Naz Ve İşvesiyle Dolunay Yüzlü Sevgili
Beşşâr b. Burd
وَذاتُ دَلٍّ كَأَنَّ البَدرَ صُورَتُها
Naz ve işvesiyle dolunay yüzlü sevgili
1
وَذاتُ دَلٍّ كَأَنَّ البَدرَ صُورَتُها
باتَت تُغَنّي عَميدَ القَلبِ سَكرانا
Naz ve işvesiyle bir kadın; yüzü sanki dolunayın sureti.
Gece boyunca, aşkın sarhoş ettiği gönül hastasına şarkı söyledi.
Şair şiire sevgilinin güzelliğini tasvir ederek başlar. “Dolunay” klasik Arap şiirinin güzellik sembollerinden biridir. Fakat burada sevgilinin yalnız yüzü değil, şarkı söylemesi de şiirin merkezindedir.
2
إِنَّ العُيونَ الَّتي في طَرفِها حَوَرٌ
قَتَلنَنا ثُمَّ لَم يُحيينَ قَتلانا
O güzel, büyüleyici gözler var ya,
bizi öldürdüler de öldürdüklerini diriltmediler.
Aşkın klasik şiirdeki temel paradokslarından biri burada görülür: Sevgilinin bakışı öldürür; fakat aynı sevgili, öldürdüğünü yeniden hayata döndürmez.
“Öldürmek” burada gerçek ölüm değil, aşkın insan üzerindeki etkisinin abartılı anlatımıdır.
3
فَقُلتُ أَحسَنتِ يا سُؤلي وَيا أَمَلي
فَأَسمِعيني جَزاكِ اللَهُ إِحسانا
“Ne güzel söyledin, ey arzum, ey umudum!
Biraz daha dinlet bana; Allah seni iyilikle ödüllendirsin.”
Şair artık sevgilinin sesine teslim olmuştur. Sevgili yalnızca görülen bir güzellik değil, işitilen bir güzelliktir.
Bu ayrıntı, şiirin ilerleyen bölümlerindeki “kulak gözden önce âşık olur” düşüncesinin hazırlığıdır.
4
يا حَبَّذا جَبَلُ الرَيّانِ مِن جَبَلٍ
وَحَبَّذا ساكِنُ الرَيّانِ مَن كانا
Ne güzel bir dağdır Reyyân Dağı!
Ne güzeldir Reyyân'da yaşayan kişi!
Reyyân burada yalnızca bir coğrafya adı değildir. Şair, sevgiliyi onun yaşadığı yerle birlikte güzelleştirir.
Sevgilinin bulunduğu mekân da sevgilinin güzelliğinden pay alır.
5
قالَت فَهَلّا فَدَتكَ النَفسُ أَحسَنَ مِن
هَذا لِمَن كانَ صَبَّ القَلبِ حَيرانا
Sevgili dedi ki:
“Canım sana feda olsun; gönlü aşk yüzünden şaşkına dönmüş biri için bundan daha güzelini söyleyemez miyim?”
Burada sevgili de şairin aşkının farkındadır. Şiir artık tek taraflı bir bakış olmaktan çıkar; âşık ile sevgili arasında karşılıklı bir konuşmaya dönüşür.
6
يا قَومُ أُذني لِبَعضِ الحَيِّ عاشِقَةٌ
وَالأُذنُ تَعشَقُ قَبلَ العَينِ أَحيانا
Ey insanlar! Kulağım şu kabileden birine âşıktır.
Çünkü kulak bazen gözden önce âşık olur.
Şiirin en meşhur beyti budur.
Beşşâr'ın görme engelli oluşu düşünüldüğünde beyit daha da anlam kazanır. Şair burada kendi durumunu bir eksiklik olarak sunmak yerine işitme duyusunu aşkın başlangıç noktası hâline getirir.
Bu nedenle beyit yalnızca güzel bir söz değil, şairin hayatıyla şiirinin kesiştiği özgün bir poetik ifadedir.
7
فَقُلتُ أَحسَنتِ أَنتِ الشَمسُ طالِعَةٌ
أَضرَمتِ في القَلبِ وَالأَحشاءِ نيرانا
“Ne güzel söyledin! Sen doğan güneşsin;
kalbimde ve içimde ateşler yaktın.”
Sevgilinin sesi artık güneşle ilişkilendirilir. Güneş nasıl karanlığı ortadan kaldırıyorsa, sevgilinin sesi de âşığın iç dünyasını aydınlatır; fakat aynı zamanda yakıcı bir ateş doğurur.
