bir türkü dinlersiniz, eşlik edersin sen, “hangi bağın bağbanısan”
bir aşk oluverecek kadar bir aşinalık değildir ama konu bu değil
fakat konu bu değil, türküye eşlik etmen, aşk yahut karabasan
saat çok geçtir, birinin iniltisi dokuz yaşında, beden ve ateş
bunca yılda birkaç alfabe öğrettiler bana, biri arap biri kiril
orak çekiç ezilen halkların sosyolojisi,
ezilenlerin pedagojisi ve 1844 elyazması
senin adın zîn değil, benim ne mem ne tajdîn
benim adım bir şarkıda hiç geçmiyor, senin adın bir şiirde
bana bir kasım gecesi sen hiç türkü söylemedin
ben sana dördüncü kasım’da belki mem û zîn
o şair gibi söylersem, turgut uyar’ı ben çok seviyorum ben hiç sevmiyorum
muhacir değilim, mağrib bilmem ben maşrık bilmem
iltica edecek kadar cesaretim yok, şiirin içinde bir ülke
kürdistan serin bir kelimedir.
senin saçlarının kahverengi olduğunu aklımda tutarım ben.
kahvenin bir rengi olduğunu da. kahvenin kokusunu
da.
oysa hâlâ konu bu değil.