Bazen kulak gözden önce âşık olur
Ey insanlar! Kulağım şu kabileden birine âşıktır
Bazen kulak gözden önce âşık olur
Bana, “gözlerini görmüyoruz senin” dediler; onlara dedim ki:
Kulak da göz gibidir. Kalbe, olan şeyleri gösterir
Beşşâr b. Burd
Bu kısa parça, ilk bakışta bir aşk nüktesi gibi görünse de aslında görme, işitme, algılama ve aşk arasındaki ilişki üzerine oldukça güçlü bir düşünce kuruyor. Beşşâr b. Burd'un burada yaptığı şey, özellikle “göz görmeden de insan âşık olabilir mi?” sorusunu tersine çevirmek.
1. Şiirin merkezindeki şaşırtıcı fikir
Şiirin en çarpıcı cümlesi:
“Bazen kulak gözden önce âşık olur.”
Normal beklenti şudur: İnsan önce görür, sonra beğenir, ardından âşık olur. Özellikle klasik aşk şiirinde göz, sevgiliyle ilk temasın organıdır. Sevgilinin yüzü görülür, güzelliği algılanır ve aşk başlar.
Beşşâr ise bu alışılmış sıralamayı bozuyor.
Görmek zorunlu değildir.
İnsan birini görmeden de ona âşık olabilir. Çünkü sevgilinin güzelliği yalnızca göz aracılığıyla değil, söz aracılığıyla da kalbe ulaşabilir.
Burada kulak, gözün karşısına çıkarılıyor.
2. “Kulak da göz gibidir” sözü şiirin anahtarıdır
Şairin:
“Kulak da göz gibidir.”
demesi, basit bir benzetme değildir.
Burada işitmek ile görmek arasındaki sınır ortadan kaldırılıyor.
Göz dış dünyadaki görüntüyü kalbe taşır.
Kulak ise sesi, sözü, anlatılan güzelliği kalbe taşır.
Dolayısıyla şairin asıl iddiası şudur:
Görme duyusu yalnızca gözün yaptığı fiziksel bir eylem değildir; insanın zihninde ve kalbinde bir şeyi “görmesi” başka duyular aracılığıyla da mümkün olabilir.
Bu düşünce şiirin son dizesinde tamamlanıyor:
“Kalbe, olan şeyleri gösterir.”
Buradaki “göstermek” kelimesi özellikle önemli. Kulak aslında görmez; fakat kalbe gösterir.
Yani şair, fiziksel görmek ile zihinsel görmek arasında bir ayrım yapıyor.
3. Şiirin paradoksu: Görmeyen göz, gören kulak
Şiirin bütün kuruluşu bir paradoks üzerine kurulmuş:
Göz görmüyor ama kulak görüyor.
Daha doğrusu:
Göz dış dünyayı görür; kulak kalbe gösterir.
Bu çok incelikli bir ayrım.
Çünkü şair burada duyuların görevlerini değiştirmekle kalmıyor; algının merkezini gözden kalbe taşıyor.
Göz, dış dünyaya açılan organdır.
Kalp ise anlamın oluştuğu yerdir.
Dolayısıyla gerçek aşkın başlangıcı gözün gördüğü görüntü değil, kalbin kurduğu tasavvurdur.
Bu açıdan bakıldığında şiirin asıl konusu aşk kadar algıdır.
4. “Kulağım âşıktır” ifadesindeki kişileştirme
İlk dize de son derece dikkat çekici:
“Kulağım şu kabileden birine âşıktır.”
Normalde âşık olan insanın kendisidir. Burada ise aşk doğrudan kulağa yükleniyor.
Bu bir kişileştirmedir; fakat yalnızca estetik bir oyun değildir.
Şair böylece aşkı kendi bedeninin içindeki bir organa dağıtır.
“Ben âşığım” demek yerine:
“Kulağım âşık.”
diyor.
Böylece “ben” ile “duyu organı” arasındaki sınır da bulanıklaşıyor.
Bu aynı zamanda şiirin mizahını ve zekâsını artırıyor. Çünkü karşısındakiler şaire:
“Gözlerini görmüyoruz senin.”
diyerek onun sevgiliyi nasıl gördüğünü sorguluyorlar.
Şair de onlara adeta:
“Görmek için gözlerimin çalışmasına ihtiyacım yok.”
cevabını veriyor.
