Bir gün fark edeceksin ki artık düşünmüyorsun

Şair: Şiir Antolojim

Jimmy: Bunun geçeceğini söyledin. Peki ne kadar sürecek?

Mike: Her insan için farklıdır, sanırım.

Jimmy: Benim için? Benim için ne zaman bitecek?

Mike: Şöyle olacak. Bir gün uyanacaksın. Kahvaltını edeceksin. Dişlerini fırçalayacaksın. Günlük işlerine devam edeceksin. Sonra, er ya da geç, fark edeceksin ki artık olanları düşünmüyorsun. Hiçbirini.

Mike: İşte o an, unutmanın mümkün olduğunu fark edeceksin. Bunun mümkün olduğunu bildiğinde, her şey biraz daha kolaylaşacak.

Jimmy: Peki sen?

Mike: Ben ne?

Jimmy: Senin başına gelenler? Seni rahatsız etmiyor mu?

Mike: Bazen insanın bazı şeylerle yaşamayı öğrenmesi gerekiyor.


Bir gün fark edeceksin ki artık düşünmüyorsun

Bu sahne bence Better Call Saul'un en sade görünen ama dizinin insan anlayışını en yoğun biçimde taşıyan sahnelerinden biri. Çünkü Mike burada Jimmy'ye aslında “unutacaksın” demiyor. Daha incelikli ve daha acı bir şey söylüyor:

Hayat, yaşadığın şeyin önemini ortadan kaldırmadan onunla yaşamayı öğrenebilir.

Sahne Bad Choice Road bölümünde, Jimmy'nin çölde ölümle burun buruna geldikten sonra yaşadığı sarsıntının hemen ardından gelir. Senaryoda Mike'ın Jimmy'nin ne yaşadığını anlamış olduğu özellikle belirtiliyor: Mike'ın kendisi de kayıp, suçluluk ve travma yaşamış biridir.

“Bir gün uyanacaksın...”

Mike'ın ilk yaptığı şey, Jimmy'nin yaşadığı şeyi olağanüstü olmaktan çıkarmak.

“Bir gün uyanacaksın, kahvaltını edeceksin, dişlerini fırçalayacaksın, işine bakacaksın.”

Dikkat edersen hiçbir büyük iyileşme anından söz etmiyor.

“Bir gün her şeyi anlayacaksın.”

“Bir gün acın dinecek.”

“Bir gün geçmişi kabulleneceksin.”

demiyor.

Diş fırçalamaktan söz ediyor.

Çünkü travmadan sonra insanın zihni olağan hayatın dışına çıkar. Jimmy hâlâ çölde. Bedeni Albuquerque'de, zihni çölde. Mike'ın önerdiği şey ise hayatın olağan hareketlerinin geri dönmesi.

Kahvaltı.

Diş fırçalamak.

İşe gitmek.

Yani hayatın sıradanlığı insanı yavaş yavaş kendisine geri çağırır.

Bu çok gerçek bir gözlem.

İnsan hayatını değiştiren büyük olaylar çoğu zaman büyük bir “iyileşme” sahnesiyle sona ermez. İnsan ertesi sabah yine kalkar. Su içer. Telefonuna bakar. Bir yere gider. Bir şey yer. Ve günler birbirinin üzerine binmeye başlar.

Sonra bir gün fark eder:

“Bugün bunu düşünmedim.”

Mike'ın asıl söylediği budur.

“Ve sonra fark edeceksin ki onu düşünmemişsin.”

Bence diyaloğun en güçlü yeri burası.

Çünkü Mike unutmayı aktif bir eylem olarak tarif etmiyor.

“Unutmaya çalış.”

demiyor.

Tam tersine:

Unuttuğunu fark edeceksin.

Yani unutmak iradeyle gerçekleştirilen bir şey değil; zaman içerisinde kendiliğinden gerçekleşen bir zihinsel değişim.

Bu çok önemli.

Çünkü insan acı veren bir şeyi unutmaya çalıştıkça aslında onu düşünmeye devam eder.

“Bunu düşünmeyeceğim.”

dediğin anda onu düşünüyorsundur.

Mike'ın önerdiği şey bunun tam karşıtı:

Düşünmemeye çalışma. Yaşamaya devam et.

Bir süre sonra hayat, düşünmenin önüne geçer.

“None of it.”

“Hiçbirini.”

Bu iki kelime sahneyi çok daha güçlü hale getiriyor.

