Bekleyişin İçinde Eriyen Bir Ömür

Şair: Şiir Antolojim

GÜNLERİM

Günlerim taburcu olmamı beklemekle geçiyor
Gençliğim delilere hoş görünmekle bitiyor.
Gittikçe her gün daha çok eriyorum.
Güldüğümü rüyamda pek az görüyorum.

  1. servisten
    Ö... S...
    Prot. No. 963/326


Bekleyişin İçinde Eriyen Bir Ömür

Bu dört dizelik şiir, son derece sade bir dille kurulmuş olmasına rağmen, kapalı bir mekânda geçirilen zamanın insan üzerindeki yıpratıcı etkisini olağanüstü yoğunlukta taşır. Şiirin merkezinde aslında “hastalık” değil, beklemek vardır. Şairin hayatı kendi iradesiyle ilerleyen bir hayat olmaktan çıkmış; “taburcu olmayı beklemek” denilen tek bir geleceğe bağlanmıştır. “Günlerim” sözcüğüyle başlayan şiir, böylece daha ilk dizede zamanı gündelik hayatın doğal akışından koparır.

Günlerim taburcu olmamı beklemekle geçiyor” dizesindeki en çarpıcı şey, zamanın bir eylemle değil, bir bekleyişle tüketilmesidir. İnsan normalde günlerini yaşar, çalışır, gezer, sever, konuşur, üretir. Buradaysa günlerin yaptığı tek şey “beklemek”tir. Üstelik bekleyen yalnızca şair değildir; sanki günlerin kendisi de taburculuğu beklemektedir. Böylece “günlerim” ile “beklemek” arasında güçlü bir özdeşlik kurulur: hayat, bekleyişin kendisine dönüşmüştür.

İkinci dize şiirin dünyasını daha da ağırlaştırır:

Gençliğim delilere hoş görünmekle bitiyor.

Burada “günlerim” sözcüğünün yerini “gençliğim” alır. İlk dizede kısa zaman birimi olan günler tükenirken, ikinci dizede artık hayatın çok daha büyük bir bölümü, gençlik, tükenmektedir. Böylece şiirin zamanı genişler: mesele birkaç günün geçmesi değil, insanın en değerli çağının göz göre göre elinden çıkmasıdır.

“Delilere hoş görünmek” ifadesi ise şiirin en sarsıcı ve en özgün söyleyişidir. Şair bulunduğu ortamın kurallarına uyum sağlamaya, oradaki insanlara kendisini kabul ettirmeye çalışmaktadır. Fakat bunu yaparken “gençliğim bitiyor” der. Burada büyük bir trajedi, neredeyse gündelik bir cümlenin içine saklanmıştır. Kendisi olmakla bulunduğu ortama uyum sağlamak arasında sıkışmış bir insan vardır. “Hoş görünmek” normal şartlarda geçici, hatta önemsiz bir davranış gibi düşünülebilir; fakat şiirde bunun bedeli gençliktir.

Üçüncü dize:

Gittikçe her gün daha çok eriyorum.

Şiirin fiziksel imgesini getirir. Zaman artık yalnızca geçmemekte, şairi eritmektedir. “Gittikçe”, “her gün” ve “daha çok” ifadelerinin art arda gelmesi, geriye dönüşsüz bir süreci hissettirir. Burada “erimek”, hem bedensel hem ruhsal hem de zamansal bir anlam taşır. İnsan bulunduğu yerde duruyor gibidir; fakat içeriden sürekli eksilmektedir.

Son dize ise şiirin bütününü birden başka bir ışık altında gösterir:

Güldüğümü rüyamda pek az görüyorum.

Burada gerçek hayat ile rüya arasındaki sınır tersine dönmüştür. Gülmek, gerçek yaşamda neredeyse kaybolmuş; ancak rüyada, o da “pek az”, ortaya çıkabilmektedir. Şair artık mutluluğu yaşamın içinde değil, bilinçdışının belirsiz alanında bulmaktadır. Üstelik “güldüğümü” demesi önemlidir: “gülmeyi” değil, kendisinin güldüğü hâli görmektedir. Sanki geçmişteki ya da olması gereken kendisine uzaktan bakmaktadır.

Şiirin dört dizesinde belirgin bir hareket vardır: günler geçer, gençlik biter, insan erir, gülüş rüyaya çekilir. Fakat bunu şiirin dışından açıklamaya gerek kalmadan, yalnızca dizelerin kendi içinden okuyabiliriz. Çünkü metin, büyük sözlere başvurmadan bir insanın zaman karşısındaki çaresizliğini anlatmaktadır.

Bu şiirin gücü de tam burada yatar. Şair kendisini acındırmaya çalışmaz; bulunduğu koşulları uzun uzun anlatmaz. “Ben mutsuzum” demez. Bunun yerine dört basit cümle kurar ve mutsuzluğun nasıl yaşandığını gösterir. Özellikle “taburcu olmamı beklemek” ile “gençliğim ... bitiyor” arasındaki ilişki, şiirin asıl ağırlık merkezidir: Bir çıkış kapısını beklerken insanın kendisinden eksilen yıllar.


