Kendi rüzgârında savrulan bir hayat bu benimkisi öyle usul, sessiz, belli belirsiz. Gün günden çoğalırken içi boş bir ev şimdi şehrim sokaksa, kimi kimsesi kalmamış...
Şehri baştanbaşa dolaşan gecenin ayak izleri karda, şehir ki henüz temize çekilmemiş bir şiirdi gecede evler sığındı birbirine. Avcumda üşümüş elleri odamda sabahladı bir peri...
Sarılır uyur incecik bir yağmura gecenin üstünü örttüğü sokak, gelir, usul kanatlarıyla küçük beyaz bir peri, fısıldar ilk dizeyi. Parmaklarında kırık harf izleri,...
Başkasının aynasında görüp sevsem de kendimi, yine girdim dikenlerden ibaret terkedilmiş bahçeme. Kim varsa kapımı kapattığım rüyamdan sızdı içeri gece. Sonunda saksı olmuş bir sandal düşünün ki...
Aynadaki yüzümle gittim bırakıp hüznümü aynada şimdi kendini seyrediyor herkes hüznün aynasında. İşte güz! Vakit dar giderek eksilirken içimde bir şeyler, baktım eskimiş...
Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü, hayal mi ne kadar uzak. Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat. Neyin peşine takılıp geldim bu bilinmeyen yere unutmanın sisini aralayan şaman!...
Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında. Ey! Dünden bugüne taşınmış eşsiz kederiyle kabul gören geçmiş....