Behçet Aysan

Şair

33 Şiir Yayınlandı
Biyografi / Hayatı
HAYATI VE BİYOGRAFİSİ --------------------- Tam adı Behçet Safa Aysan'dır. Babası Edip Aysan ve kızı Eren Aysan da şairdir. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi. 12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülen 37 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı. Şiirleri çeşitli müzisyenler tarafından bestelenmiştir. BAŞLICA ESERLERİ ----------------- - Karşı Gece (1983) - Şiirler(1990) - Behçet Aysan Kitabı (1993) - Ödülleri - Sesler ve Küller (1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü) - Eylül (1988,1986 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü) - Deniz Feneri (1987 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü)

Şairin Şiirleri

– Çok iyi görünüyo buradan, harika oldu ya…
– Gir içerden yak oğlum ya…
– Aha yaktı…
– Ha öbürü de aradan onun yanına girdi…
– Çok iyi görünüyo buradan, harika oldu ya…...
Anış
yıkık manastırın orda
kalbim ki,
o da yıkıktı.
bir keşiş bıçağıyla dağlanmış...
Aşk İçin Prelüd
AŞK İÇİN PRELÜD -1-
İstasyon önünde bir top ağaç
ağacın
gölgesinde...
Aşkın da Köle Çağı Vardır
yükledim mor sümbüller gibi gemilerime
hüzünlerimi
eskittim yıldızları çolpan aramaktan.
-günahtan...
Attila Jozsef’i Okurken
acıyla okuyorum attila jozsef’i
hazin ve sararan güzün şarkısıyla
karşılıksız bir kuğu aşkı gibi ak
lut gölü kadar derin bir acıyla...
Ay Düşünce
ay düşünce denize
seni hatırlarım
ince ince yağan yağmur,
iskeleye yanaşan vapur...
Ayna
kırılınca bir büyük ayna
şarkılar da yarım kaldı
büyü bozuldu, durdu saatler
suda suretimiz asılı kaldı....
Beyaz Bir Gemidir Ölüm
sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde olurum
kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan...
Bir Eflatun Aşk
I.
Benim o hep fırtınalarla boğuşan ruhum
Yorulmuyor yaşamaktan.
Midyat’lı bir gümüş ustasıdır, süryani...
Bir Eflatun Menekşe
sevdalı bir menekşe
tanırdım
eflatun
özgürlükte açan....
Bir Eflatun Ölüm
kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden...
Bir Kuğu Şarkısı
biliyorum bunu, gideceksin
gideceksin yine yakında
seni artık hep uzak şehirler
anacak...
Bu Aşk, Bu Şehir, Bu Keder
1.
hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal...
Dağılan Gül
ne söylersen söyle bu aşk ikimizindi
ikimizindi bir zamanlar aynı gökyüzü
bir samanın tutuşması gibi olan şey
biraz erzurumdu biraz rize biraz mardin...
Dışarda Kar
kar yağıyor dışarda
sokak lambasına düşüyor
ve serçeler
üşüyor...
dokuz köyden kovulanın şiiri
ve sular kararınca vurdum sahipsiz bir kıyıya
yağmurlar susmuştu ben susmuştum, kimliksiz
ateş kuşlarıydı dönenen orda, ölüm kuşları
hangi çağdı, hangi batık, hangi tarih bırak bunları...
Düello
parçalanmış bir aynada
nakışları esmer bir yüz
yansısını görüyorum
perçemleri akdenizli...
Eski Fotoğraflar
unutulmuş bir akşamdı, solmuş
çiçekler arasında, gölgesi
duvara vuran yüzün bir eski
                                 fotoğrafta....
Fesleğenler
bir gün girit'e geri döndüm.
tam üç uzun yıl geçti, deniz
orda her gün köpürürdü.
ve yaşlı bir kadın her gün ağlardı...
Güneş Çaldı Kapımı
çok yalnızdım ve güneş çaldı kapımı
sürgünden yeni dönmüştüm, makronissos
orda kurak ve ıssız bir yüreğim
vardı...
Güvercinleri Sevindirin
her sabah
uyandığımda,
gördüğüm düşü hayra yorarım
açmasına açarım da...
kanlı zambak
onu vurdular, gözümle gördüm onu
ak bir zambağa binmiş
                          gidiyordu
zambak dur, sana da bulaştı kan....
Kara Sevda
ak bir yaban güvercini
gibiydin aşk
vişnelere
bulaştın kirlendi beyazın....
keder atlası
nilüferler niçin suya eğilir
ve niçin
kavruk otlar gibi
tutuşur...
Küllenen
karlı ve tipili
bir gece yarısı
bir eski dost
çaldı kapımı...
onu bana bağışla
saat kulesinin ışığı vagonun camlarına
vuruyordu
camlarda
buzdan...
örüp ince bir tığla
duvarda, solgun ışıklarla oynaşmada
bir örümcek ve düşüncelerim
ince bir tığla
örüyor ağını, sessizce...
Semender
kurtarılmış bir kalptir taşıdığın
senin, ne bakırdan bükülmüş
ne de geçirilmiş bir değirmenden
kimselere benzemeyen....
Sesler ve küller
orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır
terkedilmiş
beyaz ve nazlı,
yorgun bir hallacın...
Tortu
her şey geçer
aşk da acı da geçer,
ağlamaklı bir şarkı
ayrılıkların...
Unutulmayan
durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı
bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
ipekten...
Yağmur Dindi
yağmur dindi sevgilim, küf mavisi bir yağmur
dingin ruhumun
tınazını susturan ve aç çocukların
iniltilerini, bu yüreğimize yürüyen...
Yazmadan Edemedim
Rüzgâr bu şiiri sana götürsün
kâğıttan yaptığım
o işlemeli
kayıklar...