5. Şiirde fiziksel eksiklik düşünsel üstünlüğe dönüşüyor
“Gözlerini görmüyoruz” ifadesi, şairin görme yetisi üzerinden bir eksiklik veya imkânsızlık ortaya koyuyor.
Fakat Beşşâr bu eksikliği savunmaya çalışmıyor.
Tam tersine onu avantaja dönüştürüyor.
“Gözüm görmüyor” demek yerine:
“Kulağım görüyor.”
diyor.
Bu nedenle şiirde çok güzel bir dönüşüm gerçekleşiyor:
Eksiklik → başka bir algı biçimi → aşk → üstünlük
Bu, Beşşâr'ın şiir zekâsının önemli bir göstergesi.
6. Aşkın başlangıcı olarak söz
Şiirin daha derin bir katmanında ise sözün gücü ortaya çıkıyor.
Şair sevgiliyi görmemiş olabilir; fakat onun hakkında konuşulmuş, onun güzelliği anlatılmış olabilir.
Bu anlatılan güzellik, kulaktan kalbe geçer.
Burada şiir açısından çok önemli bir süreç vardır:
Söz → kulak → hayal → kalp → aşk
Gözün yolu ise:
Görüntü → göz → kalp → aşk
Beşşâr böylece iki farklı aşk yolunu karşılaştırıyor.
Birincisi görsel aşk, ikincisi işitsel aşk.
Fakat şiirin asıl şaşırtıcı tarafı, ikinci yolu küçümsememesi; aksine onu birinci kadar gerçek kabul etmesidir.
7. Şiirin klasik şiir açısından önemi
Bu metni klasik Arap şiiri ve daha sonra gelişen klasik aşk şiiri geleneği açısından düşündüğümüzde çok önemli bir mesele ortaya çıkıyor:
Aşk, sevgilinin gerçek görüntüsüne mi, yoksa zihinde oluşturulan sevgili tasavvuruna mı yönelir?
Beşşâr'ın cevabı ikinci seçeneğe daha yakındır.
Çünkü insanın âşık olduğu şey her zaman çıplak gerçeklik değildir. Bazen bir ses, bir söz, bir anlatı, hatta başkasının sevgili hakkındaki tasviri, zihinde bir sevgili imgesi oluşturabilir.
Bu nedenle şiir, aslında hayal gücünün aşk üzerindeki gücünü de anlatıyor.
8. Şiirin modern bir tarafı da var
Bence bu kısa metni bugün hâlâ etkileyici yapan şeylerden biri de budur.
Günümüzde de insanlar bazen birini önce sesinden, konuşmasından, yazısından, düşüncelerinden tanır ve fiziksel olarak görmeden ona karşı güçlü bir yakınlık hissedebilirler.
Dolayısıyla Beşşâr'ın yaklaşık bin yıl önce kurduğu:
“Kulak da göz gibidir.”
düşüncesi bugün bile psikolojik olarak anlaşılabilir bir önermedir.
Hatta bunu daha ileri götürürsek:
İnsan bazen gözünün gördüğüne değil, zihninin gördüğüne âşık olur.
Bu, şiirin en güçlü modern okuması olabilir.
Sonuç
Bu birkaç beyitlik parçada Beşşâr b. Burd, basit görünen bir aşk nüktesinden oldukça geniş bir düşünce çıkarıyor.
Şiirin temel karşıtlıkları şunlardır:
göz / kulak
görmek / işitmek
dış dünya / kalp
gerçek görüntü / zihinsel görüntü
bedensel algı / ruhsal algı
Ve bütün bu karşıtlıkların merkezinde aşk bulunuyor.
Şiirin en güzel tarafı ise “kulak da göz gibidir” düşüncesinin sonunda “görmek” fiilinin anlamını değiştirmesidir. Kulak fiziksel olarak görmez; fakat kalbe gösterir.
Bu nedenle şiiri tek cümleyle şöyle özetlemek mümkün:
Aşkın görmek için göze, inanmak için de görmeye ihtiyacı yoktur; bazen bir söz, gözün sağlayamadığı bir görüntüyü kalbin içinde kurmaya yeter.
Beşşâr'ın nüktesi de tam burada şiirsel bir düşünceye dönüşüyor.