Yağmura Yenilmeden
yenik düşmeden
ne yağmura ne rüzgâra,
ne sıcağa ne kışa boyun eğmeden
sağlam bir bedende
arzu duymadan,
öfkelenmeden
sessiz gülümsemesini takınan.
günde bir tas çorba,
biraz ekmek ve sebze karnını doyurmaya yeten,
kendine pay içmeyen her olan bitenden
ama iyice anlayan yaşananları,
sonra da unutmayan.
küçük bir kulübede
çam ağaçları gölgesinde konaklayan.
doğuda hasta düşse çocuk,
yardımına koşan
batıda bir anne yorulmuşsa
gidip yükünü kucaklayan
güneyde ölen varsa "korkma" diye teskin eden
ve kim kavgaya tutuşsa kuzeyde
ayırmaya çalışan.
kurak günlere gözyaşı döküp
yazın sıcağında çaresiz, çırpınan
ahmak deseler de aldırmayan
ve dert etmeyen üzülmeyi ya da yerilmeyi.
işte böyle biridir, olmak istediğim.
Kenji Miyazawa
Japoncadan çeviren: Merve Yiğit, İrem Melisa Kesim, Gülçin Yağmur
Yağmura Yenilmeden: Dünyanın Acısına Duyarlı Bir İnsan Olmak
Bu şiir, Kenji Miyazawa’nın “Ame ni mo Makezu” (雨ニモマケズ / Yağmura da Yenilmeden) adlı şiiridir. Miyazawa’nın şiir dünyasını anlamak için en önemli metinlerinden biridir. İlk bakışta “nasıl bir insan olmak istiyorum?” sorusuna verilmiş sade bir cevap gibi görünse de, şiirin altında Budist düşünce, özveri, doğayla uyum, toplumsal sorumluluk ve acı karşısında dayanıklılık fikri birlikte çalışır.
Şiirin merkezindeki insan
Şairin olmak istediği insan, güçlü olduğu için başkalarına hükmeden biri değildir. Tam tersine, kendisinden mümkün olduğunca az şey isteyen ve başkaları için mümkün olduğunca çok şey yapabilen biridir.
İlk bölümdeki:
“ne yağmura ne rüzgâra,
ne sıcağa ne kışa boyun eğmeden”
sözleri yalnızca fiziksel dayanıklılığı anlatmıyor. Yağmur, rüzgâr, sıcak ve kış insanın karşısına çıkan hayat şartlarının sembolleri gibi okunabilir. Şair, koşulların insanı biçimlendirmesine teslim olmayan bir karakter arıyor.
Fakat hemen ardından çok önemli bir kırılma geliyor:
“sağlam bir bedende
arzu duymadan,
öfkelenmeden”
Burada şiirin “güçlü insan” anlayışı ortaya çıkıyor. Güç, saldırmak veya elde etmek değil; arzu ve öfkenin insanı yönetmesine izin vermemek.
Dolayısıyla şiirin ideal insanı Stoacı bir figürü de andırıyor: Dış dünyanın değişkenliği karşısında sarsılmayan, kendi tutkularına hâkim olan biri.
“Sessiz gülümsemesini takınan”
Bu dize şiirin en güzel karakter ayrıntılarından biri.
Şair büyük bir kahraman tasarlamıyor. İnsanların önünde kendisini sergileyen, iyiliğini ilan eden, “ben fedakârım” diyen biri değil bu.
Sessizce gülümsüyor.
Yani iyilik onun için bir gösteri değil, bir yaşam biçimi.
Bu nedenle şiirin kahramanında bir tür gösterişsiz azizlik var. Kendini öne çıkarmadan yaşayan, yaptığı iyiliğin karşılığını istemeyen biri.
“Kendine pay biçmeyen”
İkinci bölümde şiirin ahlaki omurgası daha açık hale geliyor:
“kendine pay biçmeyen her olan bitenden
ama iyice anlayan yaşananları,
sonra da unutmayan.”
Buradaki düşünce çok güçlü.
Şair olan her şeyden kendisine bir çıkar veya mağduriyet payı çıkarmıyor, fakat dünyaya karşı kayıtsız da değil.
Bu ikisi arasındaki fark önemli:
Kendini merkeze koymamak ≠ dünyayı umursamamak.
Tam tersine, şiirin insanı dünyayı çok dikkatli gözlemliyor.
“İyice anlayan” ve özellikle “sonra da unutmayan” ifadeleri, şiire hafıza boyutu kazandırıyor. Acıyı gördükten sonra unutmak kolaydır. Miyazawa'nın ideal insanı ise gördüğü acıyı hafızasında taşıyor ve buna göre davranıyor.