8
فَأَسمِعيني صَوتاً مُطرِباً هَزِجاً
يَزيدُ صَبّاً مُحِبّاً فيكِ أَشجانا
Öyleyse bana coşkulu, içli bir sesle şarkı söyle;
sana âşık olan gönlümün hasretini daha da artır.
Burada aşkın ilginç bir özelliği ortaya çıkar:
Âşık acısının azalmasını değil, artmasını ister.
Çünkü acı bile sevgiliden geldiğinde değerlidir.
9
يا لَيتَني كُنتُ تُفّاحاً مُفَلَّجَةً
أَو كُنتُ مِن قُضُبِ الرَيحانِ رَيحانا
Keşke dilimlenmiş bir elma olsaydım
ya da reyhan dallarından bir reyhan olsaydım.
Bu beyitte arzu oldukça somutlaşır. Şair sevgilinin yakınında bulunabilmek için kendisini onun dokunabileceği, koklayabileceği bir nesne olarak hayal eder.
Aşk artık yalnızca ruhsal değil, duyusal bir arzuya dönüşür.
10
حَتّى إِذا وَجَدَت ريحي فَأَعجَبَها
وَنَحنُ في خَلوَةٍ مَثَّلتُ إِنسانا
Kokumu duyup beğensin diye,
baş başa kaldığımızda kendimi onun karşısında bir insan olarak var ederdim.
Şair burada gerçek ile hayal arasında dolaşmaya başlar. Sevgiliyle baş başa kalma arzusu, şiirin ilerleyen bölümlerinde rüya temasına kadar uzanacaktır.
11
فَحَرَّكَت عودَها ثُمَّ اِنثَنَت طَرَباً
تَشدو بِهِ ثُمَّ لا تُخفيهِ كِتمانا
Udunu çaldı; sonra coşkuyla eğilip doğruldu.
Onunla şarkı söylüyor, içindeki neşeyi artık gizlemiyordu.
Şiirin müzikal karakteri burada belirginleşir.
Sevgilinin sesi, ud ve hareketi bir araya gelir. Beşşâr'ın şiiri yalnızca okunacak değil, işitilecek bir şiir hâline gelir.
12
أَصبَحتُ أَطوَعَ خَلقِ اللَهِ كُلِّهِمِ
لِأَكثَرِ الخَلقِ لي في الحُبِّ عِصيانا
Allah'ın yarattıkları içinde en itaatkâr kişi oldum;
çünkü aşk konusunda bana en çok karşı koyan kişiye boyun eğdim.
Aşkın paradoksu yeniden ortaya çıkar:
Sevgili direniyor → âşık daha çok teslim oluyor.
Sevgilinin karşı koyması, âşığın iradesini güçlendirmiyor; tam tersine onu daha fazla bağımlı kılıyor.
13
فَقُلتُ أَطرَبتِنا يا زَينَ مَجلِسِنا
فَهاتِ إِنَّكِ بِالإِحسانِ أَولانا
“Bizi coşturdun ey meclisimizin güzeli;
haydi devam et, sen bize iyilik etmeye en layık olansın.”
Sevgilinin şarkısı artık yalnızca şairi değil, mecliste bulunanları da etkiler.
Böylece özel aşk deneyimi meclis ortamına taşınır.
14
لَو كُنتُ أَعلَمُ أَنَّ الحُبَّ يَقتُلُني
أَعدَدتُ لي قَبلَ أَن أَلقاكِ أَكفانا
Aşkın beni öldüreceğini bilseydim,
seninle karşılaşmadan önce kendime kefenler hazırlardım.
Şiirin en meşhur beyitlerinden biri.
Burada aşk, artık yalnızca bir duygu değil, ölümle sonuçlanabilecek bir kader olarak düşünülür.
“Önceden kefen hazırlamak” güçlü bir mübalağadır. Âşık, sevgiliyle karşılaşmayı o kadar tehlikeli görmektedir ki, karşılaşmadan önce kendi ölüm hazırlığını yapmak istemektedir.
15
فَغَنَّتِ الشَربَ صَوتاً مُؤنِقاً رَمَلاً
يُذكي السُرورَ وَيُبكي العَينَ أَلوانا
Sonra içki arkadaşlarına öylesine güzel bir sesle şarkı söyledi ki,
türlü türlü sevinçler uyandırıyor, gözleri de ağlatıyordu.
Burada şiirin temel paradokslarından biri yeniden ortaya çıkar:
Sevinç ve ağlama aynı şarkının içinde birleşir.
Güzel sanat, insanı aynı anda hem sevindirebilir hem ağlatabilir.
