Geldi deniz
Ve güneşteki suskunluğum oldu yakamozu.
Melodi, dalgalar,gemiler,ıslanan güneş
Ve içimin ırmakları aynı notadalar
Martıların düşümdeki kanatları…
Yine önce sende geldi akşam yalnızlığıma
Sanırsam yosunlarda biriken bir kayayım
Dalgalar senden habersiz vurur ölümüme.
Saklamışsam cebimde zamanın dişlerini
Bu denizin ölçeklerini ben unutursam
Sanırsın böyle bitecek olmadanlığım,
Evet inan,aynı öylece bitecek
Dinlemediğin bu türkü.
Kabaran kini oluyorsa hüznüm
Bu seni bilmeyen Marmara’nın gözleri
Ben ne yapabilirim
Bakmaktan öte yitirilen şafaklara…
Kurak vadilerime yanaşan bu serinlik
Ya içimden seni alacak
Ya bende boğulacak alnına sesim dokunan,
Bir akşam ansızın gelen bu metafor.
Alegoriler kırıldı mısralarımda
Bir şiirin elleri nerde yorulur bildim,
Bir aşkın onulmazı ne zaman yankılanır.
Bezirgan saltanatları da bitiyor.
Fuzuli’nin kulaklarında jaz ve opera.
Bende çöl seslerinden bir girdap,
Yüzüme kum kanlarını sürüyorum.
Acıysa bende serinlensin saraylara.
Semerkant yollarından düştüm bir sefer,
Bir akşam vaktiydi işte
Sabbah’ın beni kara kitabında okuması
Ve and içtiği şaha
İşte böyle dargın susuşların
Haykırdığı yalnızlıklar karanlığıydı.
Ebabiller de toprağa inmedeler
Yükselen bulutların ceplerinde
Bir yanım şen,bir yanım su buharı.
Dinlenen yağmurların gözlerinde uyanan ben,…
Bir lahutilikte bir sıradan seyirlerde
Kör etmişsem organlarımı,duyargalarımı
Ancak ölümü indirir
Bu kaygısız kalplerine,
Bütün şen aşkların, bu kıyılmışlık…