Yaşanırken Yas Tutulan Aşk: Aziz Nesin’in “Pişmanlık” Şiirinde Geleceğin Acısını Bugünden Yaşamak

Şairler:


Aziz Nesin’in “Pişmanlık” şiirini yalnızca sona ermiş bir aşkın ardından yazılmış bir ayrılık şiiri olarak okumak, şiirin zaman örgüsündeki en önemli ayrıntıyı gözden kaçırır. Şiirin asıl dramatik gücü, ilişkinin henüz sürüyor oluşundan, fakat erkeğin kadının içindeki uzaklaşmayı çoktan sezmiş bulunmasından kaynaklanır. Kadın henüz ayrılmamıştır; fakat artık eskisi gibi mektup yazmamakta, fotoğraf çekilirken soğuk davranmaktadır. Erkek ise onun bugün söylemediği şeyi yarından okuyabilmektedir: Bir gün bu ilişkiden ve bu ilişkinin izlerinden pişman olacaktır.

Bu nedenle şiirde “pişmanlık”, başlangıçta yaşanmış bir duygudan çok, erkeğin kadına yüklediği ve gelecekte gerçekleşeceğini düşündüğü bir duygudur. Şair, sevgilisinin henüz vermediği ayrılık kararını davranışlarından çıkarmakta ve daha ilişki sona ermeden onun sonrasını yaşamaktadır. Şiirin hüznü de tam buradan doğar: Adam, henüz yaşanmamış bir ayrılığın yasını yaşamaktadır.

Şiirin ilk sözü bu sezgisel kesinliği ortaya koyar:

“Herşey herşey belli”

Buradaki tekrar, basit bir vurgu değildir. Şairin kadının davranışlarını artık yorumlamaya ihtiyaç duymadığını gösterir. Kadın açıkça “ayrılacağım” dememiş olsa bile onun tavırları yeterince konuşmaktadır. “Herşey belli” diyen kişi, karşısındaki insanın henüz söylemediği sözleri de duymaktadır.

Bu yüzden şiirin anlatıcısı yalnızca terk edilmekten korkan bir adam değildir; terk edileceğini önceden anlamış bir adamdır.

Fotoğraftaki soğukluk: Ayrılık henüz gerçekleşmeden başlar

Şiirin en önemli dizelerinden biri:

“Resim çekilirken soğuk duruşun”

Bu dize, şiirin bütün zaman yapısını değiştirecek kadar önemlidir. Çünkü kadın hâlâ erkeğin yanındadır. Birlikte fotoğraf çektirmektedirler. Demek ki ilişki henüz bitmemiştir. Fakat fotoğrafın içine girmiş olan “soğukluk”, ilişkinin geleceğini ele vermektedir.

Kadın fiziksel olarak erkeğin yanındadır ama duygusal olarak ondan uzaklaşmaya başlamıştır.

Fotoğraf bu nedenle yalnızca geçmişin belgesi değildir. Aynı zamanda ilişkinin son döneminin tanığıdır. Erkek fotoğrafa bakarken yalnızca birlikte çekilmiş bir resmi görmez; kadının o sırada kendisine karşı değişen tavrını da görür.

Şiirin başındaki:

“Birlikte çekilmiş resimlerimizden pişmansın”

dizesi de bu bağlamda geleceğe dönük okunmalıdır. Kadın henüz bu fotoğrafları ortadan kaldırmamıştır. Fakat şair onun ileride bu fotoğraflara bakarken pişmanlık duyacağını düşünmektedir.

Dolayısıyla fotoğraf iki zamanı aynı anda taşır: Fotoğrafın çekildiği şimdiki zaman ve kadının o fotoğraftan utanacağı gelecek zaman.

Bu, şiirin dramatik mekanizmasının en önemli parçalarından biridir.