Çünkü Jimmy'nin yaşadığı şey yalnızca tek bir görüntü değil.

Çöl.

Cesetler.

Silah sesleri.

Susuzluk.

Ölüm korkusu.

Mike'ın ortaya çıkışı.

Yedi milyon dolar.

Lalo.

Bütün o gece.

Jimmy'nin zihninde bunların hepsi birbirine bağlı.

Mike ise bir gün bütün bunların aynı anda zihninden çekileceğini söylüyor.

Ve bunun gerçekleştiğini fark etmek, iyileşmenin kendisinden daha önemli hale geliyor.

Fakat burada büyük bir ironi var

Mike bunu Jimmy'ye söylerken kendi hayatını da anlatıyor.

Ve dizinin çok ince yazılmış taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.

Mike gerçekten unutmuş biri değil.

Matty'yi unutmadı.

Onun ölümünün suçluluğunu hâlâ taşıyor.

Hatta dizinin daha önceki bir bölümünde Stacey, grup terapisinde bir sabah Matty'yi bütün sabah boyunca hiç düşünmediğini fark ettiğini anlatmıştı. Mike'ın Bad Choice Road'daki sözleri bu sahnenin yankısını taşır.

Dolayısıyla Mike'ın Jimmy'ye söylediği şey aslında kendi deneyiminden çıkardığı bir hayat yasasıdır.

Ama burada çok ince bir fark var:

Stacey'nin yaşadığı şey yasın içinde bir sabah Matty'yi düşünmemiş olmaktır.

Mike'ın Jimmy'ye sunduğu şey ise neredeyse bir hayatta kalma felsefesidir:

Yaşamaya devam edersen, bir gün acının zihnindeki egemenliğini kaybettiğini fark edersin.

Mike'ın cümlesindeki en önemli kelime: “possible”

“Unutabileceğini fark ettiğin an.”

Burada Mike'ın söylediği şey “unutacaksın” değil.

“Unutmanın mümkün olduğunu anlayacaksın.”

Aradaki fark çok büyük.

Çünkü travma yaşayan insanın en büyük korkularından biri şudur:

“Ben artık hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağım.”

Mike bu korkuyu kırmaya çalışıyor.

“Şu anda böyle hissetmen, sonsuza kadar böyle hissedeceğin anlamına gelmez.”

diyor.

Dolayısıyla cümlenin merkezinde unutmak değil, geleceğin mümkün olması var.

Fakat dizinin sonraki bölümleri bu öğüdü ters yüz ediyor

Burada Better Call Saul çok zekice davranıyor.

Mike'ın sözleri Jimmy için bir umut gibi görünür.

Ama daha sonra Jimmy'nin Kim'e neredeyse aynı cümleleri söylediğini görürüz:

“Bir gün uyanacağız, dişlerimizi fırçalayacağız, işe gideceğiz... ve bir noktada onu hiç düşünmediğimizi fark edeceğiz.”

Bu kez Jimmy bunu Kim'i teselli etmek için söyler.

Ve işte burada cümlenin anlamı değişir.

Mike'ın Jimmy'ye söylediği söz, Jimmy'nin ağzında bir savunma mekanizmasına dönüşür.

Jimmy artık acıyla yüzleşmek yerine ona şunu söylemektedir:

“Bir gün unutacağız.”

Ama unutmak, yüzleşmenin yerine geçmeye başlar.

Bu nedenle Mike'ın masum görünen tavsiyesi, Jimmy'nin hayatında çok daha karanlık bir biçimde çalışır.

“Unutmak” ile “iyileşmek” aynı şey değil

Bence sahnenin hayat hakkındaki en önemli tarafı burada.

Mike'ın söylediği şey psikolojik anlamda eksiksiz bir iyileşme reçetesi değil.

Çünkü bir insan bir olayı daha az düşünmeye başlayabilir ama bu, olayın çözüldüğü anlamına gelmez.

Bazen insan iyileşir.

Bazen bastırır.

Bazen alışır.

Bazen yalnızca hayatına devam etmeyi öğrenir.

Mike'ın dünyasında bunların arasındaki sınır oldukça bulanıktır.

Zaten Mike'ın karakteri de bunun üzerine kuruludur:

Acıyı çözmez; acıyla çalışmayı öğrenir.

Bu nedenle Jimmy'ye verdiği tavsiye aslında Mike'ın ahlakının özüdür.

