Unutulacaksın
Unutulacaksın, hiç olmamışsın gibi
Unutulacaksın bir kuşun ölümü gibi
Terk edilmiş bir kilise gibi unutulacaksın,
Geçici bir aşk gibi
Ve kar altındaki bir gül gibi... unutulacaksın
Ben yola aitim... Adımları adımlarımdan önde olanlar var
Görüşlerini benim görüşlerime dayatanlar.
Sözü tabiatıyla saçanlar var
geçmek için hikayeye yahut aydınlatmak için kendinden sonra gelecekleri şarkılı bir iz… ve bir çan gibi
Unutulacaksın, hiç olmamışsın gibi
ne bir şahıs ne de bir metin... unutulacaksın
Yürüyorum basiretin kılavuzluğunda, belki
bir özgeçmiş verebilirim hikayeye.
Çünkü kelimeler beni yönlendirir ben de onları yönlendiririm.
Ben onların şekliyim onlar özgürce tecelli ederken. Ama benim söyleyeceklerim söylendi.
Benden önce geliyor geçmiş bir yarın. Ben hükümdarıyım yankının.
Taht yok benim için kenarlardan başka.
Çünkü yol o yoldur.
Belki bir şeyi tanımlamayı unuttu evvelkiler,
uyandırmam için onda bir duyguyu ve bir hissi
Unutulacaksın, hiç olmamışsın gibi
ne bir haber ne de bir eser... unutulacaksın
Ben yola aitim...
Adımları adımlarımın üzerinde yürüyenler var,
ve görüşlerime benden önce varacak olanlar.
Evin önünde, sürgün bahçelerini öven şiir söyleyecek olanlar da,
Kırık yarınımdan, yokluğumdan ve dünyamdan hür,
Dünün ibadetinden, yeryüzü cennetimden hür,
Kinayelerimden ve lisanımdan hür,
Çünkü ben şahidim
unutulduğumda hür ve diri olduğuma!
Mahmûd Dervîş
Tercüme: Emre Özen
Mahmûd Dervîş'in bu şiiri, ilk bakışta unutulma korkusunun şiiri gibi görünür; fakat derine inildiğinde bunun tam tersine, unutulma yoluyla özgürleşmenin, bireysel varlığın aşılmasıyla şiirde ve hafızada devam etmenin şiiri olduğu görülür.
Şiirin merkezindeki ana gerilim şudur:
"Unutulacaksın, hiç olmamışsın gibi"
Bu cümle sürekli tekrar edilir. İlk anlamıyla bir yok oluş ilanıdır. İnsan, aşkı, eseri, adı, hatırası silinecek bir varlıktır. Bir kuşun ölümü, terk edilmiş bir kilise, kar altındaki bir gül... Bunların hepsi bir zamanlar var olmuş ama sonra sessizliğe gömülmüş şeylerdir.
Ancak Dervîş burada trajik bir teslimiyet anlatmaz. Şiirin ilerleyen bölümlerinde unutulmak, bir arınma hâline dönüşür.
1. "Bir kuşun ölümü gibi unutulacaksın"
Bu çok güçlü bir benzetmedir.
Bir kuş ölür; ama ölümü bir tarih olayı değildir. Gazeteye çıkmaz, anıtı dikilmez. Sadece doğanın sessiz döngüsüne karışır.
Dervîş insanın büyük iddialarını küçültür:
- Şöhret,
- isim,
- eser,
- kişisel önem
bunların hepsi geçicidir.
İnsan, kendisini dünyanın merkezinde görür; şiir ise ona şunu hatırlatır:
Varlığın, evrensel zaman karşısında bir kuşun ömrü kadar kırılgandır.
2. "Ben yola aitim..."
Şiirin kırılma noktası burasıdır.
"Ben yola aitim... Adımları adımlarımdan önde olanlar var"
Burada şair artık "ben"i merkeze koymayı bırakır.
Klasik anlamdaki sanatçı düşüncesi:
"Ben bir eser bırakacağım, adım yaşayacak."
Dervîş'te ise:
"Ben sadece yolun bir durağıyım."
Şair, kendisini büyük bir zincirin halkası olarak görür.
Kendisinden önce gelenler vardır:
- Önceki şairler,
- önceki düşünceler,
- önceki acılar.
