İki Kelebek, İki Ayrılık Bir Şiirin Şairini Ararken Kitamura Tōkoku'ya Uzanan Yolculuk
Başlangıç: Beş dize ve bir imza
Bu araştırma, son derece kısa bir şiirle başladı:
iki kelebek ayrılmış,
kimse duymamış
yasını.yalnızca bir rüzgâr
esmiş.fū-ryū
Şiiri Türkçeye kazandıran isim Merve Yiğit. Japonya üzerine eğitim almış, Japonca Mütercim ve Tercümanlık alanında öğrenim görmüş olan Yiğit, bir mezuniyet tezi kapsamında Japon şair ve yazarlardan çeviriler yaptığını belirtiyor. Bir paylaşımında özellikle Tanikawa Shuntarō'nun İki Milyar Işık Yılı Yalnızlık kitabından şiirler çevirdiğini söylüyor.
Ancak elimizdeki şiirin altında yalnızca “fū-ryū” ifadesinin bulunması, ilk bakışta bunun şairin adı, mahlası ya da şiirin başlığı olup olmadığı konusunda soru işareti yaratıyor.
Araştırmaya tam da bu soruyla başladık:
Bu şiir kimin?
I. “fū-ryū” bir şair adı mı?
İlk ihtimal, şiirin sonunda bulunan fū-ryū ifadesinin şairin adı veya mahlası olmasıydı.
Fakat araştırdıkça bunun Japonca 風流 (fūryū) kelimesi olduğu ortaya çıktı.
風 — rüzgâr
流 — akış
Ancak burada kelimeyi yalnızca “rüzgârın akışı” diye çevirmek doğru değildir. Fūryū, Japon kültüründe çok daha geniş bir estetik kavramdır: zarafet, incelik, rafine zevk, doğaya ve sanata duyarlılık, geçici güzelliklerin farkına varma ve dünyevî telaştan uzaklaşarak estetik bir hayat duygusu.
Bu açıdan şiirin sonundaki fūryū oldukça anlamlıdır.
Çünkü şiirde büyük bir olay yoktur.
İki kelebek ayrılmıştır.
Kimse bunu fark etmemiştir.
Kimse yas tutmamıştır.
Geriye yalnızca rüzgâr kalmıştır.
Geçici bir güzellik, sessiz bir ayrılık ve doğanın kayıtsız görünen hareketi.
Fūryū kelimesi, şiirin anlattığı bu dünyaya bir çeşit estetik anahtar gibi durmaktadır.
II. Şairi ararken Tanikawa'ya ulaştık
Merve Yiğit'in paylaşımında önemli bir ipucu vardı:
Shuntarō Tanikawa.
Yiğit, mezuniyet tezini tamamladığını duyururken Tanikawa'nın çok sevdiği bir şair olduğunu ve onun İki Milyar Işık Yılı Yalnızlık adlı kitabından şiirler çevirdiğini belirtiyordu.
Bu nedenle ilk varsayımımız, kısa şiirin Tanikawa'ya ait olabileceğiydi.
Tanikawa'nın 二十億光年の孤独 — Nijūoku Kōnen no Kodoku (İki Milyar Işık Yılı Yalnızlık) adlı kitabının 1952'de yayımlanan ilk şiir kitabı olduğunu da doğruladık.
Fakat Japonca kaynaklarda şiirin kelebekler, ayrılık ve fūryū bağlantısını doğrulayacak güvenilir bir kayıt bulamadık.
Böylece araştırma başka bir yöne döndü.
Şairi doğrudan bulamamıştık ama şiirin imgeleri bize bir ipucu veriyordu:
iki kelebek + ayrılık + hüzün + rüzgâr.
Bu dört unsurla Japon şiirini taramaya başladık.
Ve karşımıza başka bir şair çıktı.
III. Karşımıza Kitamura Tōkoku çıkıyor
Şair:
北村透谷 — Kitamura Tōkoku (1868–1894)
Kısa ömrüne rağmen Japon modern edebiyatının erken dönem romantik şiirinin önemli isimlerinden biri.
Tōkoku'nun şiirlerinde kelebek dikkat çekici bir motiftir. Hatta şiirleri arasında doğrudan kelebek üzerine kurulmuş birden fazla eser vardır.