Bir kulübe ve bütün dünya
Şiirin belki de en büyük karşıtlığı burada:
“küçük bir kulübede
çam ağaçları gölgesinde konaklayan.”
Fiziksel olarak küçücük bir hayat.
Ama hemen ardından:
“doğuda hasta düşse çocuk,
yardımına koşan
batıda bir anne yorulmuşsa
gidip yükünü kucaklayan”
Şairin bedeni küçük bir kulübede, fakat vicdanının sınırları yok.
Doğu, batı, güney, kuzey...
Bu yönler yalnızca coğrafya değildir. Dünyanın dört yönünü sayarak şiir, insanın merhamet alanını bütün dünyaya genişletiyor.
Üstelik yardım soyut değil.
Çocuk hastaysa koşuyor.
Anne yorulmuşsa yükünü taşıyor.
Birisi ölüyorsa:
“korkma”
diyor.
İnsanlar kavga ediyorsa ayırmaya çalışıyor.
Yani şiirde merhamet, yalnızca “üzülmek” değildir. Eyleme dönüşmüş merhamettir.
Şiirin en önemli taraflarından biri: Acı karşısında kayıtsızlaşmamak
Son bölüm bana göre şiirin kalbidir:
“kurak günlere gözyaşı döküp
yazın sıcağında çaresiz, çırpınan”
Burada çok ilginç bir insan görüyoruz.
Kuraklık karşısında ağlıyor.
Sıcağın altında çaresizce çırpınıyor.
Yani ideal insan acıya karşı duygusuzlaşmış bir insan değil.
Dayanıklı olmak, acı hissetmemek anlamına gelmiyor.
Tam tersine:
Dünyanın acısını hissedebildiği için ağlıyor.
Bu, şiirin başındaki “yağmura yenilmemek” fikrini de değiştiriyor. Şair yağmura karşı duygusuz bir kaya olmak istemiyor. Yağmura yenilmeyecek kadar dayanıklı, ama kuraklığa ağlayacak kadar duyarlı olmak istiyor.
Bence şiirin en büyük güzelliği burada.
“Ahmak deseler de aldırmayan”
Şiirin sonunda toplumun yargısı devreye giriyor:
“ahmak deseler de aldırmayan
ve dert etmeyen üzülmeyi ya da yerilmeyi.”
Çünkü böyle yaşayan biri çevresindekilere pekâlâ “ahmak” görünebilir.
Neden?
Çünkü çıkarını düşünmüyor.
Kendisine pay çıkarmıyor.
Başkasının yükünü taşıyor.
Ölenin başında duruyor.
Kavga edenleri ayırıyor.
Kuraklık için ağlıyor.
Üstelik bunun karşılığında hiçbir şey istemiyor.
Dünyanın ölçüsüne göre bu davranışlar akılsızlık gibi görülebilir.
Miyazawa ise tam tersini söylüyor:
İnsanların beni nasıl değerlendirdiği, nasıl biri olmam gerektiğini belirlememeli.
Böylece şiirin “yağmura yenilmemek” düşüncesi yalnızca doğaya karşı direnmek olmaktan çıkıp toplumsal yargılara karşı direnmeye de dönüşüyor.
Şiirin gizli gerilimi: “Olmak istediğim” ile “olduğum” arasındaki mesafe
Son dize:
“işte böyle biridir, olmak istediğim.”
Bütün şiiri bir anda farklı bir ışık altında gösteriyor.
Şair “Ben böyle biriyim” demiyor.
“Böyle biri olmak istiyorum.”
Dolayısıyla şiir bir portre değil, bir vicdan manifestosu.
Hatta biraz da bir kendine yazılmış dua gibi.
İnsan kendisine şu soruları soruyor:
- Daha az arzu eden biri olabilir miyim?
- Daha az öfkelenebilir miyim?
- Başkasının acısını görebilir miyim?
- Gördüğümü unutmayabilir miyim?
- Yardım gerektiğinde gerçekten harekete geçebilir miyim?
- İnsanların yargısından bağımsız yaşayabilir miyim?
- Dünyanın acısını hissederken yine de dayanabilir miyim?
Ve bütün bunların sonunda:
“Böyle biri olmak istiyorum.”
diyor.
Miyazawa'nın insanı: güçlü değil, dayanıklı; büyük değil, faydalı
Şiirin ideal insanını “kahraman” kelimesiyle tanımlamak biraz yanıltıcı olur.