Mektuplar: Kadının geçmişteki aşkıyla bugünkü uzaklığı arasındaki uçurum

Aynı durum mektuplarda daha yoğun biçimde görülür:

“Yazdığın mektuplarından pişmansın
O güzelim sevi sözlerinden
Ki yaşlı adamın uğruna can vereceği”

Burada özellikle “yazdığın” fiilinin geçmiş zamanı ile “pişmansın” sözcüğünün şimdiki zamanı yan yana gelir. Kadın geçmişte aşk dolu mektuplar yazmıştır; şimdi ise o mektupların varlığından rahatsızlık duymaktadır.

Fakat burada şiirin önemli bir belirsizliği vardır: Kadının gerçekten o anda “pişman” olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Bunu söyleyen ve çıkaran erkektir. Kadının davranışları, erkeğe gelecekteki pişmanlığını bugünden haber vermektedir.

Şu dize bu yüzden son derece önemlidir:

“Neden artık mektup yazmadığın”

“Artık” kelimesi şiirin zamanını ele verir. Mektuplar geçmişte yazılmıştır, fakat ilişki hâlâ sürmektedir; yalnızca iletişim biçimi değişmiştir. Kadın artık mektup yazmamaktadır.

Erkek de bu değişikliği ilişkinin geleceğinin işareti olarak okumaktadır.

Burada şiir, sevgilinin söylemediği bir cümleyi anlatıcının kendi içinde tamamlaması üzerine kuruludur:

“Artık bana eskisi gibi yazmıyorsun; çünkü bir gün yazdıklarından da pişman olacaksın.”

Bu nedenle mektuplar yalnızca hatıra değildir. Aynı zamanda kadının geçmişteki sevgisinin kanıtıdır. Kadının gelecekte bu sevgiyi inkâr etmek istemesi, bugün yazılmış sözleri tehlikeli hâle getirmektedir.

Yaş farkı ve kadının gelecekteki kararı

Şairin kendisini tekrar tekrar “yaşlı adam” diye anması, bu okumanın merkezinde yer alır:

“Resimde sarıldığın yaşlı adam”

“Ki yaşlı adamın uğruna can vereceği”

“Senin için yazdığı şiirler yaşlı adamın”

“Yaşlı adam” ifadesi yalnızca anlatıcının kendisini tanımlama biçimi değildir; ilişkinin içine yerleşmiş bir yaş farkını sürekli görünür kılan bir ifadedir.

Erkek, kadının kendisini sevdiğini bilmektedir. Geçmişte yazılmış mektuplar, sevi sözleri ve birlikte çekilmiş fotoğraflar bunun kanıtıdır. Fakat aynı zamanda kadının gençliği ile kendi yaşlılığı arasındaki farkın bir gün kadının gözünde ilişkinin yüküne dönüşebileceğini düşünmektedir.

Burada şairin korkusu yalnızca “Beni artık sevmiyorsun” değildir. Daha ağır bir ihtimali sezmektedir:

“Bir gün beni sevmiş olmaktan utanacaksın.”

Bu nedenle “onurun iki paralık olur” ve “Sonra ne derler” dizeleri önem kazanır. Kadının ayrılma ihtimali yalnızca kişisel bir duygusal değişime bağlanmaz; toplumun bakışı da bu ihtimalin içinde yer alır.

Kadın bir gün yaş farkını, çevresinin ne diyeceğini veya kendi hayatının değişen yönünü düşünerek bu ilişkiyi geride bırakmak isteyebilir. O zaman geçmişteki mektuplar ve fotoğraflar onun için yalnızca güzel hatıralar olmaktan çıkıp saklanması gereken bir geçmişin belgelerine dönüşebilir.

Bir şiir bazen geleceği haber vermez; gelecekte yaşanabilecek bir durumu zihnimizde o kadar canlı kurar ki, hayatımızda benzer bir durum ortaya çıktığında onu hemen tanırız.

İki zamanın üst üste binmesi

Şiirin asıl özgünlüğü burada ortaya çıkar. Şair aynı anda hem bugünü hem de geleceği yaşamaktadır. Şiirde iki farklı zaman üst üste biner; hatta daha ileride üçüncü bir zaman katmanı belirir:

Şimdiki zaman:
Kadın ve yaşlı adam hâlâ birliktedir. Birlikte fotoğraf çektirirler. Geçmişte yazılmış mektuplar vardır.

