Akşam ve Yolculuk

Şair: Hilmi Yavuz

Yahya Kemâle


haydi toparlan artık, kalk gidiyoruz:
akşama vedâ et, ikindiyi öp...
bul o yaz gününü; -bulabilirsen!
bir onu al yanına, gerisi çer çöp!...

âh, bir an önce gelse şu gemi;
sessiz ve ağır ağır; -hiç bekletmese!
yüksün! yük oldun ve yoktu yükün;
ve yoksun rıhtımda; -sen ve hiç kimse!..

kimbilir nereye saklandı o yaz;
dolaşır gölgesi orda burda...
her şey çok eskidi o yazdan beri;
gül hurda, aşk hurda, varoluş hurda...

Hilmi Yavuz


Bu şiir, önceki “Akşam ve Hançer” ile “Akşam ve Annem” şiirlerinde gördüğümüz akşam temasını sürdürüyor; fakat burada akşam artık yalnızca hüzün ve geçmiş değil, doğrudan bir yolculuğun eşiği. Şiirin merkezinde “gitmek” var.

İthafın Yahya Kemal Beyatlı olması da çok anlamlı. Çünkü şiirde akşam, rıhtım, gemi, yolculuk, geçmiş ve kaybolan zaman gibi unsurlar Yahya Kemal'in şiir dünyasını çağrıştırıyor.

“Haydi toparlan artık, kalk gidiyoruz”

Şiir daha ilk dizede okuru doğrudan hareketin içine sokuyor:

“haydi toparlan artık, kalk gidiyoruz:”

Buradaki “artık” kelimesi çok önemli.

Bir süredir ertelenen bir gidiş var.

Şair kendisine — ya da içindeki başka birine — sesleniyor:

Artık bekleme. Gitme zamanı.

Fakat nereye gidileceği söylenmiyor.

Bu belirsizlik şiirin temelinde duruyor.

Çünkü bu yalnızca fiziksel bir yolculuk değil; zamandan zamana, hayattan ölüme, geçmişten bilinmeyene doğru bir yolculuk olarak da okunabilir.

“Akşama vedâ et, ikindiyi öp”

Burada zaman dilimleri kişileştiriliyor:

“akşama vedâ et, ikindiyi öp...”

İkindiye “veda” değil, “öp” denmesi çok güzel.

İkindi henüz tamamen bitmemiş hayatı, son ışığı, sıcaklığı temsil ediyor olabilir.

Akşam ise yaklaşan son.

Bu nedenle:

ikindi = elde kalan son güzellik

akşam = yaklaşan ayrılık

gibi düşünülebilir.

Bu, önceki şiirlerdeki akşam temasının da devamı.

“Bul o yaz gününü”

Şiirin asıl hazinesi burada:

“bul o yaz gününü; -bulabilirsen!
bir onu al yanına, gerisi çer çöp!…”

Gidilecek yere her şey götürülemiyor.

Şair yalnızca **“o yaz günü”**nü yanında götürmek istiyor.

Buradaki “yaz” artık meteorolojik bir mevsim değil.

O yaz:

  • gençlik,
  • aşk,
  • mutluluk,
  • çocukluk,
  • hayatın yoğun yaşandığı bir dönem

olabilir.

Fakat parantez içindeki gibi duran:

“-bulabilirsen!”

şiire acı bir gerçeklik getiriyor.

Geçmiş artık bulunamayabilir.

Ve ardından:

“bir onu al yanına, gerisi çer çöp!…”

diyor.

Hayat boyunca biriktirdiğimiz şeylerin çoğu, zamanın karşısında değersizleşiyor.

Eşya, makam, para, alışkanlık, gündelik uğraşlar...

Bunların yanında geriye yalnızca hatırlanmaya değer birkaç an kalıyor.


Gemi: şiirin en önemli simgesi

İkinci kıta:

“âh, bir an önce gelse şu gemi;
sessiz ve ağır ağır; -hiç bekletmese!”

Gemi burada çok güçlü bir sembol.

Yüzeyde rıhtımdan ayrılacak bir gemi.

Ama şiirin bütününe baktığımızda gemi aynı zamanda hayatın son yolculuğu çağrışımını taşıyor.

Özellikle “sessiz” ve “ağır ağır” ifadeleri bunu güçlendiriyor.

Gemi acele etmiyor.

Gelmesi bekleniyor.

Ve bu bekleyişte bir tür ölüm dinginliği var.

Fakat şiirin güzelliği, geminin ne olduğunu açıkça söylememesinde.

Okur isterse gerçek bir yolculuk olarak okuyabilir; isterse ölüme doğru yolculuk olarak.

“Yüksün! yük oldun ve yoktu yükün”

Bence şiirin en oyunlu ve en güçlü dizelerinden biri:

“yüksün! yük oldun ve yoktu yükün;”

Burada “yük” kelimesi üzerinde bir kelime oyunu kuruluyor.

“Yüksün” hem “yüklenmek” duygusunu çağrıştırıyor hem de kişinin artık yük haline geldiğini söylüyor.

Ama hemen ardından:

“ve yoktu yükün”

geliyor.

Yani insanın yanında gerçek anlamda taşıdığı bir yük yok.

Asıl yük kendisidir.