UNUTMAMAK

Unutmak istiyordum seni
Fakat bir türlü gelmiyordu
Elimden
Fakat şimdi unuttum
İşte seni
Niye daha geç
Rüyama giripte
Hatırlattın kendini.

33-A servisten
G... Ö...
Prot. No. 902/4511

Unutmanın Zaferinden Sonra Gelen Hatıra

“UNUTMAMAK” başlığıyla şiirin ilk dizesi arasında daha baştan bir gerilim kurulmuştur. Başlık “unutmamak” derken şiirin başlangıcı “Unutmak istiyordum seni” diye gelir. Şairin yaşadığı şey, basit bir hatırlama meselesi değildir; unutmak istemekle unutamamak arasındaki uzun mücadeledir.

Unutmak istiyordum seni / Fakat bir türlü gelmiyordu / Elimden

Buradaki “gelmiyordu” fiilinin öznesi özellikle söylenmez. “Unutmak elimden gelmiyordu” anlamını tamamlamak okura bırakılmıştır. Böylece cümle bir anlığına eksik kalır. Bu eksiklik, şiirin anlattığı psikolojik duruma da çok uygundur: Şairin iradesi ile duygusu aynı şeyi istememektedir.

“Unutmak” istenen bir eylemdir; fakat insan istediği hâlde bunu gerçekleştiremez. Bu nedenle şiirde sevginin gücü, “seni çok seviyorum” gibi doğrudan bir ifadeyle değil, unutamama eylemi üzerinden gösterilir.

Fakat şiirin kırılma noktası üçüncü bölümde gelir:

Fakat şimdi unuttum / İşte seni

Burada şiir birdenbire tersine döner. Uzun süre gerçekleştirilemeyen şey nihayet gerçekleşmiştir. Şair artık unutmuştur. “İşte” sözcüğü bu yüzden çok önemlidir. Sanki uzun bir bekleyişin sonunda zafer ilan edilmektedir: İşte, sonunda unuttum.

Fakat şiirin asıl trajedisi tam bundan sonra başlar.

Niye daha geç / Rüyama giripte / Hatırlattın kendini.

Unutmak başarıldığı anda hatıra geri gelir. Üstelik gündüz değil, rüyada gelir. Bilinçli iradenin denetiminden çıkan bir alanda. Şairin gündüz gerçekleştirdiği unutma, gece bilinçdışı tarafından bozulur.

Burada çok ince bir paradoks vardır: Şairin istediği şey unutmak, fakat şiirin başlığı “UNUTMAMAK”tır. Başlık, şiirin sonunda yaşananı önceden haber verir. Şair “seni unuttum” derken bile şiirin kendisi, o kişiyi yeniden hatırlatmaktadır. Yani unutulduğu söylenen kişi, şiir sayesinde yeniden var olur.

Bu nedenle şiirin son sorusu yalnızca sevgiliye yöneltilmiş bir sitem değildir:

Niye daha geç / Rüyama giripte / Hatırlattın kendini.

Buradaki “daha geç” ifadesi şiirin en acı kelimelerinden biridir. Eğer rüyaya girecekse neden daha önce değil, tam unutulduktan sonra girmiştir? Şairin sitemi aslında hatırlamaya değil, hatırlamanın zamanına yöneliktir.

Bu küçük şiirin dikkat çekici özelliklerinden biri de sözdizimindeki kırılmalardır. “Unutmak istiyordum seni / Fakat bir türlü gelmiyordu / Elimden” biçimindeki bölünme, düzenli ve kusursuz bir cümleden çok, duygunun konuşma sırasında parçalanmasına benzer. Aynı şekilde “Fakat şimdi unuttum / İşte seni” de kısa, kesik ve neredeyse şaşkın bir söyleyiş taşır. Şair duygusunu süslememekte; yaşadığı şeyi doğrudan ve yalın biçimde söylemektedir.

Şiirin en güçlü tarafı ise büyük bir aşk hikâyesi anlatmadan unutmanın nasıl yeniden hatırlamaya dönüştüğünü göstermesidir. İlk bölümde irade vardır: “Unutmak istiyordum.” İkinci bölümde başarı vardır: “Şimdi unuttum.” Son bölümde ise iradenin yenilgisi gelir: “Rüyama giripte / Hatırlattın kendini.”

Böylece şiir, çok küçük bir alanda insan belleğinin tuhaflığını yakalar: İnsan bazen birini unutmak için uzun süre uğraşır; tam unuttuğuna inandığı anda, o kişi bir rüyanın içinde geri döner.

Ve belki de şiirin en dokunaklı tarafı budur: Şairin “unutmak” istediği kişi, sonunda yalnızca onun rüyasında değil, şiirin içinde de ölümsüzleşir.