Sezilen gelecek:
Kadın yaş farkından, toplumun yargısından veya kendi değişiminden dolayı ayrılacaktır. Mektuplarını ve fotoğraflarını saklamak istemeyecek, hatta bunlardan pişmanlık duyacaktır.

Daha uzak gelecek:
Yaşlı adam ölecek; belgeler ortaya çıkacak; sonra bütün belgeler de yok olacaktır.

Bu durumda şiirin olağanüstü tarafı, gelecekte yaşanacak bir ayrılığın acısının şimdiki zamanda yaşanmasıdır.

“Pişmanlık” sözcüğü de böylece çok daha karmaşık hâle geliyor. Kadın henüz açıkça pişmanlığını ifade etmemiş olabilir. Erkek, onun davranışlarından hareketle “pişman olacaksın” demektedir. Hatta şiirin bazı yerlerinde sanki gelecekteki kadına bugünden seslenmektedir:

“Herşey herşey belli
...
Herşey anlaşılıyor”

Bu ifadeler bir çeşit sezgi dilidir. Erkek, kadının söylemediğini söylüyor; gelecekte yapacaklarını bugünden görüyor.

Ve bu açıdan şiirin en acı dizesi belki de:

“Resim çekilirken soğuk duruşun”

Çünkü burada henüz ayrılık gerçekleşmemiştir. Ayrılığın kendisi değil, ayrılığın görüntüsü vardır. Kadın erkeğin yanındadır ama fotoğrafın içinde bile ondan uzaklaşmaya başlamıştır.

Bu yüzden şiiri yalnızca “bitmiş bir aşkın ardından yazılmış bir ağıt” olarak okumak eksik kalır. Daha doğru bir ifadeyle şiir, bitmekte olan bir aşkın henüz bitmeden yasını tutan bir adamın şiiridir.

Şairin trajedisi, terk edilmiş olması değil; terk edileceğini önceden bilerek yaşamasıdır. Kadın henüz yanındayken onun yokluğunun acısını duymaktadır.

Gelecekteki kadına bugünden seslenmek

Bu nedenle şiirin hitap biçimi de önemlidir. Şair, mevcut sevgilisiyle konuşuyor gibi görünürken aslında zaman zaman onun gelecekteki hâline seslenir:

“Yine de herşey bilinecek ey pişman kadın”

Buradaki “pişman kadın”, henüz bütünüyle ortaya çıkmamış bir kişidir. Şair onu gelecekte görmektedir. Bugünkü kadın ile gelecekteki kadın arasında bir çatlak oluşmuştur.

Bugünkü kadın hâlâ onun yanındadır.

Gelecekteki kadın ise bu ilişkinin izlerinden kurtulmak isteyecektir.

Şair bu iki kadını aynı kişi olarak görür ama aralarındaki değişimi daha şimdiden yaşamaktadır. Dolayısıyla şiirin anlatıcısı yalnızca sevgilisiyle değil, sevgilisinin gelecekte dönüşeceği kişiyle de konuşmaktadır.

Bu, şiire güçlü bir dramatik ironi kazandırır. Okur bugünün ilişkisini görürken anlatıcı çoktan yarının sonucunu görmüş gibidir.

Yaşlı adamın silmeye başlaması

Şiirin ikinci büyük zaman sıçraması, yaşlı adamın ölüm öncesinde yaptığı temizlikte görülür:

“Son yolculuğuna çıkmadan
Herşeyi silip kazıyor yaşlı adam
Yakıp yok ediyor
Ne varsa senden gönderiyor”

Burada “son yolculuk” ölüm yolculuğudur. Fakat bu ölüm, başlangıçta sezilen ayrılıktan sonra gelen daha uzak bir gelecektir.

Adam, kadının bir gün kendisinden uzaklaşacağını düşündüğü gibi, kendi ölümünün de geleceğini bilmektedir. Bu nedenle kadından kalan şeyleri yok etmeye başlar.

Burada çok acı bir paralellik oluşur:

Kadın gelecekte geçmişi silmek isteyecektir; yaşlı adam ise ölmeden önce aynı geçmişi şimdiden silmeye çalışmaktadır.

