Dante’nin Cehenneminden Evliliğe: Umudu Değil, Yanılsamayı Bırak

Şair: Dante Alighieri

Dante’nin Cehenneminden Evliliğe: Umudu Değil, Yanılsamayı Bırak

“Lasciate ogne speranza, voi ch’intrate.”

“Ey buraya giren, bütün umutlarını geride bırak.”

Dante, İlahi Komedya’da cehennemin kapısına yaklaşan yolcunun karşısına ürpertici bir yazı çıkarır:

“Lasciate ogne speranza, voi ch’intrate.”

“Ey buraya giren, bütün umutlarınızı geride bırakın.”

Bu cümle, insanın geri dönüşü olmayan bir yere adım attığını haber verir. İçeri giren artık eski hayatına sahip değildir.

Arkasında bıraktığı dünya ile önünde açılan dünya arasında kesin bir sınır vardır.
Bazen evliliğin kapısına da böyle bir yazı asmak gerekir.

Ama cümleyi biraz değiştirmek şartıyla:

“Ey buraya giren, bütün beklentilerini geride bırak.”

Çünkü evlilik çoğu zaman iki insanın birbirine kavuşmasından çok, iki insanın birbirinden bekledikleriyle karşılaşmasıdır.

İnsan evlenirken yalnızca sevdiği insanı hayatına almaz. Onunla birlikte kendi hayallerini, alışkanlıklarını, korkularını ve “iyi bir eş” hakkındaki düşüncelerini de getirir.

Sonra gerçek hayat başlar.

Ve bir gün insan eşine bakıp içinden şu cümleyi geçirebilir:

“Ben seni böyle hayal etmemiştim.”

Belki de evliliğin ilk büyük sınavı tam burada başlar.

Çünkü insan evlenirken çoğu zaman karşısındaki insanı değil, onun zihnindeki görüntüsünü de evlendirir.

Oysa evlilik, hayalimizdeki insanla değil, karşımızda duran gerçek insanla yaşamaktır.

Gerçek insan ise kusurludur.

Bazen anlayışlıdır, bazen bencildir.

Bazen sabırlıdır, bazen öfkelidir.

Bazen sevgisini gösterir, bazen göstermeyi beceremez.

Bazen bizi şaşırtır, bazen hayal kırıklığına uğratır.

İnsan evlilikten önce çoğu zaman bir eş arar.

Evlilikten sonra ise karşısındaki insanı tanımaya başlar.

Bu nedenle evlilik kapısında bırakılması gereken ilk şey, kusursuz eş beklentisidir.

Kusursuz eş yoktur.

Fakat bu, evlilikte her şeye katlanmak gerektiği anlamına da gelmez.

Sevgi, saygısızlığı meşrulaştırmaz.

Evlilik, insanın kendi ihtiyaçlarından, sınırlarından ve onurundan vazgeçmesi değildir.

Geride bırakılması gereken şey beklentiler değil, gerçek dışı beklentilerdir.

İnsan eşinden sevgi bekleyebilir.

İlgi bekleyebilir.

Sadakat, saygı ve güven bekleyebilir.

Bunlar fazlalık değildir.

Ama eşinin her zaman kendisini anlayacağını, her zaman istediği gibi davranacağını, bütün eksikliklerini tamamlayacağını ve hayatındaki bütün mutsuzlukları ortadan kaldıracağını beklemek başka bir şeydir.

Hiçbir insan başka bir insanın bütün hayatını taşıyamaz.

Eşimiz bizim kurtarıcımız değildir.

Biz de onun kurtarıcısı değiliz.

Bir insanın bütün mutluluğunun sorumluluğunu diğerinin omuzlarına bıraktığımızda sevgi, yavaş yavaş bir göreve dönüşür.

“Beni mutlu et.”

“Beni anla.”

“Beni değiştir.”

“Beni tamamla.”

“Benim istediğim gibi ol.”

Bu cümleler çoğaldıkça evlilik, iki insanın ortaklığından çıkıp iki insanın birbirinden taleplerinin yarışına dönüşebilir.

Oysa evliliğin asıl sorusu belki de şudur:

“Sen benim için ne yapacaksın?” değil, “Bizim için ben ne yapabilirim?”

Çünkü evlilik, insanın yalnızca kendisini düşünerek yaşayamayacağı bir hayattır.

Evlilik ise insana başka bir insanın varlığını sürekli hesaba katmayı öğretir.

Bu yüzden evlilik, romantik olduğu kadar disiplinli bir kurumdur.

