıyor.
Ama bunu bilmeyenler
onun benden ayrıldığını,
sevgisiz biri olduğunu söylüyor.
115. Bölüm — Söylentinin Yayılması
1141
Dedikodu yayılınca
hayatım yeniden güç buluyor.
Ne büyük talih ki
herkes bunun nedenini bilmiyor.
1142
Çiçek gözlü sevgilimin
eşsiz değerini bilmeden
bu şehir,
hakkımızda dedikodu çıkararak
onu bana armağan ediyor.
1143
Şehrin bütün bildiği
bu söylenti,
elde edemediğim sevgiliye
sanki kavuşmuşum gibi
bir mutluluk veriyor.
1144
Dedikodu aşkımı
daha da büyütüyor.
O olmasaydı
aşkım böyle güçlenmeden
zayıflayıp sönüp gidecekti.
1145
İçtikçe daha çok içmek isteyen
bir sarhoş gibi,
aşkımızın başkalarınca bilinmesi de
bana onu daha tatlı kılıyor.
1146
Onu yalnızca bir gün gördüm.
Ama hakkımızdaki söylenti
öyle hızla yayıldı ki,
sanki yılan ayı yutmuş
ve tutulma bütün göğü kaplamış.
1147
Bu aşk hastalığımın toprağına
şehrin dedikodusu gübre,
annemin sert sözleri ise
su oluyor.
Böylece hastalığım
daha da büyüyor.
1148
Ateşi yağla
daha da alevlendirmek gibi,
aşkı da dedikoduyla
daha da büyütüyoruz.
1149
Bana,
“Üzülme, korkma,”
diyen sevgilim,
şimdi herkesin utancını
bir yana bırakmışken,
ben nasıl olur da
yalnızca insanların sözlerinden
utanabilirim?
1150
Bu şehir bizim hakkımızda
ne kadar çok konuşursa
konuşsun.
Sevgilim beni istediğinde
bana kavuşacaktır.
Çünkü şehir
bizim istediğimiz dedikoduyu
kendisi yayıyor.
115. Bölüm — Söylentinin Yayılması
1141
Dedikodu yayılınca
hayatım yeniden güç buluyor.
Ne büyük talih ki
herkes bunun nedenini bilmiyor.
1142
Çiçek gözlü sevgilimin
eşsiz değerini bilmeden
bu şehir,
hakkımızda dedikodu çıkararak
onu bana armağan ediyor.
1143
Şehrin bütün bildiği
bu söylenti,
elde edemediğim sevgiliye
sanki kavuşmuşum gibi
bir mutluluk veriyor.
1144
Dedikodu aşkımı
daha da büyütüyor.
O olmasaydı
aşkım böyle güçlenmeden
zayıflayıp sönüp gidecekti.
1145
İçtikçe daha çok içmek isteyen
bir sarhoş gibi,
aşkımızın başkalarınca bilinmesi de
bana onu daha tatlı kılıyor.
1146
Onu yalnızca bir gün gördüm.
Ama hakkımızdaki söylenti
öyle hızla yayıldı ki,
sanki yılan ayı yutmuş
ve tutulma bütün göğü kaplamış.
1147
Bu aşk hastalığımın toprağına
şehrin dedikodusu gübre,
annemin sert sözleri ise
su oluyor.
Böylece hastalığım
daha da büyüyor.
1148
Ateşi yağla
daha da alevlendirmek gibi,
aşkı da dedikoduyla
daha da büyütüyoruz.
1149
Bana,
“Üzülme, korkma,”
diyen sevgilim,
şimdi herkesin utancını
bir yana bırakmışken,
ben nasıl olur da
yalnızca insanların sözlerinden
utanabilirim?
1150
Bu şehir bizim hakkımızda
ne kadar çok konuşursa
konuşsun.
Sevgilim beni istediğinde
bana kavuşacaktır.
Çünkü şehir
bizim istediğimiz dedikoduyu
kendisi yayıyor.
