Ayten Mutlu

Şair

24 Şiir Yayınlandı
Biyografi / Hayatı
HAYATI VE BİYOGRAFİSİ --------------------- Ayten Mutlu Bandırma'da doğdu (1952) . İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi (1975) . Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesinin üçüncü sınıfından ayrıldı. İlk deneme, öykü ve şiirleri, ortaokul yıllarından başlayarak yerel gazetelerde yayımlanmaya başladı. Daha sonra İmece, Yazko Edebiyat, Edebiyat 81, Varlık, Hürriyet Gösteri, Yaşasın Edebiyat, Şiirlik, Yeni Biçem, Düşlem, Sombahar, Ludingirra dergilerinde ve değişik gazetelerde deneme ve inceleme yazıları ile şiirleri yayımlandı. '... Dünyaya, yaşama ve yaşadıklarına bakışı, onları anlamlandırışı, lirik, akıcı, çarpıcı metaforlarla bezeli bir dille şiirleşiyor. Coşkusu ve hüznü son derecede yalçınlıklar yaratan bir seyir izliyor. Doruklar, fay kırılmaları, çöküntüler... Şiddet birimi çok yüksek bir seyir ve dil. Ama, hep kadınsı bir seçimle. Yumuşak, içli, lirik olgulara, iç fırtınaları ve kanamalarıyla getirdiği yorumlar; içli, kırılgan, ama kararlı ve tutkulu kadın imgesinin, iç ve dış gözleriyle bakışı, tutkunun, hazzın ve acının yüksek titreşim dozu... onun şiirinin özünü oluşturuyor... düşünsel, sezgisel, duyumsama boyutları, gözlem-betim öğeleriyle iç içe, ustalıkla, sağlam bir kurgu içinde ve yalnız 'gerektiği kadar' sözcük, imge ve metaforla, yatay ve derinlemesine örülüyor. Beyniyle yüreği birlikte dile geliyor.' BAŞLICA ESERLERİ ----------------- - Dayan Ey Sevdam (1984) - Vaktolur (1986) - Seni Özledim (1990) - Kül İzi (1993) - Denize Doğru (1994) - Çocuk ve Akşam (1999) - Taş Ayna (2003) - Yitik Anlam Peşinde (2004) - Ateşin Köklerinde (2005) - Uzun Gemide Akşam / Soir Dans le Bateau Long (Mustafa Balel'in çevirisi ile) (2008)

Şairin Şiirleri

Aşk
sen ateşsin, hiçliğin inşa ettiği
arzu, acı dolu ve parlak, çölde kaybolan
gün iskelesi
ağacın yelesindeki akşam...
Aşk Onarır
söylediğin yalanlara dönerse bir gün
söyleyemediğin bütün sevgiler
kırılırsa incecik dallar gibi
yarınlara ertelediğin düşler...
Aynı Evde İki Yalnız
sen ve ben
sesimizde uçurum şarkıları
ellerimiz iki kuğu boynu yere eğilmiş
iki yana düşüyoruz sessizce...
Başkası Gibi
bu gece bırak beni
kırılmış dal gibiyim
suskun güz birikimi
yorgunum...
bir tanımı olmalı
bu acının bir tanımı olmalı
bana hiç söylenmemiş sözcükler gerek
gözlerime doluşan bu yağmur kuşlarının
her sevgiye bir tarih düşüren yanlışların...
Dilek
hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum
uçuşarak çiçek ölüleriyle
bu sessiz acılar bizim tohumlarımız...
Elveda
-I-
gidersen
asırlık bir ağaca yaslanmış gövdem
kökünden sarsılacak...
Gitmek
gün gelir insan anlayıverir
tek başına yaşlanan bir ağaç olduğunu
o yüzden kederi yazmak isteyebilir
rüzgarın gövdesinde açtığı yaralara...
Gün Bitecek
I
gün bitecek paramparça döneceksin kendine
silmeye çalışarak geceden suretini
aynaya bakacaksın içindeki deliye...
Hep Aşk
hiç zamandan önceydi
sonraydı hep zamandan
güneşin altın suyu
dökülmemişti daha avuçlarımdan...
Her Şey Ne Kadar Yakın Ve Nasıl Uzak Şimdi
bilmem nasıl geçti elime
çocukluğumun anı defteri
uzun kumral bir saç teli
uzanıp eski yıllardan...
Islak Yaprak
-Doğan Ergül için-
-I-
şaşırmayı hâlâ unutmamışım
işte yine ağzımda o acı su...
İstanbul'un Gözleri
olur ya, gün gelir kırılırsın, yalnızlık evin olur
ya da kaybolursun anılar ormanında
sesime tutun, siste seni arayan
gözlerine, o gencecik İstanbul’un...
Kar Taneleri
ellerinden yağardı
en güzel yalanından dünyanın
bedenimde titreyen kar taneleri
hangi sevişme bir vedadan daha uzundur...
Ölüm Gibi
işte sevişmek bitti
ölüm gibi devam ediyor gece
aşk henüz gidilmemiş bir ülkedir, diyorsun
ne kadar uzak gitsen çıkamazsın teninden...
Örümcek
-I-
kadının gitmesi gerekiyordu.
oturdu
şarap içti...
Rüzgar
Kadın kum tanesinden bile küçüktü
daha küçüktü deniz kadındaki acıdan
…esip duruyordu o eski rüzgâr
denize ve Samanyolu’na aldırmadan...
Sevi
sabah olur, uyanırsın yanımda
kuşlar kanatlarına sesini çizer
durur geceki yağmur
sokaklar güne iner...
Son Armağan
yalnız bir ağacın öldüğü yerde
üç kere döner kuşlar
sunmak için kederi yaprak perilerine
koruyun onu koruyun...
Telefonda
beni hiç merak etmemiştin sen
şimdi ben merak ettim,
sana ne oldu?
bu tınıyı bir yerden tanır gibiyim...
Uyandırmak İçin Seni
-I-
uyandırmak için seni
ayışığı sonatından geceyi çaldım
ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin...
Ve Gittikçe Irayan
buğulu bir camdan bakar gibisin 
gözlerinde bu dalgın, bu yorgun bulut 
yüreğimde güz kıyamet fırtınalar koparan 
bu dargın bulut ...
Yitik
Issız bir şehrin yağmalanmış kalbinde
yitik parçasını arıyor ruhum
yok artık diyorlar, o kırık gülümseme
bu şehrin silinmiş adreslerinde...
Yol Ayrımında
hüzün ikizidir aşkın
birlikte otururlar yol ortasında
ah serkeş güzelliği elmas sevişmelerin
çağırmasın beni artık çılgın krallığına...