Fakat ikisinin de başarısız olduğu yer aynıdır:

“Salt bir acı kalıyor şurasında dinmeyen”

Fotoğraflar yok edilebilir.

Mektuplar yakılabilir.

Şiirler ortadan kaldırılabilir.

Ama acı kalır.

Çünkü hatıranın maddi biçimini yok etmek, yaşanmışlığın kendisini yok etmek değildir.

Yaşanmış zaman geri alınamaz

Şiirin düşünsel merkezi şu dizelerde yoğunlaşır:

“Yaşanmamış zaman nasıl dönüp yaşanılmazsa
Yaşanmış zamandan da geri dönülmez”

Bu, yalnızca bir aşk ilişkisine dair bir düşünce değildir; şiirin zaman anlayışını açıklayan temel önermedir.

İnsan henüz yaşamadığı bir zamanı geri dönüp yaşayamaz.

Ama aynı biçimde yaşadığı bir zamanı da geri dönüp yaşamamış hâle getiremez.

Kadın gelecekte bu ilişkiyi istemeyebilir. Yaş farkından dolayı ayrılabilir. Bir zamanlar yazdığı mektuplardan utanabilir. Fotoğrafları saklamak istemeyebilir.

Ama bütün bunlar aşkın yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmez.

Şairin kadına karşı asıl itirazı bu nedenle:

“Beni bırakma.”

değildir.

Daha derin ve daha çaresiz bir itirazdır:

“Beni bırakabilirsin; ama beni hiç sevmemiş gibi davranamazsın.”

Âdem ile Havva: Yaşanmamış olsa bile unutulmayan

Şiir bu düşünceyi birden Âdem ile Havva'ya bağlar:

“Bunca yıldır Adem'le Havva'nın bile
Unutulmadı haram meyveden ısırdıkları
Hem de yaşamamışlarken gerçekte
Siz ki vardınız yaşanmıştınız”

Burada şiir özel bir aşk hikâyesinden insanlığın hafızasına yükselir.

Âdem ile Havva'nın hikâyesi, şiirin kendi mantığı içinde gerçekten yaşanmış olmasa bile unutulmamıştır. İnsanlık, yaşanmamış bir olayı bile binlerce yıl boyunca hatırlayabilmektedir.

Öyleyse gerçekten yaşanmış bir aşkın bütün izleri nasıl tamamen yok edilebilir?

“Siz ki vardınız yaşanmıştınız”

Bu dize şiirin en önemli hükümlerinden biridir.

Çünkü kadının gelecekteki pişmanlığı, yaşanmışlığı ortadan kaldıramaz.

İlişkinin bitmesi, ilişkinin hiç yaşanmamış olması demek değildir.

Belgeler ortadan kalksa da yaşanmışlık kalır

Son bölümde şair, geleceğin daha da ilerisine gider:

“Yaşlı adam ölür gider
Gün gelir resimler şiirler yiter
Mektuplar andaçlar biter”

Başlangıçta korkulan şeylerin hepsi sonunda gerçekleşir. Fotoğraflar yok olur. Şiirler kaybolur. Mektuplar ve hatıralar biter.

Sonra insanlar da yok olur:

“Ne yaşlı adam ne de sen
Hiçbir iz kalmaz ikinizden
Ne tanık ne kanıt ne belge”

Burada “tanık”, “kanıt” ve “belge” sözcükleri özellikle önemlidir. Şair adeta bir mahkeme dili kurar. Bir zamanlar gizlenmesinden korkulan aşkın artık hiçbir maddi kanıtı kalmayacaktır.

Fakat şiirin tam bu noktada ortaya koyduğu sonuç paradoksaldir:

“Yine de herşey bilinecek ey pişman kadın”

Artık hiçbir belge yoktur; ama yine de “herşey bilinecektir”.

Çünkü şiirin ölçüsü belge değildir.

Yaşanmışlıktır.