Çünkü klasik kahraman olağanüstü işler yapar.
Buradaki insan ise:
bir tas çorbayla yetinir,
küçük bir kulübede yaşar,
başkasının yükünü taşır,
hastaya yardım eder,
ölen kişiyi teselli eder.
Yani büyüklüğü, yaptıklarının büyüklüğünden değil, kendisine ayırdığı yerin küçüklüğünden geliyor.
Şiirde olağanüstü bir hayat arzusu yok.
Tam tersine:
Sade yaşa.
Az iste.
Çok anla.
Unutma.
Yardım et.
Dayan.
Ve bütün bunları gösterişsiz yap.
Bütün şiir neredeyse bu cümlelere indirgenebilir.
Başlık neden çok önemli?
“Yağmura Yenilmeden” başlığı şiirin yalnızca bir bölümünü temsil ediyor gibi görünse de aslında tamamını taşıyor.
Yağmur burada hayatın kendisi gibi.
Bazen yağmur yağacak.
Bazen rüzgâr çıkacak.
Bazen sıcak olacak.
Bazen kış gelecek.
Bazen çocuk hastalanacak.
Bazen anne yorulacak.
Bazen biri ölecek.
Bazen insanlar kavga edecek.
Bazen kuraklık olacak.
Bazen de insanlar sana “ahmak” diyecek.
Bunların hiçbirini tamamen ortadan kaldıramazsın.
Ama bunların seni nasıl bir insana dönüştüreceğini seçebilirsin.
Şiirin temel felsefesi bence tam olarak burada.
Çeviri açısından küçük bir not
Paylaştığınız Türkçe metin, Japonca şiirin oldukça akıcı ve şiirsel bir aktarımı. Ancak bazı ifadelerde Japonca metnin özgün tonundan ziyade Türkçede doğal ve anlaşılır olma tercihinin öne çıktığı hissediliyor. Özellikle “kendine pay biçmeyen”, “sessiz gülümsemesini takınan” ve “korkma diye teskin eden” gibi tercihler, metni Türkçede şiir olarak okutuyor.
Bu şiiri Şiir Antolojim'de yayımlayacaksanız, yalnızca “dayanıklı insan” şiiri olarak sunmak eksik kalır. Asıl dikkat çekici tarafı, dayanıklılık ile merhameti aynı kişilikte birleştirmesi. Miyazawa'nın istediği insan ne dünyaya yeniliyor ne de dünyanın acısına karşı duyarsızlaşıyor.
Ve bence şiirin bütününü tek cümlede özetleyen karşıtlık şu:
Yağmura yenilmeyecek kadar güçlü, kuraklığa ağlayacak kadar merhametli olmak.
Bu nedenle şiir, basit bir “iyi insan olma” öğüdünden çok daha derin: insanın kendisini küçülterek dünyaya karşı sorumluluğunu büyütme arzusunun şiiri.
Yağmura Yenilmeden
Kenji Miyazawa
Japonca aslından alternatif şiirsel çeviri
Yağmura yenilmeden,
rüzgâra yenilmeden,
kara yenilmeden,
yazın sıcağına yenilmeden,
sağlam bir bedene sahip,
arzusuz,
hiç öfkelenmeden,
her zaman sessizce gülümseyen;
günde bir tas pirinç,
biraz miso, biraz sebzeyle
yetinmesini bilen;
olan biten hiçbir şeyi
kendine pay çıkarmadan,
iyice gören,
iyice işiten,
iyice anlayan
ve hiçbir şeyi unutmayan;
kırlardaki çam ormanının
gölgesinde,
küçük, saz çatılı bir kulübede yaşayan;
doğuda hasta bir çocuk varsa
gidip ona bakan,
batıda yorulmuş bir anne varsa
gidip pirinç demetlerini
sırtlanan,
güneyde ölmek üzere biri varsa
gidip ona
“korkma, korkmana gerek yok” diyen,
kuzeyde kavga ya da bir dava varsa
gidip
“Bunun ne anlamı var, bırakın artık” diyen;
kuraklık olduğunda
gözyaşı döken,
soğuk bir yaz geldiğinde
şaşkın şaşkın dolaşan,
herkesin
“budala” diye çağırdığı,
kimsenin övmediği,
kimsenin aldırmadığı,
işte öyle biri
olmak istiyorum.
Sonsuz Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Muhen Gyō Bosatsu)
Yüce Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Jōgyō Bosatsu)
Çok Hazineli Tathāgata'ya sığınırım.