16
لا يَقتُلُ اللَهُ مَن دامَت مَوَدَّتُهُ
وَاللَهُ يَقتُلُ أَهلَ الغَدرِ أَحيانا
Allah sevgisi devam eden kimseyi öldürmesin;
ama Allah bazen hainlik edenleri öldürür.
Aşkın ölüm metaforu burada ahlaki bir boyut kazanır.
Gerçek ölüm ile aşkın mecazî ölümü karşı karşıya getirilir.
17
لا تَعذِلوني فَإِنّي مِن تَذَكُّرِها
نَشوانُ هَل يَعذِلُ الصاحونَ نَشوانا
Beni kınamayın; onu hatırlamaktan sarhoşum.
Hiç ayık olanlar bir sarhoşu kınar mı?
Şair artık aşkını savunmuyor bile. Kendisini sarhoş ilan ediyor.
Ama bu sarhoşluk şaraptan değil, hatırlamaktan kaynaklanıyor.
18
لَم أَدرِ ما وَصفُها يَقظانَ قَد عَلِمَت
وَقَد لَهَوتُ بِها في النَومِ أَحيانا
Uyanıkken onu nasıl anlatacağımı bilemedim;
ama bazen uykumda onunla gönül eğlendirdim.
Gerçeklik ile rüya birbirine karışır.
Şair sevgiliyi gerçek dünyada anlatmakta zorlanırken, rüyada ona ulaşabilmektedir.
19
باتَت تُناوِلُني فاهاً فَأَلثُمُهُ
جِنِّيَّةٌ زُوِّجَت في النَومِ إِنسانا
Gece boyunca dudaklarını bana uzattı, ben de onları öptüm;
sanki bir cin kızı, rüyada bir insanla evlendirilmişti.
Şiirin sonu son derece dikkat çekicidir.
Başlangıçta sevgili gerçek bir kadındır. Sonunda ise rüyada görülen bir cin kızına dönüşür.
Böylece şiirin hareketi:
ses → aşk → arzu → meclis → ölüm → hatırlama → rüya → hayalî birleşme
şeklinde tamamlanır.
Bu şiir, Beşşâr b. Burd'un aşk şiirleri içinde özellikle dikkat çekici bir örnek. Çünkü geleneksel Arap gazelinin güzellik, bakış, şarap, meclis ve ayrılık unsurlarını kullanırken, aşkın nasıl oluştuğunu duyular üzerinden yeniden düşünür. Şiirin merkezindeki fikir de budur: Görmeden sevmek mümkün müdür?
Beşşâr b. Burd'un Şiiri Üzerine Analiz
1. Şiirin merkezinde “görmeden aşk” vardır
Şiirin en önemli beyti:
يا قومُ أُذني لبعضِ الحيِّ عاشقةٌ
والأُذنُ تعشقُ قبلَ العينِ أحياناً
Ey insanlar! Kulağım şu kabileden birine âşıktır;
kulak bazen gözden önce âşık olur.
Bu beyit, şiirin yalnızca güzel bir sözü değil, adeta poetik merkezidir.
Beşşâr'ın görme engelli olduğu düşünüldüğünde, şair burada kendisini eksik bir insan olarak konumlandırmaz. Tam tersine, görmenin aşk için zorunlu olmadığını söyler. Aşkın başlangıç noktası göz değil, kulak olabilir.
Bu son derece önemli bir poetik tavırdır.
Klasik aşk şiirinde sevgilinin:
- yüzü,
- gözü,
- kaşı,
- saçları,
- boyu
sıklıkla aşkın nesnesidir.
Beşşâr ise sevgiliyi önce sesiyle kurar.
Dolayısıyla şiirde görsel güzelliğin yerine işitsel güzellik geçer.
2. Şair sevgiliyi görmeden önce sesini sever
Şiirin başında sevgilinin güzelliği anlatılır:
كَأَنَّ البَدرَ صُورَتُها
“Sureti sanki dolunay...”
Fakat şiirin asıl hareketi bundan sonra başlar.
Sevgili şarkı söyler.
Şair onun sesini duyar.
Ses, şairin içinde aşkı uyandırır.
Burada çok güzel bir zincir oluşur:
Ses → hayal → aşk → arzu
Bu, şiirin en özgün taraflarından biridir.
Normalde:
Görmek → beğenmek → arzulamak → sevmek
beklenebilir.
Beşşâr'da ise:
Duymak → hayal etmek → arzulamak → sevmek
vardır.
Yani şair görme duyusunun yerine hayal gücünü koyar.
3. Görmeyen şairin sevgilisi nasıl bir sevgilidir?
Burada şiirin çok ince bir tarafı var.
Şair sevgiliyi gerçekten görmediği için onun bedensel güzelliğini kendi deneyiminden anlatamaz. Sevgili, şiirde giderek sesinden meydana gelen bir varlığa dönüşür.
