Ölümün Bıyıklı Bir Resmi

Bilmiyor Rembrandt daha,

yalnız peynirden 
ve akarsulardan konuşuyor 
değirmenci Felemenk;
nice acılar süzdü paletinden 
Paris yollarına düştü ama 
henüz Van Gogh da çırak.
Cesaretin bebeklikten başladı, 
boya dediğin zaten 
tüfek gibi kullanılır 
haylazlığa, şuna buna karşı.
İki tur danstan sonra 
alnın alnından öperdi ustan Picasso 
masmaviye kesince 
birazdan bu kırk yıllık kavak.
Boş ver ılımanlığa falan 
nasılsa vaktin var coğrafyaya 
kışın da gitmesin leykekler 
oturt bakalım bacanın üstüne, 
kar da yandan çarklı yağsın: 
bir muştu gibi dinleyelim 
damlara, koyaklara inen sesini.
İmzanı at, portakalını ye, 
böyle yapılır sevinç resmi.

-Sevinç nedir baba?

Çarşıdan döndüm nar ayıklıyorum sana 

parmaklarım uçtu uçacak, 
diyelim günlerden Pazar 
ütünün kordonunu onardım 
boyadım mutfaktaki dolabı, 
ellerimin sevinci de bunlar.
Dişlerinin sevinci bitmez saymakla, 
kavun-karpuz toprakçıldır 
su içerken omzuna dayar testiyi 
mendil bağlar başına; 
canerik mayhoşluğun birimi 
fındık eşkiya gibi bastırır da 
Haziran vermez geçit.
Vermez hüznünden kimselere 
gün sayar, yol izler 
arkadaşım Balaban Cerit.
Öyle sevinecek ki 
dönünce babası mapustan 
bir mimoza olup fışkıracak 
duvarlardan, bahçelerden, parklardan 
sana anlattığı ölü martı.

− Ölüm nedir baba?

Durmuştuk bir çeşme başında 

inerken Mut’a doğru

− Ölüm nedir baba? 

ölüm nedir peki?

Ah! 

Bıyıkları yeni terlemiş bir ağbi.
Ahmet Oktay

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.