II.
Yanıyor değdiğin her yer
ve yüreğim donan ateş
– yitirdim ölümlülerin her tepkisini
ne gözyaşı, ne de bir söz…
Dokunmayın bana teselliciler
çünkü avunmak ihanettir!
Dokunmayın, ölmedi O
ölmek bitti Onun için.
*
(O kendi çiçeklerini diken
ve çağırılmadan gelen ruh)
Ebedenölmez çiçeği
Geceleyin uyanan menekşe
günebakanların Kıblesi
dalına konmuş kuşların yükselttiği resim
bir damlacık gülüşü güldamlası.
(O günışığı kadar eskiyen
ve her gün yeniden doğan ruh)
Ölüm setini aşan akarsu
yağlıboya tablosundaki dereler
akar ya deniz yerine hep bana doğru
içinde balı’cıklar yüzer
solungaçları dereotu kokusu.
(O ele geçmesin diye bin kılığa giren
ve keşfedilmeyi bekleyen ruh)
Kanaviçede koşan geyik yavrusu-
nun su içişi
ve temiz şeyler asılsın diye
çamaşır ipine atılan düğüm,
sonra güneş, serinlik ve sonsuz…
Yapraklarımın arasından esiyor çöl rüzgârları
alev alev çiçekleniyor kaktüsler
ruh titriyor ve sarsılıyor ev:
Ölmedi O ölmedi O ölmedi!
Kışlanızdaki şölen bitti mi?
Yamyamlar! Bitti mi av ziyafeti?
Artık kokusundan rahatsız olduğ’nuz
keklik artığı kemikleri…
Bir çuvala doldurup, bir çöp-arabasına döküp
çok uzak, depderin bir çukura…
Hayır, götürmeyin!
Yağmur yağıyor görmüyor musunuz?
Çamura bulanacak…
Bir lale bile yeşertmez o killi toprak
güneşe açılan bir pencere bile…
Tek başına
karıncaların akını başlar sonra, solucanların
ve çürüme…
Hayır, anneciğim!
Gelip yardım edeceğim oradan çıkmana
kimse anlamayacak,
bahçıvan odasında saklayacağım seni
çiçek tohumlarının arasında.
Mehmet Yaşin