Kendisinden sonra gelecekler de vardır:
- onun kelimelerini aşacak insanlar,
- onun söylediklerini değiştirecek yeni sesler.
Bu nedenle:
"Adımları adımlarımın üzerinde yürüyenler var."
dizesi çok önemlidir.
Şair, kendinden sonra gelenleri tehdit olarak değil, devamlılığın kanıtı olarak görür.
3. "Kelimeler beni yönlendirir, ben de onları yönlendiririm"
Şiirin sanat anlayışının özeti budur.
"Çünkü kelimeler beni yönlendirir ben de onları yönlendiririm."
Şair kelimelerin sahibi değildir tamamen.
Bazen kelime şairi bulur.
Bazen bir imge, bir hatıra, bir tarihsel yara şairden önce vardır ve kendisini ifade edecek kişiyi arar.
Bu anlayışta şair:
- yaratıcıdır ama tek sahibi değildir,
- söyler ama aynı zamanda dinler,
- kelimeleri kullanır ama kelimeler de onu kullanır.
Şair burada neredeyse bir tanık konumuna geçer.
4. "Ben hükümdarıyım yankının"
Çok çarpıcı bir dize.
"Ben hükümdarıyım yankının."
Çünkü gerçek hükümdarlık artık gelecekte değil, geçmişte de değil; yankıdadır.
İnsan ölür.
Adı unutulur.
Ama söylediği bir söz başka bir insanın içinde yaşamaya devam ederse, orada yeni bir varlık kazanır.
Dervîş'in şiir anlayışında ölümsüzlük:
- bedende değil,
- isimde değil,
- anıtta değil,
başkalarının ruhunda bıraktığın titreşimdedir.
5. "Taht yok benim için kenarlardan başka"
Bu dize özellikle önemlidir.
Şair kendisine merkezde bir yer istemez.
"Taht" iktidarı, merkezi, üstünlüğü temsil eder.
Ama onun tahtı:
"kenarlardır."
Yani:
- sürgün,
- yalnızlık,
- dışlanmışlık,
- unutulmuşluk.
Dervîş'in hayatıyla da bağlantılı olarak bu, sürgün şairinin kaderidir.
Merkezin dışında kalan kişi bazen merkezin göremediğini görür.
6. Son bölüm: Unutulmak özgürlüktür
Şiirin en şaşırtıcı dönüşü burada gerçekleşir:
"Çünkü ben şahidim / unutulduğumda hür ve diri olduğuma!"
Başta unutulmak ölüm gibi görünüyordu.
Sonunda ise unutulmak özgürlük olur.
Çünkü insanın adı, kimliği, geçmişi, imgesi bazen bir hapishaneye dönüşür.
İnsan kendi yarattığı portresinin tutsağı olur:
- "Ben buyum."
- "Benim hikâyem bu."
- "Benim acım bu."
Dervîş ise bütün bunlardan kurtulmak ister.
Unutulmak:
- egodan kurtulmaktır,
- geçmişin yükünden kurtulmaktır,
- başkalarının ona biçtiği anlamlardan kurtulmaktır.
Şiirin temel paradoksu
Bu şiirin en güzel ironisi şudur:
Şair sürekli:
"Unutulacaksın."
der.
Ama bunu söyleyen şiir, aslında unutulmaz.
Çünkü gerçek eser, kendisini ölümsüz ilan eden değil; ölümlülüğünü kabul eden eserdir.
Dervîş şunu söyler:
"Ben yaşamayacağım. Benim adım da silinecek. Ama yol devam edecek."
Bu, Doğu şiirindeki fani olma bilinciyle modern şiirin bireyin geçiciliği düşüncesinin birleştiği noktadır.
Son değerlendirme
Bu şiir aslında bir "unutulma ağıdı" değil; bir tevazu ve devamlılık manifestosudur.
Mahmûd Dervîş burada şairi bir peygamber, kahraman veya dâhi olarak değil; yoldan geçen bir yolcu olarak görür.
En güçlü düşünce belki şu cümlede toplanır:
İnsan kendini korumaya çalıştıkça küçülür; kendini yolun içine bıraktıkça büyür.
Dervîş'in şiirindeki büyük özgürlük de buradadır:
Unutulmayı kabul eden kişi, artık hatırlanma zorunluluğunun esiri değildir.