Yağmurun Türküsü
4 Ekim 2026
Seher vaktinde iki gözün (sank)i iki hurma ormanı,
Veya ayın uzaklaşmaya başladığı iki balkondur.
İki gözün tebessüm ettiği zaman üzüm bağları yapraklanır,
Gecenin sonu seher vaktinde (sandalın) kürekleri nehri titretince,
Nehirdeki ayların (akisleri) gibi, iki gözünde ışıklar raks eder.
Yine iki (göz, tebessüm edince) sanki onların derinliğinde yıldızların nabzı atar.
Hafif hüzünden sise batan iki göz,
Akşamın iki elini üzerine koyduğu,
İçerisinde kışın sıcaklığı, sonbaharın titreyişi,
Ölüm, doğum, karanlık ve aydınlığın olduğu deniz gibidir.
Hıçkırık bütün ruhumu kaplar.
Ve vahşi bir coşku, semayı kucaklar,
Aydan korkan çocuğun, çılgınlığı gibi.
Sanki yağmursuz bulutların kavisleri, yağmurlu bulutları içiyor,
(Yağmursuz bulutun kavisleri) katre, katre yağmurun içinde eriyor.
Ve asma çardaklarında çocukların kahkahaları yükseldi.
Ve yağmurun yağış türküsü,
Ağaçtaki suskun kuşları gıdıkladı.
Yağmur… Yağmur… Yağmur…
Akşam esnerken, yağmur bulutları yağdırmaya devam ediyor,
Bulutların bol/ağır gözyaşlarından boşalan boşalıyor.
(Yağmurun sesi) sanki uyumadan önce annesini sayıklayan,
Bir senedir uyanıkken annesini bulamayan,
Sonra annesinin nerede olduğunu ısrarla soran bir çocuk gibi.
O çocuğa, “annen yarından sonra dönecek.”
“Mutlak dönecek” dediler.
Bu arada çocuğun arkadaşları, “annesinin orada olduğunu,
Tepenin yanında, ölüm uykusu uyuduğunu,
Mezarın toprağından yediğini, yağmurdan içtiğini” fısıldaştılar.
(Çocuğun bu hali) sanki ağını hüzünle toplayan,
Suya ve kadere kahreden, balıkçıya benziyor.
O (balıkçı), ay batınca türkü söylüyor,
Yağmur…
Yağmur… diye.
Biliyor musun yağmur, hangi hüznü gönderir?
Yağmur yağınca oluklar nasıl şiddetle inler?
Ve yağmur içerisinde yapayalnız olan kişi, nasıl tükenişini hisseder?
Dinmeyen yağmur, sanki akan kan gibi, açlar gibi,
Sevgi gibi, çocuklar gibi, ölüler gibi…
Göz bebeklerin, Haliç’in dalgaları boyunca
Yağmurla beraber bana bakıyor.
Şimşekler, yıldızlar ve deniz kabuklarıyla beraber
Irak’ın sahillerini aydınlatıyor.
Sanki yıldızlar doğmak istiyor,
Ama gece, kandan olan örtüyü yıldızların üzerine çekiyor.
Haliç’e bağırıyorum:
“Ey Haliç, ey inci, deniz kabuğu ve ölüm veren Haliç”
Sesimin yankısı:
Sanki hıçkırık gibi,
“Ey Haliç,
Ey deniz kabuğu ve ölüm veren haliç”
(şeklinde yankılanıyor.)
Irak’ın, gök gürültüsünü topladığını sanki duyar gibiyim.
(Irak) şimşekleri ovalarda ve dağlarda depoluyor/biriktiriyor.
Şayet erkekler, (adeta testide/şişede toplanan şimşeklerin) kapağını açarsa,
Sanki rüzgârlar, vadide
Semûd kavminin izini bırakmadığı gibi (düşmanı bırakmayacak.)
Sanki hurma ağacının yağmuru içtiğini
Ve feryat eden köyleri duyar gibiyim.
Duyar gibiyim yelkenler ve küreklerle,
Haliç’in fırtınasıyla ve şimşeklerle
Boğuşan muhacirlerin:
Yağmur…
Yağmur…
Yağmur…
diye türkü söylediklerini.
Irakta açlık var.
Hasat mevsimi, orada mahsulünü saçar,
Nihayet kargalar ve çekirgeler doysun.
Ve tarlalarda değirmenler döner ki,
Taneleri ve taşları öğütsün. …(Değirmenin) etrafındaki insanlar,
Yağmur
Yağmur
Yağmur (der)
(Irak’ı) terk etmek zorunda kaldığımız gece, ne çok gözyaşı döktük.
Sonra kınanmaktan korktuğumuz için, yağmuru neden gösterip
(onlar gözyaşı değil de),
Yağmur
Yağmur dedik.
Küçüklüğümüzden beri sema,
Kışları bulutlanırdı.
Ve yağmur bol yağardı.
Her yıl -toprak yeşerdiğinde- açlık çekerdik.
Irak’ın aç olmadığı, bir yıl geçmedi.
(Senden yardım istiyoruz)
Yağmur…
Yağmur…
Yağmur…
Yağmurun her katresinde,
Çiçeklerin tohumlarından sarı ve kırmızı renkler vardır.
Çıplak ve açların her bir gözyaşı
Ve kölelerinin kanından dökülen her bir katre,
Sanki yeni dudağı bekleyen tebessümdür.
Yahut bebeğin ağzındaki gül renkli memenin, ucu gibidir.
(Tüm bunlar) genç ve hayat veren yarının dünyasında olacak.
Irak yağmurla yeşillenip, otlanacak.
Yağmur(la)…
Yağmur(la)…
Yağmur(la)…
Haliç’e bağırıyorum: “Ey Haliç!”
Ey inci, istiridye kabuğu ve ölüm veren haliç!”
Sesimin sedası, sanki hıçkırık gibi,
“Ey haliç, ey deniz kabuğu ve ölüm veren haliç!” diye yankılanıyor.
Ve Haliç bol hibelerinden / ihsanlarından kumların üzerine, (şunları saçar:)
Tuzlu köpük, istiridye kabuğu ve
Haliç’in karanlığında ve derinliğinde ölüm içmeye devam eden
Muhacirlerden, boğulmuş zavallının kemiklerden geriye kalanları saçıyor.
Fırat’ın cömertliği ile yetiştirdiği çiçeğin leziz içeceğini,
Irak’ta bin yılan içiyor.
Ve Yağmur,
Yağmur,
Yağmur
şeklinde Haliçte çınlayan yankıyı duyuyorum.
Yağmurun her katresinde,
Çiçeklerin tohumlarından sarı ve kırmızı renkler vardır.
Çıplak ve açların her bir gözyaşı
Ve kölelerin kanından dökülen her bir katre,
Sanki yeni dudağı bekleyen tebessümdür.
Yahut bebeğin ağzındaki gül renkli memenin ucu gibidir.
(Tüm bunlar) genç ve hayat veren yarının dünyasında olacak.
Ve yağmur coşacak…
Badr Şâkir es-Seyyâb
Çeviri: Ramazan Kazan