Gülten Akın’ın “Sözleri Kuş Kadınlar” şiiri, son derece küçük bir anın içine büyük bir duygusal kırılma yerleştiriyor. Şiirde konuşan kişi, karşısındaki kadına güvercinleri gösterirken görünüşte yalnızca kuşlardan söz ediyor. Fakat şiirin asıl meselesi kuşlar değil; bir insanın başka bir insana ulaşma, onun dikkatini çekme ve gördüğü şeyi onunla paylaşma çabasının karşılıksız kalmasıdır. Şiir, konuşmadan susmaya doğru ilerleyen birkaç kısa cümleyle bir yakınlığın nasıl sessizliğe dönüşebileceğini anlatır.
“Bunlar güvercin” dedim, “gövdesinin inceliğinden..”
Konuşan kişi kuşları yalnızca tanımlamaz; onların neden güvercin olduğunu da anlatır. “Gövdesinin inceliği” ayrıntısı önemlidir. Çünkü burada sıradan bir bakıştan çok, ayrıntıyı fark eden bir bakış vardır. Kuşun biçimine, bedenine, inceliğine dikkat eden biri konuşmaktadır.
Ama bu cümlenin şiir açısından daha önemli bir işlevi vardır: konuşmayı başlatmak. İnsanlar çoğu zaman asıl söylemek istedikleri şeyi doğrudan söylemezler. Bir kuş, bir manzara, yoldan geçen biri ya da önemsiz görünen herhangi bir ayrıntı, iki insan arasında kurulmak istenen yakınlığın bahanesi olabilir. Burada da güvercinler, konuşan kişinin karşısındakiyle bir ortaklık kurma girişimidir. Aynı şeye bakmak, onu birlikte adlandırmak ve küçük bir düşünceyi paylaşmak ister.
Ardından konuşma başka bir ihtimale yönelir:
“kumru olsa..” dedim, ona baktım
Burada şiirin bakış yönü değişir. İlk dizede kuşa bakan kişi, şimdi “ona” bakmaktadır. Artık önemli olan güvercinin ne olduğu değil, karşısındaki kadının bu sözlere nasıl karşılık vereceğidir.
“Güvercin”den “kumru”ya geçiş de yalnızca bir kuş adı değiştirmek değildir. Kumru, Türkçenin kültürel ve şiirsel çağrışımında sevgiye, eşe, yakınlığa ve çift olmaya daha fazla yaklaşan bir kuştur. Bu nedenle “kumru olsa” sözü, şiirin yüzeyindeki kuş konuşmasının altında bulunan duygusal yakınlık arzusunu daha belirgin hâle getirir.
Fakat konuşan kişi bu ihtimali ortaya attıktan sonra karşısındakinin yüzüne bakar ve gerçeği fark eder:
baktım beni dinlemiyor
Şiirin en güçlü kırılması buradadır. Çünkü önceki iki bölümde konuşan kişi hâlâ bir iletişimin mümkün olduğuna inanıyor gibidir. Kuşlardan söz eder, başka bir ihtimal öne sürer, sonra karşısındakine bakar. Fakat o anda sözlerinin karşı tarafa ulaşmadığını anlar.
Şairin “duymuyor” yerine “dinlemiyor” demesi özellikle önemlidir. Duymamak istemeden gerçekleşebilir; dinlememek ise bir tür ilgisizlik, uzaklık veya kendini kapatma taşır. Karşıdaki insan oradadır, fakat konuşanın sözlerine kendisini açmamaktadır. Böylece şiirde fiziksel yakınlıkla duygusal yakınlık birbirinden ayrılır. Yan yana olmak, birbirine ulaşmak anlamına gelmez.
Bu fark edişten sonra konuşan kişinin tavrı da değişir. Israr etmez. Kendini açıklamaya çalışmaz. Sitem etmez. Şiirin bütün duygusal ağırlığı, son iki kelimeye hazırlanır:
güvercinler uçtu, sustum
Güvercinlerin uçması dış dünyada gerçekleşen basit bir olaydır. Fakat şiirde aynı zamanda konuşmanın bitişini belirleyen işarettir. Başlangıçta konuşmanın konusu olan güvercinler artık orada değildir. Dolayısıyla konuşmanın bahanesi de ortadan kalkmıştır.
Fakat asıl önemli olan ikinci yarıdır:
“sustum.”
Bu susuş, yalnızca konuşacak bir şey kalmadığı için gerçekleşmez. Konuşan kişi dinlenmediğini fark ettiği için susar. Sözcüklerinin karşılığını bulamadığı yerde daha fazla konuşmanın anlamsız olduğunu hisseder. Böylece güvercinlerin uçuşu ile insanın susuşu birbirine bağlanır. Kuşlar gökyüzüne doğru uzaklaşırken, konuşanın sözleri de sanki onların ardından gider.
Şiirin başlığı olan “Sözleri Kuş Kadınlar” da bu noktada daha anlamlı hâle gelir. Başlık, “söz”, “kuş” ve “kadın” kelimelerini birbirine bağlayarak şiirdeki uçuculuk ve erişilmezlik duygusunu daha baştan kurar. Kuşlar nasıl tutulamıyor, nasıl bir anda uçup gidiyorsa sözler de aynı şekilde havada kalabilir. Özellikle karşılığını bulmayan söz, söylendiği anda sahibinden ayrılır ve nereye gideceği artık onun denetiminde değildir.
Burada şiirin çok güzel bir inceliği daha var: Konuşan kişi aslında kuşlardan söz ederek kendisinden söz etmeye başlar. Güvercinlerin inceliğini anlatırken kendi duyarlılığını gösterir; “kumru olsa” derken yakınlık ihtimalini yoklar; karşısındaki kadına bakarken asıl muhatabının kuşlar değil, o kadın olduğunu ortaya çıkarır. Kadının onu dinlemediğini fark ettiği anda ise kuşlarla ilgili konuşma da anlamını yitirir.
Bu yüzden şiirin hüznü yüksek sesli değildir. Büyük bir ayrılık sahnesi yoktur, geçmişten söz edilmez, aşk ilanı yapılmaz. Gülten Akın yalnızca bir insanın konuşurken karşısındakinin artık kendisiyle aynı yerde olmadığını fark ettiği birkaç saniyeyi yakalar. Şiirin etkisi de buradan gelir. Okur, anlatılmayan hikâyeyi kendi deneyimleriyle tamamlar.
Sonunda geriye üç şey kalır: uçup giden güvercinler, karşılık bulamayan sözler ve susan bir insan. Güvercinlerin uçuşu nasıl doğal ve kaçınılmazsa, konuşanın susması da öyle görünür. Çünkü bazen insanı susturan şey söyleyecek sözünün bitmesi değil, sözünün ulaşacağı bir kulak bulamamasıdır.
Gülten Akın’ın şiiri tam da bu ince noktada derinleşir: Bir insanı susturan bazen sessizlik değil, dinlenmediğini fark etmektir. Güvercinler uçar; onların ardından sözler de uçup gider. Fakat şiirin sonunda en uzun kalan şey, bütün o uçuşun ardından gelen tek kelimedir:
“sustum.”