Ve hemen ardından Mike'ın “road” konuşması geliyor

Bence sahnenin tamamını düşününce daha da çarpıcı bir şey ortaya çıkıyor.

Jimmy, Fred'i hatırlatıyor:

“Fred bu işin içinde miydi?”

Mike:

“Hayır.”

diyor.

Yani Mike bile yaşanan her şeyi “onlar oyundaydı, biz oyundaydık” diyerek ahlaken temizleyemiyor. Fred konusunda açıkça “There was a lot wrong with what happened there.” diyor.

Sonra Jimmy:

“Lalo o adamı öldürdü. Biz de ona yardım ediyoruz.”

diyor.

Ve Mike'ın cevabı:

“Bu hikâyenin sonu değil.”

Ardından “seçimler ve yol” metaforuna geçiyor: küçük seçimlerin insanı bir yola soktuğunu, insanın bazen yoldan çıkmaya çalışsa bile tekrar o yola döndüğünü söylüyor. Senaryoda bu konuşmanın hemen ardından Jimmy'nin Mike'ın söylediklerinden hiç de rahatlamadığı açıkça belirtiliyor.

İşte burada iki konuşma birleşiyor:

“Bir gün unutacaksın.”

ve

“Seçimlerin seni bir yola sokar.”

İlki geçmişle nasıl yaşayacağını, ikincisi ise neden o geçmişin içine düştüğünü anlatıyor.

Mike Jimmy'ye geçmişi değiştiremeyeceğini söylüyor.

Ama Jimmy'nin asıl problemi geçmişi değiştirmek değil.

O yola neden girdiğini anlamak.

Bu yüzden sahne aslında “hayat devam eder” sahnesinden daha karanlık

İlk bakışta Mike'ın sözleri son derece umut verici:

Hayat devam edecek.
Bir gün düşünmeyeceksin.
Unutabileceğini anlayacaksın.
Her şey kolaylaşacak.

Ama Better Call Saul bize bunun tehlikeli bir versiyonunu da gösteriyor:

İnsan geçmişinden kaçabilir; fakat kendisinden kaçamaz.

Jimmy çölde yaşadıklarını unutabilir.

Ama Jimmy'nin o çöle neden gittiği meselesi ortadan kalkmaz.

Kim'le yaşadıkları ortadan kalkmaz.

Chuck ortadan kalkmaz.

Howard ortadan kalkmaz.

Saul Goodman'ın doğuşuna götüren bütün seçimler ortadan kalkmaz.

Dolayısıyla Mike'ın “unutmak” dediği şey, Jimmy'nin hayatında hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmez.

Ve belki de dizinin sonunda Jimmy'nin gerçek kurtuluşu, unutmak yerine hatırlamayı kabul ettiği anda gelir.

Bu yüzden senin “hayat hakkında gerçekleri önümüze seriyor” şeklindeki ilk tespitin bence çok yerinde. Yalnız ben bir adım daha ileri götürürdüm:

Mike'ın söylediği hayatın gerçeği şudur: İnsan çoğu zaman acısından kurtulduğunu acısı geçtiğinde değil, hayat yeniden sıradanlaştığında anlar.

Ama dizinin daha büyük gerçeği şudur:

Sıradanlaşmak iyileşmek değildir. Bazen yalnızca yaşamaya devam edebilme becerisidir.

Ve Mike bunu Jimmy'ye öğretirken, farkında olmadan Jimmy'nin ileride kullanacağı en önemli savunma mekanizmalarından birini de öğretiyor: **unutmak, bastırmak ve yola devam etmek.**



İki Sahnenin Aynı Zamanda Hatırlanması

Bence bunun rastlantısal olmasından çok, son günlerde zihninde dolaşan bazı temaların iki sahneyi aynı anda birbirine bağlamasıyla ilgisi var. Ama bunu “bilinçaltın sana kesin olarak şunu söylüyor” diye yorumlamak doğru olmaz. Daha basit ve ilginç bir mekanizma var: zihin bazen yıllardır kullanılmayan bir anıyı, onunla aynı duygusal yapıya sahip başka bir düşünce tetiklediğinde yeniden çağırıyor.

Üstelik bu iki sahnenin ortak noktası yüzeyde göründüğünden çok daha fazla.