118. Bölüm — Gözlerin Kederi
1171
Bu amansız aşk hastalığını
bana göstererek başlatan
gözlerim,
şimdi neden onun için
ağlayıp duruyor?
1172
Ona düşüncesizce bakan
yine bu gözlerdi.
Şimdi neden
acı çekiyorlar?
Kendi yaptıklarından
pişman olmaları gerekmez mi?
1173
Ona bakmak için
sabırsızlanan bu gözler,
şimdi yaşlarla dolup taşıyor.
Ne tuhaf;
insanın gülesi geliyor.
1174
Bu boyalı gözler
bana dinmeyen bir aşk hastalığı verdi.
Şimdi ise
bütün gözyaşları tükendi;
artık ağlayamıyorlar.
1175
Bana denizden büyük
bir aşk tutkusu veren
bu gözler,
şimdi uykusuzluğun
acılarına katlanıyor.
1176
Bana bu hastalığı veren
gözlerimin şimdi
aynı hastalığa tutulduğunu görmek...
Ne hoş!
1177
Onu özlemle,
uzun uzun seyreden
bu gözler,
şimdi özlemden eriyip
gözyaşlarının kaynağını
kurutsunlar.
1178
O, beni yalnızca
sözleriyle sevmiş;
kalbiyle değil.
Ama onu göremediğim için
acı çeken yine
benim gözlerim.
1179
O yokken
uyuyamıyor gözlerim.
O yanımdayken de
uyuyamıyorlar.
Her iki durumda da
gözlerimin payına
acı düşüyor.
1180
Gözlerim,
birer davul gibi
derdimi çalıp ilan ediyor.
Bu yüzden
bu şehir halkından
aşkımızı gizlemek
ne kadar da zor.
119. Bölüm — Solgunluğun Verdiği Acı
1181
Sevgilimin gitmesine
kendim razı oldum.
Şimdi ayrılığın
bedenime yaydığı solgunluğu
kime anlatayım?
1182
“Bunu bana o verdi,”
diyerek övündüğüm sevgili,
şimdi bedenimin üzerine
bu solgunluğu da
o bırakıyor.
1183
Sevgilimden ayrılınca
bedenim sararıp soldu.
Ama aşkımın solduğunu
kimse söyleyemez.
1184
Bedenimdeki bu solgunluğu
gören herkes
sevgilimin beni sevmediğini sanıyor.
Oysa bilmiyorlar:
Bu solgunluk
benim ona duyduğum aşkın izidir.
1185
Sevgilimin ayrılığından
doğan bu solgunluk,
onun sevgisini
başkalarına anlatıyor.
Ben söylemeden
bedenim söylüyor.
1186
Sevgilimin ayrılığı
beni solgunlaştırdı.
Ama onun beni terk edişi
hakkında konuşmaya
yüzüm yok.
Çünkü ayrılmayı
ben kabul etmiştim.
1187
Aşkın verdiği solgunluk
bütün bedenimi kapladı.
Sanki sevgilimden ayrılırken
bütün güzelliğimi de
onunla birlikte gönderdim.
1188
Sevgilimden ayrıldığım için
solgunlaştım.
Ama bu hâlim
ona olan bağlılığımı
gizlemiyor;
tam tersine,
herkese gösteriyor.
1189
İnsanlar
“Sevgilin onu sevmiyor,”
diyorlar.
Oysa bu solgunluk
onun sevgisinin
bende bıraktığı iz.
1190
Ayrılık yüzünden
bedenimde beliren bu renk değişimi,
sevgilimin benden uzaklığını
gösteren bir işaret.
Kalbimdeki aşkı
gizlemek istesem bile
bedenim onu ele veriyor.
120. Bölüm — Yalnızlığın Acısı
1191
Beni bırakıp giden sevgilim,
benden başka hiçbir şey düşünmüyor.
Ben de ondan başka
hiçbir şeyi düşünemiyorum.
Aramızdaki bu ayrılık
neden bu kadar ağır?
1192
Sevgilimin yanımda olmadığı
bu yalnızlıkta,
gözlerim onu arıyor,
kalbim onu düşünüyor.