Onu:
- sesiyle,
- şarkısıyla,
- kokusuyla,
- hareketleriyle,
- hayaldeki görüntüsüyle
tanırız.
Bu nedenle Beşşâr'ın sevgilisi, klasik şiirdeki sıradan “güzel kadın” değildir.
Sevgili duyuların birleştiği bir hayal nesnesidir.
4. Şiirde duyular sürekli birbirine dönüşüyor
Şiirin çok önemli bir özelliği sinestezik olmasıdır.
Yani bir duyu, başka bir duyunun yerine geçmektedir.
Örneğin:
الأذن تعشق قبل العين
“Kulak gözden önce âşık olur.”
Burada işitme, görmenin görevini üstlenir.
Daha sonra koku devreye girer:
يا ليتني كنت تفاحاً...
“Keşke bir elma olsaydım...”
ve:
أو كنت من قضب الريحان ريحاناً
“Ya da reyhan dallarından bir reyhan olsaydım.”
Şair sevgilinin yakınında bulunabilmek için koklanabilir bir nesneye dönüşmek ister.
Böylece şiirde:
kulak → göz → koku → dokunma → öpme
şeklinde ilerleyen bir duyusal genişleme vardır.
Bu açıdan şiir oldukça modern bir duyarlılığa sahiptir.
5. “Keşke elma olsaydım” beyitinin anlamı
Şiirin en ilginç bölümlerinden biri:
يا ليتني كنتُ تُفّاحاً مُفَلَّجَةً
أو كنتُ من قضبِ الريحانِ ريحاناً
Keşke dilimlenmiş bir elma olsaydım,
ya da reyhan dallarından bir reyhan olsaydım.
İlk bakışta biraz şaşırtıcıdır.
Neden şair insan olmaktan çıkıp elma veya reyhan olmak istiyor?
Çünkü sevgilinin dokunabileceği ve koklayabileceği bir nesne olmak istiyor.
Burada aşkın temel arzusu ortaya çıkıyor:
Sevgilinin duyularına ulaşabilmek.
Görmeyen şair için bu daha da anlamlıdır. Şair sevgiliyi gözleriyle göremediğinden, sevgilinin dünyasında başka duyular aracılığıyla var olmak ister.
6. Aşk burada bir “eksiklik” değil, başka türlü bir algıdır
Beşşâr'ın şiirini yalnızca “görme engelli bir şairin aşk şiiri” diye okumak şiiri küçültür.
Çünkü şair kendi durumunu acınacak bir eksiklik olarak sunmuyor.
Tam tersine:
“Kulak bazen gözden önce âşık olur.”
diyor.
Bu cümlede bir meydan okuma var.
Sanki:
“Siz sevgiliyi gözünüzle görürsünüz; ben sesinden tanırım.
Hangimizin sevgisi daha gerçektir?”
demektedir.
Dolayısıyla şiir, görmenin aşk üzerindeki üstünlüğünü sorgular.
7. Aşkın ölümle ilişkilendirilmesi
Şiirin en ünlü beyitlerinden biri:
لو كنتُ أعلمُ أنَّ الحبَّ يقتلني
أعددتُ لي قبلَ أن ألقاكِ أكفانا
Aşkın beni öldüreceğini bilseydim,
seninle karşılaşmadan önce kendime kefenler hazırlardım.
Burada aşk artık tatlı bir duygu değildir.
Aşk = ölüm
eşitliği kurulmuştur.
Fakat şair aşktan kaçmak istemiyor.
Tam tersine, ölüm ihtimalini bilseydi bile sevgiliyle karşılaşmayı yine isterdi.
Bu nedenle beyitin asıl anlamı:
“Aşk beni öldürecek olsa bile ondan vazgeçmem.”
dir.
Kefen burada korkunun değil, aşk uğruna ölmeye hazır olmanın sembolüdür.
8. Şiirde çok önemli bir paradoks var
Şair:
“Aşk öldürür.”
diyor.
Ama aynı zamanda:
“Aşk için ölmek istiyorum.”
diyor.
Bu, klasik aşk şiirinin temel paradokslarından biridir.
Âşık:
- acı çeker,
- ağlar,
- ölür,
- ayrılır,
- sevgiliden şikâyet eder.
Ama bütün bunlara rağmen aşktan vazgeçmez.
Çünkü acının kendisi artık aşkın kanıtıdır.
9. Şarkı şiirin taşıyıcı unsurudur
Bu şiirde sevgilinin şarkısı sıradan bir ayrıntı değildir.