Bunlardan biri:
「雙蝶のわかれ」
Sōchō no wakare
İki Kelebeğin Ayrılığı
İşte araştırmanın en şaşırtıcı anlarından biri burada ortaya çıktı.
Çünkü Tōkoku'nun şiiri de iki kelebeğin ayrılığını anlatıyordu.
Üstelik yalnızca kelebekler ve ayrılık değil, şiirde hüzün, sonbahar, soğuk rüzgâr ve ayrılık da vardı.
Fakat kısa süre sonra önemli bir ayrım ortaya çıktı:
Aradığımız şiir Tōkoku'nun şiiri değildi.
Tōkoku'nun şiiri çok daha uzun, anlatısal ve ayrıntılıydı.
Ama iki şiir arasında şaşırtıcı bir edebî akrabalık vardı.
IV. Kitamura Tōkoku — “İki Kelebeğin Ayrılığı”
Tōkoku'nun şiirinde iki kelebek önce aynı dalın üzerinde dinlenmektedir.
Çevre sonbahardır.
Çiçekler solmaktadır.
Çimenler çiğle ağırlaşmıştır.
Doğanın güzelliği yavaş yavaş kaybolmaktadır.
İki kelebek konuşmadan havalanır.
Önlerinde soğuk bir rüzgâr vardır.
Geçen bahar artık bir rüyaya dönüşmüştür.
Bir süre sonra tekrar eski dallarına dönerler.
Fakat akşam çanının sesi duyulur.
Kelebekler yeniden havalanır.
Ve bu kez:
biri doğuya, diğeri batıya gider.
Birbirlerine dönüp bakarak uzaklaşırlar.
Tōkoku'nun şiirini bütünüyle okuduğumuzda, “iki kelebek” artık yalnızca iki böcek değildir.
Onlar birbirini seven iki varlığın sembolüdür.
V. Tōkoku'nun kelebeği: Aşkın ve hayatın sembolü
Tōkoku'nun şiirindeki en önemli özelliklerden biri, insan duygularını doğrudan anlatmak yerine doğaya aktarmasıdır.
Şair:
“İki sevgili ayrıldı.”
demez.
Onun yerine:
İki kelebek ayrılır.
Bu tercih şiirin duygusunu hafifletmez; tersine derinleştirir.
Çünkü kelebek zaten geçiciliğin simgesidir.
Çiçeklerle birlikte ortaya çıkar.
Bahar ile ilişkilidir.
Güzelliği kısa sürer.
Dolayısıyla iki kelebeğin ayrılması yalnızca iki sevgilinin ayrılması değildir.
Aynı anda:
- gençliğin sona ermesi,
- aşkın geçiciliği,
- mevsimin değişmesi,
- zamanın ilerlemesi,
- hayatın insanları farklı yönlere sürüklemesi
anlamlarını da taşır.
VI. “Konuşmadan” ayrılmak
Tōkoku'nun şiirinde çok etkileyici bir ayrıntı vardır:
İki kelebek konuşmaz.
Ayrılığın büyük bir sahnesi yoktur.
Bir kavga yoktur.
Bir ağıt yoktur.
Bir açıklama yoktur.
Sadece doğa vardır.
Bu sessizlik, Merve Yiğit'in çevirdiği kısa şiirle aramızdaki en güçlü bağlantılardan birini oluşturuyor.
Kısa şiirde:
iki kelebek ayrılmış,
kimse duymamış
yasını.
Burada da insan sesi yoktur.
Kimse onların ayrılığını duymamıştır.
İki şiirde de insanın konuşma dünyasının dışında gerçekleşen bir ayrılık vardır.
Biri uzun uzun anlatır.
Diğeri neredeyse hiçbir şey söylemez.
Ama ikisi de aynı estetik alana yaklaşır:
sessiz ayrılık.
VII. Rüzgâr
Tōkoku'da kelebeklerin önünde soğuk bir rüzgâr vardır.
Rüzgâr, yalnızca hava değildir.
Geçmiş ile gelecek arasındaki sınır gibidir.
Kelebekler geçmiş bahardan kopmuşlardır.
Önlerinde ne olduğunu bilmezler.
Rüzgâr onları karşılar.
Merve Yiğit'in çevirdiği kısa şiirde ise:
yalnızca bir rüzgâr
esmiş.
Burada rüzgâr daha da soyutlaşır.