Bedenim burada,
ama gönlüm onun yanında.
1193
Onunla birlikteyken
zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım.
Şimdi ise
tek bir an bile
geçmek bilmiyor.
1194
Sevgilimin olmadığı yerde
gündüz bile gece gibi.
Onun bulunduğu yerde ise
gece bile gündüz.
1195
Beni terk eden sevgilim
geri dönecek diye
yaşamak,
ölümün eşiğinde
bir insanın yeniden nefes alması gibi.
1196
Ayrılık acısı
gittikçe büyüyor.
Başlangıçta küçük olan
bu ateş,
şimdi bütün bedenimi
sarmış durumda.
1197
Sevgilimin yokluğunda
geçirdiğim her gün,
bir yıl kadar uzun.
Onunla geçirdiğim
bir yıl ise
bir gün kadar kısa.
1198
Sevgilimin ardından
giden gözlerim,
artık başka hiçbir güzelliği
görmek istemiyor.
1199
Onun yokluğunda
gönlüm kendi kendine
onu arıyor.
Ben unutmak istesem bile
kalbim buna izin vermiyor.
1200
Sevgiliden ayrılmak
ölümden daha ağır.
Çünkü ölüm
hayatı sona erdirir;
ayrılık ise
yaşamaya devam ederken
insanı her gün yeniden yaralar.
121. Bölüm — Hatırlayanın Yakınması
1201
Aşk, şaraptan daha tatlıdır;
çünkü şarap yalnızca içildiğinde
mutluluk verir,
aşk ise
yalnızca hatırlandığında bile
bitmeyen bir sevinç verir.
1202
Aşkın verdiği mutluluk
her şeyden üstündür;
çünkü insan
sevgilisini düşündükçe
o mutluluğu yeniden yaşar.
1203
Beni düşündüğünde
hapşıracakmış gibi olan sevgilim,
neden hapşırmaktan
vazgeçti?
Yoksa beni düşünüyor da
bunu benden mi saklıyor?
1204
Acaba ben de
onun kalbinde var mıyım?
O benim kalbimde
hiç eksilmeden duruyor.
1205
Beni kendi kalbinde
saklayan sevgilim
hiç utanmıyor da,
neden ben onu
kendi kalbimde
bir an olsun
unutamıyorum?
1206
Onunla birlikte olduğum
günleri hatırladığım sürece
yaşıyorum.
Bunları hatırlamasam
benim için
yaşamanın ne anlamı kalır?
1207
Onu unutabilseydim
belki unuturdum.
Ama unutmayı bilmiyorum.
Onu düşündükçe
kalbim yanıyor.
1208
Onu ne kadar çok düşünsem
de bana kızmıyor.
Sevgilinin sevgisinin
en büyük güzelliği de
bu değil mi?
1209
“Sen benim canımdan
ayrı değilsin,” diyen sevgilimin
şimdi bana gösterdiği
acımasızlığı düşündükçe
canım eriyor.
1210
Ey ay,
batmadan kal!
Beni bırakıp giden,
ama kalbimden hiç ayrılmayan
sevgilimi
gözlerimle görebileyim.
122. Bölüm — Gece Görüleri
1211
Sevgilimin gönderdiği
bir haberle gelen bu rüyaya
nasıl bir şölen hazırlasam,
nasıl karşılasam onu?
1212
Ey balık gibi güzel gözlerim,
ne olur, benim dileğim üzerine
biraz uyuyun.
Böylece rüyamda buluştuğum sevgilime
ayrılık yüzünden çektiğim acıları
anlatabileyim.
1213
Uyanıkken bana
sevgisini göstermeyen sevgilimi
rüyamda görüyorum.
İşte böyle
hayatta kalıyorum.
1214
Uyanıkken bana gelmeyen sevgilimi
rüyamda bulmanın
bir mutluluğu var.
Rüya, onun yokluğunda
bana yeniden onu veriyor.
1215
Onu uyanıkken gördüğümde
ne kadar güzelse,
şimdi rüyamda gördüğümde de
o kadar güzel.
