Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abesdir sitem-i hâre tahammül
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül
Ellerle o zevk etdi ben âteşlere yandım
Çektim o kadar cevr ü cefâsın ki usandım
Derlerdi kabûl etmez idim, şimdi inandım:
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!
Senden güzelim çare bana kat’-ı emeldir
Etsen dahi ülfet diyemem ellerle haleldir
Ağyâr ile gezsen de gücenmem ki meseldir:
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül
Gördüm açılırken bu seher goncayı hâre
Sordum n’ola bu cevr ü cefâ bülbül-i zâre
Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre:
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül
Bîgâne-edadır bilir ol âfeti herkes
Ümmîd-i visâl eyleme andan emelin kes
Beyhûde yere âh u figân eyleme Nevres
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül
Osman Nerves
Ali Efendi, sûz-i dil makamını icat eden kişidir. Sûz-i dil; yani gönül yanışı!… Hüzünlü bir makam için ne anlamlı bir isim!… Hani o, “Anlatayım halimi dildâre ben” diye başlayıp “Yaş dökeyim yalvarayım yâre ben” diye biten o gönül ateşi yok mu?!… Ali Efendi’nin ta Midilli yalılarına uzanan gençlik hatıraları i.inde tutuşan ateş… On altı yaşında iken Kur’an dersi verdiği o sarışın kız. Kendisiyle aynı yaştaki o tazecik. Mehtaba ya doğ, ya doğayım diyen bir güzel!…
İskender Pala
(İstanbulcunun Sandığı s.110)