Fırtınalı bir günün sonunda
bir dal istedi kadın, tutunmak için
dostane
Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı
beyaz bir gül geldi karşılığında
Böylece bir muhabbet başladı gözlerde
aylarca devam etti bu dostluk
sessizce
Bir mum daha yaktı adam
yüreğini açacaktı kadına
ellerini avuçlarına alıp
korkusuzca bakacaktı
kadının gözlerine ve
birlikte yaslanacaklardı geceye
Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla
düşler! Dedi kısaca
Geldim
dedi kadın
ama yer bulamadım kendime
Korkuyla geriledi adam
ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem
diye geçirdi aklından
bir kez daha erteledi düşlerini
her seferinde olduğu gibi
Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde
son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine
beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine
sana geldim
götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine
Dalgındı, fark etmedi adam
bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi
kendince
Utandı kadın çok utandı
çırılçıplak hissetti kendini
o an söndürdü mumu beyninde
hoşça kal. Dedi adama
Bütün aynalar bir bir kırılıyordu
adamın bedeninde
Gitme!
sevdiğim, umudum, kavgam
gitme! Diye haykırıyordu tüm varlığıyla
Adamın sesi çınladı kulaklarında
yeniden kıvılcımlandı vazgeçilmiş duygular
onca yıl sonra ilk defa adıyla sesleniyordu kadına
Uzun-uzun baktı kadın
Yoruldum, sessizliği okumaktan
yaşanması gereken bu maratonu
seyretmekten yoruldum
Tüm tatlar acıya çaldı adam ile kadının yüreğinde
Sormak ya da söylemek istediğin bir şey varmı?
diye sordu kadın
Bir yaşam çizdi adam
Bir kulübe yaptı, yemyeşil ormanın ortasına
umutlar ekti gökyüzüne
şelaleden bölünen bir derecik akıyordu kulübenin arka tarafında
güneşin ilk ışıkları süzülüyordu odalarına
her sabah kuş sesleriyle karışan suyun şırıltısına uyanıyorlardı
zamansız yağmurlara tutuluyorlardı
sırılsıklam
bir yandan kahvelerini yudumluyor
biryandan gökkuşağının çıkışını izliyorlardı
donmuştu kadın öğlece bakıyordu
Bir meşale yaktı adam, yüreğini koydu
korkusuzca baktı kadının gözlerine…
Nurcan Uğurlu