(Namu Tahō Nyorai)
Sutra'nın Harikulade Yasası, Lotus Sutrası'na sığınırım.
(Namu Myōhō Renge Kyō)
Shakyamuni Buddha'ya sığınırım.
(Namu Shakamuni Butsu)
Saf Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Jōgyō Bosatsu)
Sükûnetle Yerleşen Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Anryū Gyō Bosatsu)
Çeviri notu
Japonca metindeki “dört go genmai pirinci” ifadesi, dönemsel bir ölçü birimine ve esmer/kabuklu pirince gönderme yapar. Şiirin Türkçe akışında bu kültürel ayrıntıyı doğrudan korumak yerine “bir tas pirinç” ifadesi tercih edilmiştir. Buradaki amaç miktarın matematiksel karşılığından çok, Miyazawa'nın tasarladığı azla yetinen, sade ve gösterişsiz hayatı Türkçede duyurmaktır.
Son bölümdeki Namu ifadeleri Miyazawa'nın Nichiren Budizmi'ne bağlılığını yansıtan dua ve yakarışlardır. Özellikle “Namu Myōhō Renge Kyō”, Nichiren geleneğinin temel duasıdır.
Namu kabaca “sığınırım, saygıyla yönelirim/selamlarım” anlamındaki Budist yakarış formülüdür.
Ben yayında hem şiirsel Türkçe karşılığı verdim, hem de Japonca adlarını parantez içinde korudum.
Japonca Aslından Alternatif Şiirsel Çeviri
Yağmura Yenilmeden
Kenji Miyazawa
Yağmura yenilmeden,
rüzgâra yenilmeden,
kara yenilmeden,
yazın sıcağına yenilmeden,
sağlam bir bedene sahip,
arzusuz,
hiç öfkelenmeden,
her zaman sessizce gülümseyen;
günde bir tas pirinç,
biraz miso, biraz sebzeyle
yetinmesini bilen;
olan biten hiçbir şeyi
kendine pay çıkarmadan,
iyice gören,
iyice işiten,
iyice anlayan
ve hiçbir şeyi unutmayan;
kırlardaki çam ormanının
gölgesinde,
küçük, saz çatılı bir kulübede yaşayan;
doğuda hasta bir çocuk varsa
gidip ona bakan,
batıda yorulmuş bir anne varsa
gidip pirinç demetlerini
sırtlanan,
güneyde ölmek üzere biri varsa
gidip ona
“korkma, korkmana gerek yok” diyen,
kuzeyde kavga ya da bir dava varsa
gidip
“Bunun ne anlamı var, bırakın artık” diyen;
kuraklık olduğunda
gözyaşı döken,
soğuk bir yaz geldiğinde
şaşkın şaşkın dolaşan,
herkesin
“budala” diye çağırdığı,
kimsenin övmediği,
kimsenin aldırmadığı,
işte öyle biri
olmak istiyorum.
Sonsuz Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Muhen Gyō Bosatsu)
Yüce Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Jōgyō Bosatsu)
Çok Hazineli Tathāgata'ya sığınırım.
(Namu Tahō Nyorai)
Harikulade Dharma'nın Lotus Sutrası'na sığınırım.
(Namu Myōhō Renge Kyō)
Shakyamuni Buddha'ya sığınırım.
(Namu Shakamuni Butsu)
Yüce Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Jōgyō Bosatsu)
Sükûnetle Yerleşen Yürüyüş Bodhisattvası'na sığınırım.
(Namu Anryū Gyō Bosatsu)
Çeviri Notu
Japonca metindeki “günde dört go genmai pirinci” ifadesi, dönemin Japon ölçü birimlerinden biri olan go ile esmer/kabuklu pirince (genmai) gönderme yapar. Türkçe şiirin akışında bu ölçü birimini olduğu gibi korumak yerine “bir tas pirinç” ifadesi tercih edilmiştir.
Buradaki amaç miktarın matematiksel karşılığını vermekten çok, Miyazawa'nın tasarladığı azla yetinen, sade ve gösterişsiz hayatı Türkçede duyurmaktır.
Son bölümdeki Namu ifadeleri, Miyazawa'nın Nichiren Budizmi'ne bağlılığını yansıtan dua ve yakarışlardır. Namu sözcüğü, bağlama göre “sığınırım”, “saygıyla yönelirim” veya “yüceliğini kabul ederim” anlamlarında kullanılan bir Budist yakarış formülüdür.
Bu nedenle dualar yalnızca özgün biçimleriyle bırakılmamış, Türkçe anlamları da verilmiş ve Japonca okunuşları parantez içinde korunmuştur.