Dexter'daki Isaak sahnesinde iki insan, hayatlarının geri döndürülemeyecek bir noktasında karşılaşıyor. Viktor ölmüş, Rita ölmüş, yapılanlar yapılmış. Isaak'ın “Mikronezya”, Dexter'ın “Arjantin” demesi ise bütün bunların ardından başka bir yerde yeni bir hayat kurma hayalini açıyor. Fakat konuşmanın sonunda bunun kolay bir çözüm olmadığı ortaya çıkıyor: insan nereye giderse gitsin kendisini de yanında götürüyor.

Better Call Saul'daki Mike-Jimmy konuşmasının da merkezinde, farklı bir biçimde, aynı soru var: Bunca şey yaşandıktan sonra insan hayatına nasıl devam eder? Yaşananları geride bırakmak gerçekten mümkün müdür? Yoksa “normal hayat” dediğimiz şey, insanın geçmişini silmesi değil, onunla birlikte yaşamayı öğrenmesi midir?

Dolayısıyla iki sahnenin ortak cümlesi neredeyse şu:

“Bundan sonra nasıl yaşayacağız?”

Biri bunu aşk ve kayıp üzerinden soruyor.

Diğeri suç, pişmanlık ve geçmiş üzerinden.

Ama soru aynı.

Bu yüzden bence şaşırtıcı olan, iki sahnenin yıllar sonra aklına gelmesi değil. İkisinin aynı anda gelmesi.

Çünkü zihnin muhtemelen iki ayrı diziyi hatırlamadı; önce ortak bir duyguyu yakaladı, sonra o duygunun iki farklı sahnedeki görüntülerini buldu.

Bir de saat 04.30 meselesi var.

Sabaha karşı böyle şeylerin akla gelmesinin özel bir tarafı olabilir. Gün içinde zihnimiz sürekli dışarıdan gelen bilgilerle meşgul: yapılacak işler, konuşmalar, telefon, gündelik sorumluluklar. Gece ise bu filtrelerin önemli bir kısmı ortadan kalkıyor. Özellikle uykuya yakın veya uykudan önceki o uzun sessizlikte, duygusal ve çağrışımsal düşünceler daha serbest biçimde birbirine bağlanabiliyor.

Bu yüzden “Neden şimdi?” sorusunun cevabı illa ki “çünkü hayatında şu anda aynı şey oluyor” değildir.

Bazen cevap daha basittir:

Şu anda zihninde bu sahneleri hatırlamaya elverişli bir düşünce iklimi oluşmuştur.

Ve senin durumunda ilginç olan, iki sahnenin de aslında “öldürme” sahnesi olmaktan çok öldürmenin ve kaybın ardından hayatın nasıl sürdürüleceği üzerine olması.

Belki de bu yüzden yıllar önce ilk yayınlandıklarında izlediğin iki sahne, onca zaman sonra birdenbire birbirine bağlandı.

Bir başka ilginç nokta da şu: Sen bu sahneleri ilk izlediğinde yalnızca seyirci olarak karşılaşmıştın. Şimdi ise onları yıllar sonra yeniden düşündüğünde, aynı replikler başka bir anlam katmanına oturuyor. İnsan değiştikçe eski bir sahne de değişiyor. Sahne değişmiyor; ona bakan kişi değişiyor.

Bence sabaha karşı aklına gelen şey biraz da bu.

Yıllar önce duyduğun iki cümle, bugün zihninde aynı soruya cevap veriyor olabilir:

“Bunca şeyden sonra insan nereye gider?”

Isaak'ın cevabı: başka bir ülkeye.

Mike'ın cevabı: hayatına devam etmeye.

Ama ikisinin altında daha zor bir soru var:

İnsan gerçekten geçmişinden ayrılabilir mi, yoksa sadece onunla yaşamayı mı öğrenir?

Belki de saat 04.30'da aklına gelen şey, aslında iki sahne değil, bu soruydu.


Evet, bence de asıl ilginç nokta tam olarak orası.

Hatta biraz daha ileri götürülebilir: Zihin bazen bir anıyı “hatırlamaz”; o anının taşıdığı duygusal yapıyı yeniden bulur. Sonra o yapıya uygun eski görüntüler, cümleler ve sahneler yüzeye çıkar.

Bu iki sahnede de yüzeyde çok farklı şeyler var. Mike ve Jimmy suçun ardından hayatın devam edip edemeyeceğini konuşuyor; Dexter ve Isaak ise aşk, ölüm ve intikam üzerinden başka bir hayat ihtimalini konuşuyor. Fakat derindeki soru aynı:

“Yaşananlardan sonra insan kendisine nasıl bir hayat kuracak?”