1216
Uyanıklık diye bir şey olmasaydı,
rüyamda bana gelen sevgilim
yanımdan hiç ayrılmazdı.
1217
Uyanıkken bana
iyilik göstermeyen o zalim,
rüyamda bana geliyor.
Rüyamda beni kucaklayan sevgilim
neden uyanınca
beni böyle yalnız bırakıyor?
1218
Uyuduğumda
omuzlarımın üzerine geliyor;
uyandığımda
hemen kalbimin içine giriyor.
1219
Uyanıkken sevgililerini göremeyenler,
rüyalarında da onları göremedikleri için
sevgililerine kızarlar.
1220
Bu şehir halkı
“Sevgilin seni terk etti,” diyor.
Ama rüyalarımda
onu gördüğümü bilseler,
acaba yine de
böyle konuşurlar mı?
123. Bölüm — Akşam Vaktinin Hüznü
1221
Ey akşam,
sen artık yalnızca akşam değilsin;
sevgilisinden ayrılanların
canını yiyen bir ölüm okusun.
Yine de yaşa, ey vakit!
1222
Ey şaşkın, bulanık akşam,
gözlerin neden böyle kederli?
Senin de mi
benimki gibi
acımasız bir sevgilin var?
1223
Akşam önce yalnızca
bir ürperti gibi belirirdi.
Şimdi ise
acı filizleniyor içinde
ve büyüyerek geliyor.
1224
Sevgilim yokken
akşam geliyor;
tıpkı bir celladın
kurbanına doğru
yürümesi gibi.
1225
Sabaha ne iyilik yaptım ki
bana böyle iyi davranıyor?
Akşama ne kötülük yaptım da
bana böyle düşman?
1226
Sevgilim yanımdayken
akşamın ne kadar acımasız
olduğunu bilmiyordum.
Onun yokluğunda
akşamın gerçek yüzünü
öğrendim.
1227
Bu aşk hastalığı
sabah bir tomurcuk gibi açılıyor,
bütün gün büyüyor,
akşam olduğunda ise
çiçek gibi açıp
bütün acısıyla üzerime çöküyor.
1228
Ateşe benzeyen akşama
haberci olan çobanın kavalı,
şimdi ölüm getiren
bir silah gibi
beni vuruyor.
1229
Akşam çöktüğünde
aklım bulanıyor,
bu şehir de
benimle birlikte
şaşkınlık ve keder içinde kalıyor.
1230
Servet kazanmak için
benden ayrılıp giden sevgilimi
düşündükçe,
akşam çöküyor
ve benim ölmeyen canım
yavaş yavaş tükeniyor.
124. Bölüm — Ayrılıkta Solma
1231
Sevgilimden ayrılınca
güzelliğimin bütün renkleri
birer birer siliniyor.
Ama onun sevgisini
yitirdiğimi kim söyleyebilir?
1232
Ayrılık ateşi
bedenimi yakarken,
gözlerim hâlâ
sevgilimin yolunu gözlüyor.
1233
Beni bırakıp giden sevgilim
uzakta.
Ben ise burada,
onun ardından
eriyip gidiyorum.
1234
Bedenimdeki solgunluk
herkese onun gittiğini söylüyor.
Ben sustukça
bedenim konuşuyor.
1235
Sevgilimin yokluğu
güzelliğimi aldı.
Ama ona duyduğum aşkı
alamadı.
1236
Bir zamanlar
sevgilimin yanında parlayan yüzüm,
şimdi ayrılığın gölgesinde
solgun ve renksiz.
1237
Aşkın verdiği acı
önce gözlerime,
sonra yüzüme,
sonra bütün bedenime
yayılıyor.
1238
Sevgilimden ayrıldığımı
söylememe gerek yok.
Beni gören herkes
bedenimdeki solgunluktan
bunu anlıyor.
1239
Onun yokluğunda
güzelliğimi kaybettim.
Ama sevgilim dönerse
kaybettiğim her şeyi
yeniden kazanacağım.