Kelebekler ayrılmıştır.
Yaslarını kimse duymamıştır.
Geriye yalnızca rüzgâr kalmıştır.
Bu bakımdan iki şiirde rüzgârın işlevi farklı olsa da ortak bir duygu yaratır:
Hayat devam eder; insanın veya kelebeğin yaşadığı ayrılık, doğanın akışı içinde sessizce kaybolur.
VIII. Tōkoku'nun şiirindeki en acı görüntü
Bence şiirin en güzel ve en acı bölümü finalidir.
İki kelebek sonunda farklı yönlere gider:
Biri doğuya.
Biri batıya.
Fakat birbirlerine bakarak uzaklaşırlar.
Bu çok güçlü bir ayrılık imgesidir.
Çünkü birbirlerini kaybetmeleri için birbirlerinden nefret etmeleri gerekmez.
Birbirlerini hâlâ görürler.
Belki hâlâ birbirlerini severler.
Ama yolları artık ayrıdır.
Bu yüzden Tōkoku'nun şiirindeki ayrılık, kavga sonucu ortaya çıkan bir ayrılık değildir.
Hayatın dayattığı ayrılıktır.
IX. Merve Yiğit'in şiirinde ise her şey çok daha küçük
İşte burada iki şiir birbirinden ayrılır.
Tōkoku'nun şiiri bize bütün hikâyeyi anlatır:
İki kelebek vardır.
Birliktedirler.
Mevsim değişir.
Rüzgâr çıkar.
Ayrılırlar.
Geri dönerler.
Sonra yeniden ayrılırlar.
Doğu ve batıya giderler.
Merve Yiğit'in çevirdiği kısa şiirde ise hikâyenin tamamı tek bir anın içine sıkıştırılmıştır:
iki kelebek ayrılmış,
kimse duymamış
yasını.
Artık olayın öncesini bilmiyoruz.
Neden ayrıldıklarını bilmiyoruz.
Nereye gittiklerini bilmiyoruz.
Sadece sonucu biliyoruz.
Ve belki şiirin gücü tam da burada.
X. “Kimse duymamış yasını”
Bu dize şiirin merkezidir.
Çünkü “yas” normalde insanlara ait bir kavramdır.
Bir insan ölür.
Yakınları yas tutar.
Ağıt yakılır.
Hatırlanır.
Fakat burada iki kelebeğin ayrılığına kimse tanık olmamıştır.
Yas bile görünmezdir.
Bu nedenle şiirdeki hüzün kişisel olmaktan çıkar.
Bir kelebeğin ayrılığından söz ederken aslında dünyadaki sayısız sessiz ayrılığı anlatmaya başlar.
Her gün insanlar ayrılır.
Hayvanlar ayrılır.
Çiçekler solar.
Mevsimler değişir.
Bir şeyler kaybolur.
Ve çoğu zaman:
kimse duymaz.
XI. Fūryū burada neden anlam kazanıyor?
Şiirin sonunda bulunan:
風流 — fūryū
ifadesi bu noktada çok anlamlı hale geliyor.
Fūryū; doğanın, sanatın ve geçici güzelliğin içindeki ince ve rafine duyguyu kavramaya yönelik bir estetik anlayıştır.
Bu şiirde de büyük bir olay küçük bir doğa görüntüsüne dönüşür:
iki kelebek
ayrılık
sessizlik
rüzgâr
Şair, “ayrılığın acısı” diye açıklamaz.
Okura uzun bir duygu anlatmaz.
Sadece görüntüyü verir.
Ve okur o görüntünün içindeki hüznü kendisi hisseder.
İşte bu, fūryū kavramıyla şiirin estetik dünyası arasındaki güçlü bağlantıdır.
Burada “fūryū”yü şiirin doğrudan sözlük karşılığı değil, şiirin estetik anahtarı olarak okumak daha doğru olur.
XII. İki şiirin ortak noktası
Tōkoku'nun şiiri ile Merve Yiğit'in çevirdiği kısa şiir aynı şiir değildir.
Bunu özellikle belirtmek gerekir.
