‘Rüzgâr suyun üzerinde durdu, ve ben yorgunum,’
sanki kan, çocuk gözüyle, dağılıyordu göğe,
duvara asılan resim, örselenmiş bakışlar
iç-içe geçtikçe!
‘Ve ben yorgunum’ derken bir harf
yuvarlandı kan gölüne, göle. Ossessione!
Akşam, gül yapraklarıyla birlikte iniyordu
şehrin kubbelerine, dem çeken güvercinlere.
Akşam, ömrün sonunda gül gibi dağılan, akşam!
Çocukluğun kuytularına döküldü tortular.
‘Ve ben yorgunum’ derken bir harf yuvarlandı göle.
Alüminyum yaprakta gezinen som altın iğne
kadının hançeresine saplandığında, akşam
kan rengiyle dağılacaktır çocuk gözlerinde,
yanılsamalar çöle dönen yürekte hapsolur.
‘Rüzgâr, gülün üzerinde durdu-ve ben yorgunum.’
Seyhan Erözçelik