Geçmişi, hatıraları, pişmanlıkları, kayıpları ve zaman duygusu...

Bu nedenle şiirdeki yolculuk fiziksel bir yolculuktan çok insanın kendi varlığıyla yaptığı yolculuk gibi.


“Ve yoksun rıhtımda; -sen ve hiç kimse!”

Bu dize yalnızlığı çok sert biçimde ortaya çıkarıyor:

“ve yoksun rıhtımda; -sen ve hiç kimse!..”

Buradaki “sen ve hiç kimse” ifadesi çok etkileyici.

İnsan son yolculuğunda kalabalıkların içinden geçse bile temelde yalnızdır.

Rıhtımda bekleyen kişi yalnız.

Gemiyi bekleyen kişi yalnız.

Geçmişini yanında taşıyan kişi yalnız.

Ve birazdan yapılacak yolculukta da yalnız.

Bu bakımdan şiirin “Akşam ve Annem” şiiriyle önemli bir farkı var.

Orada anne ve çocuk birlikteydi.

Burada ise:

“sen ve hiç kimse.”

Yani ilişkilerden arındırılmış bir yalnızlık var.


Üçüncü kıta: Yazın gölgesi

“kimbilir nereye saklandı o yaz;
dolaşır gölgesi orda burda...”

İlk kıtada bulunması istenen “yaz”, üçüncü kıtada artık gölgeye dönüşüyor.

Bu çok güzel bir dönüşüm.

Önce:

“bul o yaz gününü”

deniyordu.

Şimdi:

“nereye saklandı o yaz”

deniyor.

Ve sonunda elde kalan:

“gölgesi.”

Yani geçmiş artık kendisi olarak yok.

Sadece izleri var.

İnsan geçmişini yaşayamaz.

Ama onun gölgesi bugünün üzerine düşmeye devam eder.


“Her şey çok eskidi o yazdan beri”

Bu dize şiirin zaman anlayışını açıkça ortaya koyuyor:

“her şey çok eskidi o yazdan beri;”

Buradaki “her şey” çok geniş.

Sadece insanlar değil.

Duygular, ilişkiler, eşyalar, hatta insanın kendisi bile eskimiş.

Ve ardından şiirin en çarpıcı üçlü sıralaması geliyor:

“gül hurda, aşk hurda, varoluş hurda…”

Burada “hurda” kelimesinin seçimi çok önemli.

Normalde “gül”, “aşk” ve “varoluş” aynı düzlemde bulunmaz.

Biri güzellik, biri duygu, biri felsefi varlık meselesidir.

Ama şair üçünü de aynı kelimeyle niteliyor:

hurda.

Bu, şiirin bütün romantizmini bir anda kırıyor.


“Gül hurda”

Gül, klasik şiirin en güzel ve en değerli sembollerinden biri.

Ama burada:

gül = hurda.

Güzellik bile zamanın karşısında eskimiş.

“Aşk hurda”

Aşk da sonsuz ve yüce bir şey olmaktan çıkıyor.

Yaşanmış aşkın kendisi artık geçmişte kalmış.

Hatırası var ama kendisi yok.

“Varoluş hurda”

Asıl sarsıcı olan bu.

Şair yalnızca aşkı ve güzelliği değil, varoluşun kendisini de “hurda” olarak nitelendiriyor.

Burada şiir bireysel bir aşk şiirinden çıkıp varoluşsal bir şiire dönüşüyor.

İnsan hayatı boyunca biriktiriyor, seviyor, yaşıyor, anlam arıyor.

Sonunda zaman bütün bunların üzerinden geçiyor.

Ve geriye:

hurda

kalıyor.


Üç “Akşam” şiiri birlikte okununca

Senin sayfanda Hilmi Yavuz'un bu şiirlerini peş peşe okumak gerçekten anlamlı. Çünkü üç şiirde aynı tema farklı aşamalardan geçiyor:

Akşam ve Hançer

Akşam → yara → çocukluk → insan → hüzün

Akşam ve Annem

Akşam → anne → ev → çocukluk → gurbet → ayrılık

Akşam ve Yolculuk

Akşam → veda → gemi → yalnızlık → geçmiş → ölüm/son

Dolayısıyla üçüncü şiirde “akşam” artık yalnızca bir atmosfer değil, hareket noktası.

İlk şiirde akşam insanın yarasına basıyordu.

İkinci şiirde geçmişi ve anneyi hatırlatıyordu.

Üçüncü şiirde ise:

“Kalk, gidiyoruz.”

diyor.

Bence bu üç şiirin ortak damarını en iyi şu şekilde özetleyebiliriz:

Akşam, Hilmi Yavuz'da günün bitişinden çok, insanın geçmişiyle yüzleştiği ve zamanın geri döndürülemez olduğunu anladığı eşiktir.

Ve bu şiirin son üç kelimesi — “varoluş hurda” — önceki şiirlerdeki “insan hüzün içindir” düşüncesini daha karanlık bir noktaya götürüyor.

Orada insan hüzünlüydü.

Burada ise insanın bütün biriktirdikleri hurdaya dönüşüyor.

Bu nedenle üç şiir arasında bence en sert ve en varoluşsal olanı “Akşam ve Yolculuk.”


Yayınlanma: 03.08.2026