Ömrümün bir ayı kaç para ediyor?
Arabam Aylık 50 Bin, Ben 60 Bin Kazanıyorum
2019 model, yaklaşık 800 bin lira değerindeki arabam ayda 50 bin liraya kiralanıyor.
Arabam çalışarak para kazanıyor. Üstelik gün içinde belki birkaç saat kullanılıyor, bazen hiç kullanılmıyor. Benim onun için hiçbir şey yapmam gerekmiyor.
Ben ise otuz beş yıllık deneyimimle bir kitap standında sabah 10'dan akşam 10'a kadar çalışarak ayda 60 bin lira kazanıyorum.
Haftada 45 saat olması gereken çalışma süresi 84 saate çıkıyor. Üstelik işe gidip gelmek için her gün yaklaşık iki saatim daha yolda geçiyor.
Arabam çalışarak 50 bin kazanıyor.
Ben çalışarak 60 bin.
İnsanın içini acıtan, aradaki 10 bin lira değil.
Bir tarafta 800 bin liralık bir varlık var; sahibinin zamanını almadan gelir üretiyor.
Diğer tarafta elli sekiz yıllık bir insan ömrü var; haftada 84 saat çalışıyor ve karşılığında 60 bin lira kazanıyor.
Üstelik ben emekli olalı sekiz yıl olmuş.
Devletin bana bağladığı emekli maaşı 25 bin lira.
İnsan bazen rakamlara bakıp susuyor.
Çünkü bu rakamların her birinin arkasında başka bir hayat var.
Bir araba 800 bin lira ediyor.
Ayda 50 bin lira kazanıyor.
Bir insan otuz beş yıl çalışıyor.
Emekli oluyor.
Sekiz yıl sonra yeniden çalışıyor.
Ve bugün, haftada 84 saat çalışarak 60 bin lira kazanıyor.
Bütün bunların içinde beni en çok düşündüren şey para değil.
İnsanın emeğinin ve zamanının nasıl ölçüldüğü.
Bir otomobilin değeri hesaplanabiliyor. Kirası hesaplanabiliyor. Getirisi hesaplanabiliyor.
Peki bir insanın otuz beş yılı?
Sabahları işe giderken kaybettiği uykular, hafta sonları, yorgunlukları, vazgeçtikleri, öğrendikleri, yaşlandıkça eksilen gücü...
Bunların bir karşılığı var mı?
Belki ekonomi bunun bir açıklamasını bulabilir. Sermaye der, emek der, piyasa der, verimlilik der.
Ama insanın bir de kalbi var.
Ve kalp bazen hesap makinesinin gösterdiği rakama razı olmuyor.
Çünkü mesele 50 bin, 60 bin ya da 25 bin lira değil.
Mesele, bir ömrün sonunda insanın elinde ne kaldığı.
Ve karşılığında 60 bin lira.
Aradaki fark yalnızca 10 bin lira gibi görünüyor.
Oysa aradaki gerçek fark para değil.
Araba benim için para kazanırken ben para kazanmak için hayatımdan veriyorum.
Belki de insanın bir noktadan sonra sorması gereken soru "Ayda ne kadar kazanıyorum?" değildir.
Asıl soru şudur:
"Bu parayı kazanmak için hayatımın ne kadarını kiraya veriyorum?"
Çünkü para yeniden kazanılabilir.
Bir araba yeniden alınabilir.
Ama insanın bugününü, bu haftasını, bu yılını geri getirecek bir piyasa yok.
Bir arabanın kirası her ay yeniden başlayabilir.
Ama insanın kiraya verdiği ömür, geri dönmez.
Cezaevinde uzun yıllar kalan Salih Mirzabeyoğlu'nun şu sözünü anımsadım:
“Ben yıllardır şiir yazamıyorum. Bu durum, bu dilden anlayan kimseye birçok şey söylemeli.”
Ben de bugün bütün bu rakamların karşısında belleğimden tek bir mısra getiremedim.
Belki de söyleyecek söz kalmadığından değil.
Bazı şeyler insanın içinden geçerken şiir bile susuyor.
Arabam çalışıyor.
Ben çalışıyorum.
O 50 bin lira kazanıyor.
Ben 60 bin.
Ama onun kazandığı yalnızca para.
Benim kazandığım 60 bin liranın içinde, kaybettiğim ömrüm var.