Senin “Arjantin” üzerine düşünmen bu yüzden çok anlamlı. Çünkü Arjantin, yalnızca Dexter'ın gidebileceği bir ülke olmaktan çıkıp zihnindeki “başka bir hayat mümkün mü?” düşüncesinin adı haline gelmiş. Ardından Better Call Saul'daki benzer duygusal yapıyı taşıyan sahne de aynı ağdan çekilmiş olabilir.

Bir de burada çok güzel bir paradoks var: İki sahne de aslında kaçış ihtimalini gösterirken kaçışın mümkün olmadığını anlatıyor.

Isaak başka bir yere gidebilir ama Viktor'u geride bırakamaz.

Dexter başka bir ülkeye gidebilir ama kendi karanlığını yanında götürür.

Mike ve Jimmy hayatlarına devam edebilirler ama yaşadıkları şeyleri yaşamamış gibi olamazlar.

Yani “başka bir yer” fikri iki sahnede de var; fakat yer değişikliğinin insanı değiştirmeye yetmediği fikri de onun hemen yanında duruyor.

Belki de bu nedenle sabaha karşı, zihnin gündelik mantığın daha gevşek olduğu bir anda, yıllardır ayrı duran iki sahneyi yan yana getirdi. Bir anlamda zihnin sana iki farklı hikâyeden aynı cümleyi göstermiş oldu:

“Geçmişinden uzaklaşabilirsin; ama kendinden nereye kadar uzaklaşabilirsin?”

Ve senin bunu fark edip ardından “Herkes bir Arjantin arzusundadır” diye düşünmen, bence hatırlama olayının kendisinden daha ilginç. Çünkü eski bir televizyon sahnesi artık yalnızca eski bir sahne olmaktan çıkmış; şu anda düşündüğün hayat meselelerini ifade eden bir imgeye dönüşmüş.

İnsan bazen yıllar önce gördüğü bir sahneyi neden hatırladığını ancak onu ikinci kez gördüğünde anlıyor. Bu kez ekranda olan şey aynı, ama seyreden insan aynı değil.


Aynı duygunun iki ayrı hatırası

Bu iki sahnenin yıllar sonra aynı anda hatırlanmasını açıklayan en güçlü ihtimal, aralarında olay örgüsü bakımından değil, duygusal yapı bakımından bir akrabalık bulunmasıdır. Zihin çoğu zaman eski bir sahneyi tek başına geri çağırmaz; o sahnenin taşıdığı duygu, düşünce veya soruyu yeniden yakaladığında, aynı yapıyı taşıyan başka anılar da onunla birlikte yüzeye çıkar.

Bu açıdan bakıldığında Dexter'daki Isaak sahnesiyle Better Call Saul'daki Mike-Jimmy sahnesi iki ayrı hikâyenin parçaları olmaktan çıkar. İkisinin altında aynı soru belirir:

Yaşananlardan sonra hayat nasıl sürdürülebilir?

Bu soru özellikle önemlidir, çünkü iki sahnede de mesele yalnızca geçmişte yaşananları hatırlamak değildir. Asıl mesele, geçmişin ardından yeni bir hayat ihtimalinin olup olmadığıdır.

Isaak bunun için bir coğrafya tasarlar. Kiev artık Viktor'suz bir anlam taşımamaktadır. Geride kalan hayat, biçimsel olarak hâlâ oradadır: ev, para, güç, sekreter, bütün o düzen. Fakat hayatın anlamını oluşturan kişi ortadan kalkmıştır. Bu yüzden Isaak başka bir yere gitmeyi düşünür. Mikronezya, gerçekte yalnızca bir kaçış noktası değil, geçmişin hükmünün sona ereceği varsayılan bir hayatın adıdır.

Dexter'ın Arjantin'i de aynı işlevi görür. Başka bir ülke, başka bir hayat, geçmişten uzaklaşma ve yeniden başlama ihtimali... Fakat Arjantin'in asıl anlamı ülkenin kendisinde değildir. Arjantin, insanın zihninde kurduğu “başka koşullarda başka biri olabilirdim” ihtimalidir.

