eski kışlalarda bu güz öğleleri
duruma en aykırı oynak şarkılar
sıcak çaylardan soğuk gazozlardan beklediğimiz
ne beklediğimiz arayıp bulduğumuz
vazgeçip kıyıya iniyoruz(1)
üç güvercin kuşu var üstelik su gökleri direkler
adamlar oturmuşlar sandal boyuyorlar
adamlar oturmuşlar bir kırmızı uydurmuşlar
denizin mavisine yangın ateşi
yanlarında testileri yanlarında düzen yanlarında ekmek
mutsuzluğa gerekecek ne varsa yanlarında
beş kişiyiz beş kişi miyiz üstümüz başımız
kiminin elleri suda kiminin gözleri kara
benim bütün caymalarım yanımda geçemiyorum onlardan
yanımda durdular mı sevmemi önlüyorlar(2)
rahat oluyorum
[(1) sıkıldık mı hep böyle yapmak gereğini duyarız yahut o boşluk duygusuna kapılınca, nasıra’lı isa’yı peygamber eden budur, güneş altında yalnız kalınca böyle korktu, peygamberliği işte bu yüzden. bir kadına tutulsaydı tutulabilseydi somut bir kadına simun haç taşımanın günahını çekmeyecekti.
(2)bilinir hikayedir bu işin sonunda alışkanlığa varması, bir sürü yıkımlar bıraktıktan sonra kıvrılıp yalayan saran gemici düğümleri gibi pek, o yangın sonuna doğru ısıtır bile olamıyor değerini bulamadıkça. sonra onarmak tapınaklar kurmak ya da kükreyip yeni baştan girişmek gerekiyor. bu düşünce insana göre değil o yıkım yıkım sarsıntılardan deneye deneye süzülmüş ağır tıkanık ağrılı acılı -artık durulmasını ister- insana göre değil ama demesi kolay, en iyisi pişmanlıkları taşımak o yanıklığı ateş ateş taşıyıp sürümek, ama her yerde aldanmaya başlamanın aldanmayı istemenin yolunu buluyoruz.
(4) … benim güneşlerim ne yandan doğar
benim kutsal çeşmelerim akar
kaçmıyorum gücümle gidiyorum
benim ısıtıcı güneşlerim doğar
benim kutsal çeşmelerim akar
akçaburgaz’dan geldim
hiçbir şey kirletmedim
başka yerlere giderim.]
… nasıl olurdu kimbilir suyun suya karışması
o toprakları ekmeler çiçekler budamalar
pencerelerin ardında o akşamları beklemeler sabahları gerinmeler
o flamanların zevki ocaklara karşı
korkuyorum herkesle kaşılaşsam
o caddeler eski harap kışlalar
ben yokum desem kimse bırakmıyor
yokum diyorum inanmıyorlar
yokum diyorum bulup çıkarıyorlar
yokum
lambamı üflüyorum bir bardak su içiyorum(6)
[(6) birden en uzak çin bahçeleri yalnız bahçeleri
yerini bulup yerleştiriyorum yaşamamda
kararsız insanlığım şam kervanları arşidük franz’ın oniki bölüm sarayında akşamüstü çayları
neden aklıma vuruyor anlamıyorum neleri var bende
keskin ayışıklarında titrek düğümler
durup aklıma geliyor benim bir teyzem varmış bir adam almış onu arabistana götürmüş
– adamlar kadınları alıp arabistana götürürlerdi dünyanın en güzel arabistanına
durup beni büyüler bağlıyor yarasa kuşları beni
açın bütün defterlerimi bütün bütün kitaplarımı bir şaşarsınız
aşk anlıyorum kadınlarda buğulu buğulu denizler
yalınkatlığı kolaylığı açın kitaplarımı
kaç kez başladım kaç kez başardım kaldırdım attım
sürüm sürüm dökük saçık çürük ölüler gibi ardında
kaç kez attımsa ne kolay attım
biliyordum o çin bahçeleri o yalnız bahçeleri
biliyordum…]
Turgut Uyar