Sür’un sedasına an kala sırtımızda kirli bohçamızla karşına çıkmaya utanıyorken… ah o erken ayrılık yok mu?
Peşinden koşamadım sevgili, bir akşam üzeriydi…
ayaklarım kavrulmuştu…
gidişinle kumlar nâr olmuştu
ve seni uzaklara götürmekten utanırdı yollar…
gözlerimizden düşen o billur hüzün daha toprağa varmadan meleklerin nurunda kayboluyordu….
Sevgili
Bir fecir vakti sana olan bütün özlemlerimi alarak ve Gaza’nın çocukları gibi koşarak ölüme… Sana geleceğim.
…gözlerimin bakarken utançtan eridiği yüzünün nuru düşecek semaya…
Sevgili
Bugün kuşlara imreniyorum …
kuşları kıskanıyorum sevgili…
kanat çırptıklarında nefesin gibi kokan güller üzerinde.
Ayaklarının değdiği coğraflarda bir çakıl taşı olmayı
Safa’dan Merve’ye esen bir rüzğar… çınlayan bir dua olmayı diledim sevgili…
Dev/asa,
elinde Musa’nın, Yarılır…. merhamet olur deniz!
Ve Zünnun karanlıklarda korunur… tesbih eder bir Yunus’un karnında El-Berr’i.
İstersen sadık ul kavl öldürür fücûru.
Bir yalan yolda gerçeği arıyor sefiller
İN_san…
Bırak adımlarını sapsın şu düş bahçesinden,
güllere sor,
dikene sor,
bana sor…
aşk dediğin ne ki?
Bir seher vakti
yolunu gözlemekten başka
EN SEVGİLİMİN.
Kadir Ünal