“Dişlerinizin izi”: Aşkın bedensel hafızası

Son bölümdeki:

“Değil mi ki kalmış zamanda dişlerinizin izi
Saçının teline gözünün rengine dek”

dizeleri bu düşünceyi bedensel bir düzleme taşır.

Şair için aşk yalnızca yazılmış mektuplarda, çekilmiş fotoğraflarda veya yazılmış şiirlerde bulunmaz. İki insan birbirinin bedeninde de iz bırakır.

“Dişlerinizin izi” bu yüzden şiirin en çarpıcı imgelerinden biridir. Aşkın izi burada neredeyse maddi bir dokunuşa dönüşür. Saçın teli, gözün rengi, bedenin ayrıntıları bile zamanın hafızasına kaydolmuş gibidir.

Bütün belgeler ortadan kalksa bile insanın başka bir insan üzerinde bıraktığı iz düşüncesi kalır.

Ve şiirin son hükmü gelir:

“Zaman unutmaz sizi”

Buradaki “zaman”, yalnızca olayların geçtiği bir süre değildir. Şair onu neredeyse bir hafıza gibi düşünür.

İnsan unutabilir.

Kadın pişman olabilir.

Adam ölebilir.

Fotoğraflar yok olabilir.

Mektuplar yakılabilir.

Şiirler kaybolabilir.

Ama zaman, yaşanmış olanı yaşanmamış hâle getirmez.

Sonuç: Ayrılıktan önce başlayan yas

“Pişmanlık”ın bütün gücü, ayrılığın henüz gerçekleşmediği bir anda yazılmış gibi okunabilmesinden gelir. Kadın hâlâ erkeğin yanındadır. Birlikte fotoğraf çektirirler. Geçmişte yazılmış aşk mektupları vardır. Erkek hâlâ onun için şiir yazmaktadır.

Ama kadın artık eskisi gibi değildir.

Mektup yazmamaktadır.

Fotoğraf çekilirken soğuktur.

Erkek bu küçük değişimleri görür ve geleceği okur. Yaş farkının, toplumun yargısının veya kadının kendi içindeki değişimin bir gün onu bu ilişkiden uzaklaştıracağını sezer. Daha da acısı, kadının yalnızca kendisinden ayrılmayacağını; bir zamanlar yaşadığı aşktan da pişmanlık duyacağını düşünür.

Bu yüzden şiirde üç zaman sürekli birbirinin içine girer: ilişkinin hâlâ sürdüğü bugün, ayrılığın sezildiği gelecek ve ölümün ardından belgelerin de ortadan kalkacağı daha uzak gelecek.

Şiirin olağanüstü tarafı, gelecekte yaşanacak bir ayrılığın acısının şimdiki zamanda yaşanmasıdır.

Bu nedenle “Pişmanlık”, bitmiş bir aşkın ardından tutulan bir yas değil; bitmekte olan bir aşkın henüz bitmeden tutulan yasını anlatır.

Şair kadını kaybetmeden onu kaybetmiştir.

Daha doğrusu, kadının kendisini terk etmesinden önce, onun bir gün kendisini sevmiş olmaktan pişman olacağını düşünerek acı çekmeye başlamıştır.

Şiirin trajedisi tam da budur.

Ve şiirin sonundaki:

“Zaman unutmaz sizi”

sözü, bu trajediye karşı konulmuş son hükümdür.

Kadın gelecekte bu aşkı silebilir. Erkek ölebilir. Fotoğraflar, mektuplar, şiirler ve andaçlar yok olabilir. Fakat yaşanmış zaman geri alınamaz.

İnsan kendi geçmişinden vazgeçebilir; fakat geçmiş, insandan vazgeçmez.

“Pişmanlık” bu nedenle yalnızca bir kadının pişmanlığını anlatmaz. Asıl olarak, bir erkeğin sevgilisinin gelecekte duyacağı pişmanlığı bugünden sezerek yaşadığı çaresizliği anlatır. Şiirin en derin acısı da burada ortaya çıkar: Adam, terk edilmenin değil, bir zamanlar kendisini sevmiş olan kadının o sevgiyi ileride inkâr edecek olmasının yasını daha şimdiden tutmaktadır.