1240
Ayrılık beni
ne kadar soldurursa soldursun,
kalbimdeki aşkı
hiçbir güç
solduramıyor.
125. Bölüm — Gönülle Konuşmak
1241
Ey gönlüm,
düşünüp bana bir çare söylemez misin?
Bu dayanılmaz aşk hastalığını
iyileştirecek bir ilaç
bulamaz mısın?
1242
Ey gönlüm, yaşa!
Sevgilim seni sevmiyorken
onun yokluğuna üzülmen
ne büyük bir budalalık!
1243
Ey gönlüm,
bizi bu acıya düşüren kişi
bizi hiç hatırlamıyorsa,
oturup onu düşünerek
kendimizi tüketmenin ne yararı var?
1244
Ey gönlüm,
onun yanına gideceksen
şu gözleri de yanında götür.
Çünkü onu görme özlemiyle
beni yiyip bitiriyorlar.
1245
Bize sırt çevirse bile,
ona bunca bağlıyken
onu düşmanımız sayabilir miyiz,
ey gönlüm?
1246
Bizi barıştırmayı bilen
sevgilimizin yüzünü gördüğünde
bütün kırgınlığını unutup
hemen onun kollarına koşacağını biliyorum.
Korkarım,
şimdiki öfken de
yalnızca göstermelik.
1247
Ey gönlüm,
ya aşkından vazgeç
ya da utancından.
Çünkü ikisini birden
taşımaya gücüm yetmiyor.
1248
“Acıyıp geri dönsün,”
diye iç geçiriyorsun;
sonra da bizi bile bile terk eden
sevgilinin peşinden gitmek istiyorsun.
Gerçekten de
ne kadar saf bir gönlün var!
1249
Ey gönlüm,
sevgilinin zaten
kendi içinde bulunduğunu bildiğin hâlde
onu dışarıda nerede arıyorsun?
1250
Bizi terk etmiş sevgiliyi
hâlâ kalbimizde barındırırsak,
kendimizi biraz daha
tüketmekten başka
ne elde edeceğiz?
126. Bölüm — Utancın Aşılması
1251
Aşkın baltası,
utangaçlığın sürgüsüyle kapanmış
iffet kapısını bile
kırıp açar.
1252
Aşk denen şey
ne acımasızdır!
Gecenin en derin saatinde bile
kalbimi rahat bırakmaz.
1253
Aşkımı
kalbimin içinde saklamaya çalışıyorum.
Ama o,
bir hapşırık gibi,
ben istemeden
birden dışarı taşıyor.
1254
“Onurlu davranacağım,
kendimi tutacağım,”
diye düşünüyordum.
Ama aşk
bütün perdeleri yırtıp
kendini herkesin önünde
ortaya çıkarıyor.
1255
Sevgilisi onu acımasızca terk etmiş olsa bile
onun ardından gitmeyi reddeden
o ağırbaşlı gurur,
aşk hastalığına tutulmuş
bir kadının bilmediği bir şeydir.
1256
Ey keder,
seni ne kadar da seviyorum!
Beni terk eden kişinin
ardından gitmemi
istiyorsun benden.
1257
Sevgilim bana
biraz olsun sevgi gösterdiğinde,
bütün utancımı,
bütün gururumu
bir anda unutuyorum.
1258
Bin türlü oyun bilen
o kurnaz sevgilimin
yumuşak sözleri,
kadınlık gururumu koruyan
bütün savunmaları
yerle bir ediyor.
1259
“Öfkelenip gideceğim,”
diye düşündüm.
Ama onu görünce
kollarına sarıldım.
Çünkü kalbimin
çoktan onunla birleştiğini
anladım.
1260
Kalbi ateşe atılmış yağ gibi
eriyip giden insanlar,
“Birleşsek bile
küslüğümüzü sürdüreceğiz,”
diyebilir mi hiç?
127. Bölüm — Kavuşma Özlemi
1261
Gözlerimin ışığı söndü,
yolları gözlemekten.
Parmaklarım da tükendi,
duvara işaretleyip
onun gittiği günleri saymaktan.
