şehre girdik ve tartıldık ağırız
iki erkek bir kadınız yani biraz
sarmaşık
cebindeki taşların sesine dalıp
üç şarkı boyunca susan söylesin:
haziran kimin hakkı güz neyle
astarlanmış
(sevgilim yağmurun atını
koşturuyor
bulutlar aklı-
mı kırbaçlayan gözlerin
şimdilik önemsiz bölünmeler var)
temmuz büyük yalan ve yararsız
yazımız
adından fazla bir gece düşüncesi
silik gölgeleri zifte karışan fihrist
bir öfkeyi bir ah’dan taşırmadan
teninin kafesinde tutan söylesin:
hangimizin bahçesi şeytan ve
tavus
(sevgilim sen bende hiç yokkendi
üç ağustos geçti omuzlarımdan
ben hepsine durdu baktı ağladı)
ve eylül hiç yaşanmadı bir zaman
ısındı kar topladı sırtımız
gecikmek mümkündür elbet
sulara
dönerken uzun bir gece
uçuşundan
aşkın nektarına konan söylesin:
çiftleşirken döküldü kanatlarımız
(sevgilim / neye yarar
bir eylülü olmayan)
işte şehirden çıkarken
arandığımız
işte çok şey taşıdığımız
üstümüzde senden
keskin bir haziran dolu bir
temmuz
ve bir “kirli ağustos kahverengi
organıylan”
kanıtları bir eylül cinayetinin
ben kendimi susarım kim isterse
söylesin:
üç kişi bir olup unutacağız…
Nilay Özer