Bazen özür dilemeyi,

bazen susmayı,

bazen konuşmayı,

bazen geri adım atmayı,

bazen de haklı olduğun hâlde tartışmayı sürdürmemeyi öğrenirsin.

Çünkü evlilikte her tartışmanın bir kazananı yoktur.

Fakat her tartışmanın bir kaybedeni olabilir:

İlişkinin kendisi.

İnsan bazen haklı olduğunu kanıtlamak için o kadar uğraşır ki, sonunda haklılığının yanında eşini de kaybedebilir.

Bu yüzden evlilikte asıl mesele her zaman kimin haklı olduğunu bulmak değildir.

Bazen asıl mesele, iki insanın aynı tarafta kalabilmesidir.

Eşin düşmanın değildir.

Sorun ikinizin karşısındadır.

Oysa insan bazen bunu unutur.

Karşısındaki insanı sorunun kendisi olarak görmeye başlar.

Böylece aynı evde yaşayan iki insan, yavaş yavaş birbirlerinin karşısında konumlanır.

Oysa daha doğru cümle şudur:

“Sorun ikimizin karşısında. Biz aynı taraftayız.”

Evlilikte bunu unutmamak gerekir.

Fakat evliliği tüketen şey her zaman kavga da değildir.

Bazen daha tehlikeli olan sessizliktir.

Çünkü kavga hâlâ iki insanın birbirine ulaşmaya çalıştığını gösterebilir.

Sessizlik ise bazen insanın artık anlatmaktan vazgeçtiğini gösterir.

Aynı evde yaşayan iki insan düşünün.

Aynı sofraya oturuyorlar.

Aynı yatağa giriyorlar.

Aynı çocukların anne babası oluyorlar.

Ama birbirlerinin iç dünyasına artık girmiyorlar.

Birbirlerinin yüzünü biliyorlar fakat birbirlerinin kalbini bilmiyorlar.

İşte evliliğin en büyük tehlikelerinden biri budur:

İnsanların birbirine kızmayı bırakması değil, birbirini önemsemeyi bırakması.

Bu yüzden evlilikte “nasıl olsa beni anlar” düşüncesi de tehlikelidir.

İnsanların birbirini sevmesi, birbirlerinin zihnini okuyabileceği anlamına gelmez.

Kırıldığımızı söylememiz gerekir.

Yorulduğumuzu söylememiz gerekir.

Yalnız kaldığımızı söylememiz gerekir.

Sevgiye ihtiyaç duyduğumuzu söylememiz gerekir.

Bir şeyin bizi incittiğini, bir şeyin değişmesi gerektiğini söylememiz gerekir.

Çünkü söylenmeyen şeyler ortadan kaybolmaz.

İnsanın içinde birikir.

Birikir, büyür ve sonunda söylenmesi gereken şey artık bir cümle olmaktan çıkar; yılların hesabına dönüşür.

İnsan bunu çoğu zaman tartışmanın ortasında değil, yıllar sonra fark eder.

Bir gün aynı evde yaşayan iki insanın birbirine yabancılaştığını görür.

Aynı sofraya otururlar ama konuşmazlar.

Aynı yatağa girerler ama birbirlerine dokunmazlar.

Birbirlerinin yüzünü bilirler ama iç dünyalarını artık bilmezler.

İşte evliliğin gerçek cehennemi belki de kavga değildir.

Sessizliktir.

Dante'nin cehenneminde insanın karşısına çıkan en ürpertici şeylerden biri, geri dönüşsüzlüktür.

Evlilikte de bazı uzaklıklar böyle başlayabilir.

Önce küçük bir kırgınlık konuşulmaz.

Sonra başka bir kırgınlık eklenir.

Bir özür ertelenir.

Bir konuşma başka bir güne bırakılır.

Bir ihtiyaç küçümsenir.

Bir yalnızlık fark edilmez.

Sonra insan, bir zamanlar çok yakın olduğu kişinin yanında kendisini yalnız hissetmeye başlar.

İşte evlilikte tehlike çoğu zaman büyük bir olayla başlamaz.

Bazen küçük ihmallerin sessizce birikmesiyle başlar.

Bu yüzden “Zaman her şeyi düzeltir” düşüncesi de tehlikelidir.

Zaman her şeyi düzeltmez.

Bazen yalnızca ne varsa onu büyütür.

Konuşulmayan kırgınlığı büyütür.

İhmal edilen sevgiyi büyütür.

Aradaki mesafeyi büyütür.

Ve bir gün iki insan birbirine bakıp, aynı evde nasıl bu kadar uzaklaştıklarını anlamaya çalışır.

Oysa evlilik yalnızca bir gün verilen sözden ibaret değildir.