1262
“Bugün onu unutayım,”
desem de,
onu unutmak
omuzlarımdaki bileziklerin
yerinde durması kadar kolay değil.
1263
Ayrılık günlerini
sayarken,
her geçen gün
bir öncekinden daha uzun
geliyor bana.
1264
Geri döneceği günü
beklemek,
güneşin doğmasını beklemek gibi değil;
her sabah
yeniden umutlanıp
yeniden yanmak.
1265
Sevgilimin dönüşünü
bekleyen gözlerim,
uzaktaki yolu görmekten
öyle yoruldu ki,
artık onu beklemekten başka
bir şey göremez oldular.
1266
Onun geleceğini
düşündükçe
kalbim yeniden canlanıyor.
Ama gelmediği her an
bu umut
yeniden acıya dönüşüyor.
1267
Sevgilim geri dönerse
ona kavuşacağım.
Ama ayrılık boyunca
çektiğim acıyı düşününce,
bu kavuşmanın
bana ne getireceğini
bilemiyorum.
1268
Geri döneceği günü
düşünerek yaşamak,
ayrılık acısının
içinde kalan
tek tesellim.
1269
Sevgilim geri dönse
bütün acılarım
bir anda dinecek.
Ama o dönene kadar
bu kalp
nasıl dayanacak?
1270
Kalbim ayrılığın acısıyla
paramparça olup ölürse,
onun geri dönmesinin
ne anlamı kalır?
Bana kavuşsa ne olur,
bana sarılsa ne olur,
ben artık
orada olmayacaksam?
128. Bölüm — Gizli Düşünceleri Okumak
1271
Saklamaya çalışsan da
gözlerin kendini tutamıyor;
kalbinde sakladığın
bir düşünceyi
bana söylüyor.
1272
Gözlerimi dolduran
o güzel kızın,
bambu gibi narin kollarıyla,
kadınlığın bütün inceliğinden
daha büyük bir mahareti var.
1273
Kristal bir boncuğun içinden
görünen iplik gibi,
kalbinden geçen gizli düşünce
henüz saklı olsa da
apaçık görünüyor.
1274
Daha açılmamış bir tomurcuktaki
gizli koku gibi,
o masum kızın
yarım kalmış gülümsemesinde
saklı bir anlam var.
1275
Yükselen düşüncesini
ustalıkla gizleyip
yanımdan ayrılması bile
kalbimdeki acıyı
dindirecek kadar güzel.
1276
Bana karşı
öylesine şefkatli ve tatlı ki...
Kalbinde saklamaya
güçlükle çalıştığı
bir şey olduğunu hissediyorum.
Bu da bana
yeniden ayrılacağımızı
sezdiriyor.
1277
Sevgilimin benden
uzaklaşacağını
benim kalbimden önce
bileziklerim anladı.
1278
Sevgilim
daha dün gitti.
Ama bedenim
sanki yedi gündür
solup sararıyor.
1279
Bileziklerine baktı,
narin koluna baktı,
sonra ayaklarına...
Bana anlatmak istediği
işaretler bunlardı.
1280
Gözleriyle
ayrılığın acısını anlatıyor;
eğer sevgilisi gidecekse
onunla birlikte gitmesine
izin verilmesini diliyor.
Bunu yalnızca gözleriyle
anlatması,
kadınlığın en ince,
en zarif hâli.
129. Bölüm — Kavuşma Özlemi
1281
Düşüncesi bile
insana sevinç verir;
görmek ise
başlı başına mutluluktur.
Bunların ikisi de
şarabın değil,
aşkın verdiği sarhoşluktur.
1282
Aşk, palmiye ağacı kadar
büyük ve doluysa,
bir darılmanın
darı tanesi kadar küçüğüne bile
yer kalmaz.
1283
Beni önemsemese,
canının istediğini yapsa bile,
onu görmeden
gözlerim
bir türlü dinlenmiyor.
1284
Dostum,
ona gönül koymaya gitmiştim.
Ama kalbim
bütün kırgınlığını unuttu
ve ona sarılmaya gitti.
