Öpünce tatlı salıncağında yüreğini öyle mutluydum ki;
Sonsuz bir hazzın ve saadetin yatağında
Seninle aynı yastığın sonsuz sadakatinde
Bedenlerimiz aynı, aynı yatağın çıplaklığında
Kaç kelime konuşulur bilmem, mumlar yanarken
Ama bir boğuşmadır başlar ışıklar kararınca
Şimdi üzerime geliyor çıplak göğüsleriyle,
Bir yanda sereserpe geceliği;
Uyuyan gözkapaklarıma dayıyor dudaklarını,
Aralık ağzından duyuyorum “uykucu” dediğini,
Ne kadar kucaklaştık, ne kadar değişti kollarımız.
Kim bilir kaç defa birleşti dudaklarımız.
– Ya işte böyle bu hikaye, başlayıp biten
Kaderlerimiz birleşirken, bir yanda aşkla dolduruyorduk
Gözlerimizi
Özlenen bir gece geliyordu üstümüze
Ve ışıklar diyorduk bir daha dönmesin
Tanrılar zincire vursunlar ikimizi
Ki gün ışığı artık çözemesin.
Şaşarım aşkın çılgınlığını zamana bağlayanlara
Yağız atlar sürüp gidecek güneş,
toprak buğday arpadan,
Sular yürüyecek çeşmelere
Balıklar kuru derelerde yüzecek
Yüceliği bilininceye değin aşkın.
Varken elinizde bir fırsat, durdurmayın meyvesini hayatın.
Bakarsın kuruyan çiçeklerin yaprakları düşer.
Ve saplarından sepet örerler,
Bugün geniş havasını alıyoruz aşkların
Yarın bizi de kapatacak kader.
Gerçi bütün sevgini veriyorsan da
Gene de az veriyorsun sayılır.
Bu acılarımı değiştirmem mümkün değil.
Onunla sona erecek ömrüm,
Ama böyle geceler yaşatsak bana her daim
Yıllar boyunca uzar gider yaşamam.
Birçok geceler sürsem böyle:
Tanrı olurum ben de zaman içinde.
Ezra POUND