Her gün yeniden verilen küçük sözlerden oluşur.

“Bugün seni dinleyeceğim.”

“Bugün seni küçümsemeyeceğim.”

“Bugün seni gerçekten görmeye çalışacağım.”

“Bugün kırıldığım şeyi içimde büyütmek yerine anlatacağım.”

“Bugün yalnızca kendimi değil, bizi de düşüneceğim.”

Belki de evliliğin kapısında bırakılması gereken şey tam olarak budur:

Yanlış umutlar.

Kusursuz eş umudu.

Her zaman anlaşılma umudu.

Eşinin seni tamamlayacağı umudu.

Her tartışmayı kazanma umudu.

Hiç incinmeyeceğin umudu.

Karşındaki insanın zamanla kendiliğinden değişeceği umudu.

Ama bütün umutları bırakmamak gerekir.

Çünkü Dante'nin cehennem kapısındaki sözünü evliliğe olduğu gibi taşımak doğru değildir.

Evlilik cehennem değildir.

Fakat evliliğin cennet olacağını düşünmek de tehlikelidir.

Evlilik, iki insanın birbirine cennet vaat ettiği yer değildir.

Birlikte yaşanabilir bir dünya kurmaya çalıştıkları yerdir.

Bu dünya bazen huzurlu olur.

Bazen fırtınalı.

Bazen insan eşine yeniden âşık olur.

Bazen ondan uzaklaşır.

Bazen bir özür bütün mesafeyi kapatır.

Bazen tek bir cümle yıllarca unutulmaz.

Ama evliliğin asıl sorusu belki de sevginin hiç değişmemesi değildir.

Asıl soru şudur:

Birbirinizden uzaklaştığınızda yeniden birbirinize doğru yürüyebiliyor musunuz?

Çünkü sevgi yalnızca bir duygu değildir.

Bir davranıştır.

Bir tercihtir.

Bazen bir sabırdır.

Bazen bir özürdür.

Bazen bir konuşmadır.

Bazen de insanın kendi gururundan biraz vazgeçmesidir.

İnsan evliliğin kapısından girerken belki de kendisine şunları söylemelidir:

Kusursuz bir eş bulmayacaksın.

Her zaman anlaşılmayacaksın.

Her zaman haklı çıkmayacaksın.

Karşındaki insan seni tamamlamayacak.

Bazen yalnız kalacaksın.

Bazen kırılacaksın.

Bazen de karşındaki insanı kıracaksın.

Ama bütün bunların içinde birbirinize yeniden ulaşmayı öğrenebilirsiniz.

Çünkü evlilikte asıl mesele, hiç uzaklaşmamak değildir.

Uzaklaştığında geri dönebilmektir.

Dante'nin cehennem kapısında umut terk edilir.

Evliliğin kapısında ise umut değil, yanılsama terk edilmelidir.

Kusursuzluk yanılsaması.

Sürekli mutluluk yanılsaması.

Eşimizin bizi tamamlayacağı yanılsaması.

Birbirimizi hiçbir zaman incitmeyeceğimiz yanılsaması.

Ve en tehlikelisi:

“Nasıl olsa beni anlar.”

Hayır.

Bazen anlatmak gerekir.

Bazen dinlemek gerekir.

Bazen susmak gerekir.

Bazen konuşmak gerekir.

Bazen özür dilemek gerekir.

Bazen affetmek gerekir.

Bazen de iki insanın aynı tarafta olduğunu yeniden hatırlaması gerekir.

Çünkü evliliğin cehennemi, iki insanın kavga etmesi değildir.

İki insanın artık birbirine ulaşmak için çaba göstermemesidir.

Ve belki evliliğin cenneti de kusursuz bir hayat değildir.

Birbirinden uzaklaşan iki insanın, bütün kırgınlıklarına rağmen yeniden birbirine doğru yürüyebilmesidir.

Bu yüzden evliliğin kapısına Dante'nin sözünü yeniden yazmak gerekseydi, belki şöyle yazardım:

“Ey buraya giren, bütün yanlış umutlarını geride bırak.
Kusursuzluğu arama.
Her zaman haklı çıkmayı isteme.
Karşındaki insanın seni tamamlamasını bekleme.
Ama birbirinize yeniden ulaşabileceğinize dair umudu sakın bırakma.”

Çünkü evlilik, iki insanın birbirini hiç kaybetmemesi değildir.

Kaybolduklarında birbirlerini yeniden bulmaya devam etmeleridir.

Etiketler: ChatGPT Evlilik
Yayınlanma: 06.08.2026