Ancak aralarında güçlü bir şiirsel akrabalık vardır:
| Merve Yiğit'in çevirdiği şiir | Kitamura Tōkoku | |
|---|---|---|
| Kelebek | İki kelebek | İki kelebek |
| Ayrılık | Var | Var |
| Hüzün/yas | Merkezde | Merkezde |
| Rüzgâr | Var | Var |
| Sessizlik | Çok güçlü | Çok güçlü |
| Doğa | Şiirin bütünü | Şiirin bütünü |
| Ayrılığın yönü | Belirsiz | Doğu–batı |
| Anlatım | Son derece kısa | Uzun ve anlatısal |
| Sonuç | Geriye rüzgâr kalır | Kelebekler birbirlerinden uzaklaşır |
Bu tablo bize aynı şiiri değil, aynı estetik duyarlılığın iki farklı biçimini gösteriyor.
XIII. Araştırma yolculuğunun bize öğrettiği
Bir şiirin şairini ararken bazen doğrudan şaire ulaşamayız.
Önce bir çevirmen çıkar karşımıza.
Sonra bir kelime:
fūryū.
Sonra bir şair:
Shuntarō Tanikawa.
Sonra başka bir ihtimal:
Kitamura Tōkoku.
Ve sonunda bir şiir:
「雙蝶のわかれ」 — İki Kelebeğin Ayrılığı.
Aradığımız şiirin Tōkoku'ya ait olduğunu söyleyemeyiz.
Hatta mevcut kanıtlara göre bunu söylemek yanlış olur.
Ama arayış bizi Japon şiirinde kelebek, ayrılık, rüzgâr ve sessizlik arasında kurulan çok eski ve güçlü bir estetik ilişkiye götürdü.
Belki de bu araştırmanın en güzel tarafı tam olarak bu.
Bir şiirin şairini ararken başka bir şiiri bulduk.
Ve bulduğumuz ikinci şiir, ilk şiiri anlamamıza yardım etti.
Sonuç
Başlangıçta elimizde yalnızca beş dize vardı:
iki kelebek ayrılmış,
kimse duymamış
yasını.yalnızca bir rüzgâr
esmiş.
Şimdi ise bu beş dizeyi daha geniş bir Japon şiiri geleneğinin içinde görebiliyoruz.
Kelebek, geçici güzelliğin;
ayrılık, hayatın kaçınılmaz değişiminin;
sessizlik, insanın doğa karşısındaki çaresizliğinin;
rüzgâr ise zamanın ve hayatın akışının imgesi haline geliyor.
Tōkoku'nun iki kelebeği doğuya ve batıya giderken birbirlerine bakıyor.
Merve Yiğit'in çevirdiği kısa şiirde ise onların ayrılığını kimse duymuyor.
Birinde ayrılık gözlerimizin önünde gerçekleşiyor.
Diğerinde ayrılık çoktan gerçekleşmiş oluyor.
Ama ikisinin ardından da aynı şey kalıyor:
sessizlik ve rüzgâr.
Belki de bu yüzden, şiirin sonunda duran tek kelime — fūryū — bütün bu sessiz güzelliği anlatmaya yetiyor.
İki kelebek ayrılmıştır.
Dünya ise yoluna devam etmektedir.
Ve yalnızca rüzgâr, onların geçtiği yerden esmektedir.
İki Kelebeğin Ayrılığı
北村透谷 — Kitamura Tōkoku
Bir dalın üzerinde iki kelebek,
kanatlarını kapatmış, dinlenirler.
Çimenler çiğin ağırlığıyla eğilmiş,
çiçekler sonbaharın acımasızlığı altında
renklerini yitirmiş.
Söylemeden, konuşmadan
iki kelebek birlikte havalanır.
Geriye baktıklarında ıssız bir kır,
önlerine baktıklarında soğuk bir rüzgâr.
Geçen bahar artık bir rüyadır;
hangi yöne gideceklerini bilmezler.
Aynı acıyı taşıyan iki kelebek,
ağırlaşmış gibidir dört kanat.
Birlikte uçsalar da
sonbaharın kılıcından korkarlar.
Erkeği de dişisi de yorgun,
geldikleri yere doğru geri dönerler.
Eski dallarına yeniden konar,
iki kelebek bir süre dinlenir.
Akşamı haber veren çanın sesi duyulunca
iki kelebek ürpererek havalanır.
Bu kez ayrılırlar;
biri doğuya, biri batıya.
Giderken dönüp dönüp birbirlerine bakar,
sonunda gözden kaybolurlar.
Kitamura Tōkoku