Şarkı:
sevgili → ses → âşık → aşk
zincirinin başlangıç noktasıdır.
Dolayısıyla şiirin bütün kuruluşu müzik üzerine oturur.
Sevgili:
تغنّي
“şarkı söyler.”
Şair:
فأسمعيني صوتاً
“Bana sesini dinlet.”
Sonra:
عودها
“udunu çaldı.”
Böylece şiir yalnızca bir aşk anlatısı değil, aynı zamanda ses ve müzik üzerine kurulmuş bir şiirdir.
Bu nedenle Beşşâr'ın şiirinde sevgilinin güzelliği görsel olmaktan çok işitseldir.
10. Şiirin sonundaki rüya çok önemli
Son beyit:
جِنِّيَّةٌ زُوِّجَت في النومِ إنساناً
Sanki bir cin kızı, uykuda bir insanla evlendirilmişti.
Bu son derece güzel bir kapanıştır.
Şiirin başında gerçek bir kadın vardır.
Sonunda ise sevgili cin kızına dönüşür.
Neden?
Çünkü şair artık gerçek sevgiliyle değil, hayalindeki sevgiliyle birliktedir.
Şiirin hareketini şöyle gösterebiliriz:
Gerçek kadın
↓
Ses
↓
Aşk
↓
Arzu
↓
Hatırlama
↓
Rüya
↓
Hayalî sevgili
Yani şiir gerçeklikten uzaklaşarak rüyaya ulaşır.
Bu bakımdan son beyit, bütün şiirin mantıksal sonucudur.
11. Şiirin psikolojik tarafı
Şiirin belki de en güzel tarafı, aşkın görmeden nasıl büyüdüğünü göstermesidir.
Şair önce yalnızca bir ses duyar.
Sonra o sesin sahibini zihninde büyütür.
Daha sonra sevgilinin güzelliği:
- dolunay,
- güneş,
- koku,
- şarkı,
- rüya
gibi imgelerle genişler.
Yani gerçek sevgili ile zihindeki sevgili birbirinden ayrılır.
Bu noktada şiir bize çok tanıdık bir insanlık hâlini gösterir:
İnsan bazen karşısındaki kişiye değil, onun zihninde oluşturduğu görüntüye âşık olur.
Beşşâr bunu yaklaşık on üç asır önce son derece çarpıcı biçimde anlatıyor.
12. Şiirin en güçlü tarafı: “görmek” ile “bilmek” arasındaki fark
Şiirin temel sorusu aslında şudur:
Birini görmek, onu gerçekten tanımak mıdır?
Beşşâr'ın cevabı hayırdır.
Çünkü şair görmeden âşık olabilmektedir.
Hatta sevgiliyi görmeyen şair, onu kendi zihninde daha büyük bir güzelliğe dönüştürmektedir.
Bu nedenle:
“Kulak bazen gözden önce âşık olur.”
beytini yalnızca fiziksel bir durum olarak değil, aşkın bilgi biçimi üzerine bir düşünce olarak okumak gerekir.
Göz dış görünüşü görür.
Kulak sesi duyar.
Fakat kalp anlamı kurar.
Şiirde asıl âşık olan organ da sonunda kulak veya göz değil, kalptir.
Sonuç
Bu şiirin değeri, klasik Arap aşk şiirinin bilinen unsurlarını kullanmasına rağmen aşkın başlangıcını gözden kulağa taşımasıdır.
Beşşâr:
- güzelliği görmeden sever,
- sevgiliyi sesiyle tanır,
- sesi hayale dönüştürür,
- hayali arzuyla büyütür,
- arzuyu ölümle ilişkilendirir,
- gerçek sevgiliye ulaşamayınca onu rüyada yeniden yaratır.
Bu nedenle şiirin ana çizgisi bence şu cümleyle özetlenebilir:
Beşşâr için aşk, sevgiliyi görmekle değil, sevgilinin sesini işitmekle başlar; gerisini ise hayal tamamlar.
Ve şiirin en güçlü iki beyti birbirini tamamlar:
والأُذنُ تعشقُ قبلَ العينِ أحياناً
Kulak bazen gözden önce âşık olur.
ve:
لو كنتُ أعلمُ أنَّ الحبَّ يقتلني
أعددتُ لي قبلَ أن ألقاكِ أكفانا
Aşkın beni öldüreceğini bilseydim,
seninle karşılaşmadan önce kendime kefenler hazırlardım.
İlkinde aşkın doğuşu, ikincisinde aşkın sonucu vardır. Birinde kulak, diğerinde ölüm vardır. İkisinin arasında ise Beşşâr'ın bütün şiiri boyunca büyüyen şey bulunur: hayal edilmiş aşk.