Karanlık gözlerinde yaş yok.
Tezgâh başındalar
Önlerinde kumaş yok…
Gıcırdıyor dişleri:
– Sana kefen dokuyoruz…
– Sana kefen dokuyoruz…
Sana tezgâhımızda üçüzlü beddua dokuyoruz
Dokuyor, dokuyoruz…
Lânet olsun önünde diz çöküp yalvarılan puta,
Kışın soğuklarında ve zalim pençesinde açlığın
Boşuna bekledik, boşuna umduk,
O bizi aldattı, bizi oyaladı…
Dokuyor, dokuyoruz…
– Lânet sana ey kıral,
Sefaletimiz karşısında taş kesilen
Ve son santime kadar soyup bizi
Köpekler gibi kurşuna dizdiren
Zenginlerin kıralı! Lânet sana!
Dokuyor, dokuyoruz…
– Lânet sana yalancı…
Toprağında yalnız alçaklık ve
soysuzluk yükselmede,
Ve çiçeklerin çabucak solup,
Her güzel şey kemrilip dişleriyle kurtların
Bozulup çürümede.
Dokuyor, dokuyoruz…
Tezgâh çatırdıyor, mekik uçuyor,
Onlar dokuyor, gece gündüz…
– Senin kefenindir dokuduğumuz…
– Senin kefenindir dokuduğumuz…
Sana tezgâhımızda