İstanbul

Boğaz’ın kıyısında,aydınlık
Pencerelerde-her bulutun yolu-
Bir mevsim,seninle başbaşa kaldık,
Yaşadıkdı bir zaman İstanbul’u.

Akan suda kuş gibi gemilerde
Eski evler ve tenha sokaklarla,
Şarkı gibilerle,düş gibilerle
Sarmaş dolaş…Olmaz gibi bir dünya.

Mutluluklar şehri bir İstanbul’du,
şiirler,buluşmalar,aşklar…şimdi
Akşam olan bir gün gibi son buldu;
Ne şiir kaldı,ne aşk,ne beklenti.

Tığ gibi minareleriyle,kendi
kendisinde güzel,tek,yüce,kutlu
Bir ölümsüzlükler,zaferler kenti
Bu gün yenilgilerle,yasla dolu.

Bir son gün hali,bir taş taş üstüne;
Hem mide,hem ruhta bir açlık,ejder
örneği saldırmada dört bir yöne;
Toz,duman,inilti,akıntılar,çöpler…

Niçin geri geldik bunca yıl sonra?
Batık bir ülkeyi aramak gibi.
İşte gençliğimiz: ta uzaklara,
çok uzaklara bak…Orada belki…

Ama gizlice bak,olur ki ürker.
Yaşantıdan fazla anılardan kork,
bize gülümsüyorsa geçmiş günler;
Belki yalandır,belki o bile yok.

Orda elinde bir simitle ,ufak,
süzgün bir çocuk,çocukluğum işte;
Nasıl kaçıyor benden, nasıl bir bak,
Yaban domuzu görmüş gibi düşte.

Boğaziçi,daha sağken gömülmek
için dönüşmüş beton mezarlara;
Bir hippi kız,bir deccal,şimdi Bebek
koylarında ilham,arsız,farfara.

Ölebilirsin ha yol ortasında.
Yanılıp gökyüzüne bakma sakın.
Bir sevi vaktinin bile havasında
yok artık o mahrem örtüsü aşkın.

O güzelim aşkın vücudu yağma,
şarkısı ne mahur beste,ne Itri…
Tenekeler çalıp çığlık çığlığa
yarı bir sevişme,ayaküzeri.

Herşey değişiyor,kalbimiz bile,
ama yüzyıllarla besli bir şehir
İnsan yaşamından daha da hızla
bunca çabuk nasıl yok olabilir?

Hani o masal dünyası yalılar,
Hani o kayıklar ki kızca beyaz,
Hani o kadınlar ki sevdalılar,
renk renk şemsiyeler altında bin naz?

Ve o İstanbullular…doygun,uçuk,
sanki bir gelecek tufandan haber
almışlarcasına hep,çoluk,çocuk,
göksel gemilere binip gitmişler.

Gidiş o gidiş…ve kimbilir kaç yıl
bu göç,fakiri,zengini elele
usulca…ve artık hiç…Hayal meyal
görünmüyorlar bulutlarda bile…

Kurabilir misin tekrar,düşünsen?
Hayallerimizi bile yitirdik;
Dağılmış bir sofra bu,bitti şölen.
Sona kalmışlarsa biz gibi yenik.

Ne kadar yalnızız şu akşam vakti,
Bir selam bile yok artık verilen;
Anlamsız turistler gibiyiz şimdi
Kapalıçarşı’da sen, Köprü’de ben.

Söyle bir doğruyu bilen güzel’im,
sulara vurmuş gökyüzü mü? Neydi?
Uzanıp yıldızları tutsa elim
bulur muyuz yeniden o cenneti?

Ruhumuz Boğaz’da, o eski yerde,
yeni akımları umursamadan,
bir hayalet gibi pencerelerde
ne denli beklese de… hiç bir zaman.

Bir tanrı ve tarih güzeli,tabu;
Güneş ve sular mucizesi,bir giz…
Her zaman sonsuz elbet,İSTANBUL bu.
Körelen belki de biziz…kalbimiz.

Ahmet Muhip DRANAS

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.