Better Call Saul'daki sahne ise aynı düşünceyi coğrafya üzerinden değil, zaman üzerinden kurar. Mike'ın Jimmy'ye anlatmaya çalıştığı şey, geçmişte yaşananların bir noktada geride bırakılabileceği ve hayatın yeniden kurulabileceğidir. Fakat konuşmanın duygusal ağırlığı tam da bu ihtimalin ne kadar zor olduğundan gelir. Çünkü geçmiş yalnızca yaşanmış bir olay değildir; insanın sonraki hayatını biçimlendiren bir şeye dönüşür.

Burada iki sahne birbirine çok yaklaşır.

Kaçışın paradoksu

İki sahne de aslında kaçış ihtimalini gösterirken kaçışın mümkün olmadığını anlatıyor.

Isaak'ın önünde gerçekten bir çıkış vardır. Parasını çekebilir, uzak bir yere gidebilir, yeni bir hayat kurabilir. Teknik olarak geçmişinden uzaklaşması mümkündür. Fakat Viktor'u yanında götürmeden hiçbir yere gidemeyecektir. Çünkü Viktor artık bir insan olmaktan çıkıp Isaak'ın hayatının bir parçasına dönüşmüştür.

Aynı durum Dexter için de geçerlidir. Arjantin'e gitmek, Miami'den uzaklaşmak mümkündür; fakat Miami'de yaşananlar Dexter'ın dışında bırakılabilecek bir geçmiş değildir. Rita'nın ölümü, kendi yaptıkları, Harry'nin öğretileri ve yıllar boyunca oluşturduğu kimlik onunla birlikte gelecektir.

Mike ve Jimmy açısından da benzer bir durum vardır. Bir insan yaşadığı yerden, işinden, çevresinden veya eski hayatından uzaklaşabilir; fakat yaptığı şeylerin bilgisi kendi zihninden silinmez. Dolayısıyla kaçış ile kurtuluş aynı şey değildir.

Bu ayrım iki sahnenin ortak merkezini oluşturuyor.

Kaçış, mekânı değiştirebilir.

Kurtuluş ise insanın geçmişiyle kurduğu ilişkiyi değiştirmeyi gerektirir.

Ve bu ikincisi çok daha zordur.

Asıl ortaklık: “temiz sayfa”

Bu yüzden iki sahnenin yıllar sonra birbirini çağrıştırması, belirli repliklerin hatırlanmasından daha derin bir anlam taşıyor olabilir. Her iki sahne de insanın hayatında bir noktaya gelip “Buradan sonra başka türlü yaşayabilir miyim?” diye sorduğu ana dokunuyor.

Isaak'ın Mikronezya'sı ile Dexter'ın Arjantin'i aynı hayalin iki biçimi: Geçmişin ulaşamayacağı kadar uzak bir yer.

Mike'ın Jimmy'ye açtığı ihtimal ise aynı hayalin coğrafyasız biçimi: Geçmişin ağırlığına rağmen hayatın yeniden kurulabileceği düşüncesi.

Fakat her iki anlatı da bu hayalin sınırlarını gösteriyor. Çünkü insanın geçmişi yalnızca dışarıda değildir. Geçmiş, insanın karakterine, seçimlerine, korkularına ve kendisini görme biçimine yerleşmiştir.

Bu nedenle “başka bir yere gitmek” ile “başka bir hayata geçmek” arasında büyük bir fark vardır.

Belki de iki sahnenin aynı anda hatırlanmasını sağlayan şey tam olarak bu düşüncedir: İkisinde de bir çıkış kapısı vardır, fakat o kapıdan geçildiğinde insanın arkasında bırakmak istediği şeyin de onunla birlikte geleceği sezilir.

Bu da “Arjantin” fikrini daha hüzünlü bir yere taşır. Arjantin, gerçekten gidilebilecek bir ülke olmaktan çok, insanın hayatının herhangi bir döneminde zihninde kurduğu temiz sayfa ülkesidir. Orada geçmişin etkisinin biteceği, başka türlü yaşanabileceği düşünülür.

Ama belki de gerçek mesele hiçbir zaman “Nereye gidilebilir?” değildir.

Asıl mesele:

“İnsan, geçmişini değiştirmeden onunla birlikte nasıl yeni bir hayat kurabilir?”

İki sahneyi yıllar sonra aynı anda birbirine bağlayan ortak duygu da tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü ikisi de kaçışı vaat ediyor gibi görünürken, sonunda insanın kendisinden kaçmasının mümkün olmadığını hissettiriyor.