1285
Gözü boyayan kalemi
göremeyen göz gibi,
sevgilimi gördüğüm anda
onun kusurlarını
göremiyorum.
1286
Onu gördüğümde
hiçbir kusurunu görmüyorum.
Onu görmediğimde ise
gözüm hiçbir şey görmüyor;
yalnızca kusurlarını görüyor.
1287
Akıntının kendisini
alıp götüreceğini bile bile
suya atılan insan gibi,
sonunun ne olacağını bildiğim hâlde
ona gönül koymam
ne işe yarar?
1288
Ey hırsız!
Göğsün bana,
bütün zararını bildiği hâlde
şaraptan vazgeçemeyen sarhoşun
şaraba duyduğu istek gibi.
1289
Aşk çiçekten bile
daha narindir.
Onun inceliğini
gerçekten kavrayabilen
çok az insan vardır.
1290
Bir gün bana yaklaşınca
gözlerinde öfke vardı.
Ama ona sarıldığımda
sevgisi ağır bastı;
şefkati benimkinden bile
daha büyük çıktı.
130. Bölüm — Gönülle Hesaplaşmak
1291
Ey gönlüm,
onun kendi kalbine bağlı olduğunu görüyorsun;
öyleyse neden
sen de bana bağlı değilsin?
1292
Ey gönlüm,
onun bize ilgisiz kaldığını
gördüğün hâlde,
neden hâlâ
onu kendine dost sayıp
ardından gidiyorsun?
1293
Ey gönlüm,
yoksa bahtsızların
hiç dostu olmadığını mı düşünüyorsun?
Neden kendi isteğinle
onun peşinden gidiyorsun?
1294
Ey gönlüm,
ona kızıp nazlanmadan
hemen sevincini gösterdin.
Bundan sonra
sana böyle konularda
kim danışır?
1295
Ona kavuşamamaktan korkuyorsun;
kavuşunca da
onu kaybetmekten.
Ey gönlüm,
senin acının
sonu yok.
1296
Ey gönlüm,
yalnız başıma oturup
onu düşündüğümde
beni yiyip bitirmekten
başka ne işe yarıyorsun?
1297
Onu unutmayı bilmeyen,
kendi onurunu koruyamayan
bu akılsız gönlün yüzünden
ben de
utangaçlığımı unuttum.
1298
Ey gönlüm,
“Sevgilimi küçümsemek
bize yakışmaz,” diyorsun;
bu yüzden
hep onun tarafını tutuyorsun.
1299
İnsan kendi gönlünden
destek bulamazsa,
acı çektiği zaman
ona kim yardım edebilir?
1300
Kendi gönlüm bile
benim yanımda değilse,
yabancıların
beni umursamamasına
şaşılır mı?
131. Bölüm — Sevgililerin Küslüğü
1301
Sarılmayayım ona;
biraz nazlanayım.
Böylece
benim küslüğüm karşısında
çektiği acıyı
biraz seyredeyim.
1302
Biraz küslük
yemeğe katılan tuz gibidir;
yerinde olursa
tadını güzelleştirir.
Ama uzarsa
fazla tuz gibi
bütün tadı bozar.
1303
Acı çeken sevgiliyi
sarılmadan bırakmak,
zaten yaralı birinin
yarasına yeniden
acı vermektir.
1304
Gönül koymuş sevgiliyi
tatlı sözlerle barıştırmamak,
solmuş bir sarmaşığı
kökünden kesmek gibidir.
1305
Çiçek gözlü sevgilinin
küçük nazları,
iyi ve erdemli bir insan için bile
güzel bir zarafettir.
1306
Hiç küslük olmadan yaşanan aşk
fazla olgunlaşmış meyve gibidir;
hiçbir naz ve küçük kırgınlık olmadan
aşkın tadı
eksik kalır.
1307
Sevgililerin küslüğünde bile
bir acı vardır:
“Ya yeniden kavuşmamız
çok gecikirse?”
1308
Sevgilinin
derdimi anlayacağı
bir kimse olmadığında,
çektiğim acıyı
içimde büyütmenin
ne anlamı var?
1309
Gölgedeki serin suda
yüzmek nasıl hoşsa,
sevilen insanla
bir süre gönül koymak da
öyle tatlıdır.
1310
Beni küstürüp
öylece acı içinde bırakan
sevgilimle yeniden birleşmeyi
hâlâ isteyen gönlümün
tek sebebi var:
Ona duyduğu arzudan
vazgeçememesi.
132. Bölüm — Küslüğün İncelikleri
1311
“Bütün kadınların
gözleriyle paylaştığı
bir göğse sarılmam.”
Sevgilim,
başkalarının bakışlarına bile
kıskanıyor beni.
1312
Bir gün küsmüş,
hiç konuşmuyorduk.
O hapşırdı.
Benden
“Çok yaşa!” dememi beklediğini
biliyordum.
Ama ben susmaya devam edince
yeniden hapşırdı.
1313
Bir gün saçımı
çiçeklerle süsledim.
Sevgilim hemen sordu:
“Bu çiçekleri
hangi kadın için taktın?”
1314
“Bütün kadınlardan
daha çok seni seviyorum,” dedim.
Hemen sordu:
“Bütün kadınlardan mı?
Kimlerden daha çok?”
Ve küstü.
1315
“Bu dünyada senden
hiç ayrılmayacağım,” dedim.
Gözleri hemen
yaşlarla doldu.
1316
“Bugün seni düşündüm,” dedim.
“Demek daha önce
unutmuştun,” diye karşılık verdi
ve benden
biraz daha uzaklaştı.
1317
Hapşırdım.
Önce bana
“Çok yaşa,” dedi.
Sonra birden yüzü değişti:
“Acaba kimi düşünüyordun da
hapşırdın?”
1318
Ben onu övdükçe
sevgilim daha da kızıyor.
“Beni başkalarının yanında
neden böyle övüyorsun?”
der gibi bakıyor.
1319
Küslüğünü gidermek için
ona gönlünü alacak sözler söylesem,
bu kez:
“Başka kadınlara da
böyle davranırsın,”
diyerek yeniden kızıyor.
1320
Onunla barışmak için
ne söylesem,
sözlerim yeni bir
küslüğün bahanesine dönüşüyor.
Aşkın en ince nazı da bu:
Sevgiliyi memnun etmeye çalışırken
onu daha da kıskandırmak.
133. Bölüm — Küslüğün Mutluluğu
1321
Onda hiçbir kusur olmasa bile
ona biraz gönül koymak,
sevgisini bana
daha da çoğaltır.
1322
Küslüğün verdiği
küçücük acı,
azalan sevgiyi bile
yeniden yeşertir.
1323
Toprakla suyun
birbirine karışması gibi
birleşen iki kalbin
küslüğünden doğan mutluluk kadar
yüce başka bir mutluluk var mı?
1324
Sarılıştan sonra başlayan
o tatlı küslüğün içinde
kalbi paramparça eden
gizli bir silah vardır.
1325
Sevgilim kusursuz olsa bile,
o yumuşak kollardan
bir süre uzak kalmanın
kendine özgü bir tadı vardır.
1326
Yemekten daha tatlı
bir şey vardır:
Aşk.
Kavuşmaktan daha tatlı olan ise
sevgiliyle biraz
gönül koymaktır.
1327
Küslükte yenilen,
aslında kazanmıştır.
Bunun gerçek zaferi
yeniden kavuştuğumuzda
ortaya çıkar.
1328
Küslükten sonra
yeniden kavuştuğumuzda
alnımızda terler belirirken
ortaya çıkan o tuzlu tatlılığı
yeniden tadabilecek miyiz?
1329
Ey parlak bilezikli sevgilim,
biraz daha küslük et.
Ben senden af dilemeye
devam edeyim.
Ve ne olur,
bu gece hiç bitmesin.
1330
Küslük aşk için bir mutluluktur;
ama asıl mutluluk,
küslüğün ardından
yeniden kavuşabilmektir.
Trivalluvar