Aşk imiş her ne vâr âlemde
İlm bir kîl ü kâl imiş ancak
Fuzûlî
Sâlik-i râh-i hakikat aşka eyler iktidâ
Fuzûlî
Vâdî-i vahdet hakikatte makam-ı aşktır.
Kim müşahhas olmaz ol vâdîde sultândan gedâ
Fuzûlî
Cevherinden eylemek cismi cüda âsân değil.
Cisimden âgâh olan cân vâsıl-ı cânân değil.
Fuzûlî
Âlemi pervâne-i şem’-i cemâlün kıldı ışk.
Cân-ı âlemsin fedâ her lahza min cândır sana
Fuzûlî
Aşk derdinin devâsı kabil-i derman değil
Terk-i can derler bu derdin mu’teber dermânına
Fuzûlî
Reh-güzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen bana
Fuzûlî
Aşk bir şem-i ilâhîdir benim pervânesi
Hayâlî
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa
Taşlıcalı Yahya Bey
Fermân-ı aşka cân iledür inkiyâdımız.
Hükm-i kazâya zerre kadar yok inâdımız
Bâkî
Men eyleyemez mes’ele-i aşkı müderris
Bâkî
Meftûhdur erbâb-ı dile bâb-ı mahabbet
Şeyhülislâm Yahyâ
Bîgânedir muâmeleniz akl u hûş ile.
Gûyâ derûn-ı sînede mihmânsın ey gönül
Nedîm
Kimden istifsar idem keyfiyyet-i aşkı aceb
Ârif-i agâh serhoş vâkıf-ı esrar mest
(Meçhûl)
Ta kıyâmet fasl olunmaz şûriş-i bilir âşık
Hızırağazâde Fehîm
Bir şu’leye can vermede pervâne-mizâc ol
Yenişehirli Avnî
Lisân-ı aşkı bilir terceman bulunmadı hiç
Neccar Zade Şeyh Rıza
Eğerçi söylemez ammâ neler bilir âşık
Hızırağa Zade Said
Gûyâki Padişâh olurum milk-i âleme
Meşgûl-i şerh-i aşk ü garâm olduğum zeman
Yenişehirli Avni
Gönlüm belâ-yı aşkı hem ister, hem istemez
Hâzım
Ben derd-i aşkı söylemesem başka derd olur
Fâik Memduh
Bir istiyor insan onu bir istemiyor, âh
Sevmek dahi doğmak gibi, ölmek gibi bir şey
Cenâb Şehâbettin
Her derde çâre var güzelim, aşka çâre yok
Abdülhak Hâmid
Fânilere bir ömr-i müebbed yaşatan aşk
Abdülhak Hâmid
Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler
Yahyâ Kemâl
Ehl-i akl anlamaz efsûs lisân-ı dilden
Zanneder âşık-ı divâne muammâ söyler
Yahyâ Kemâl
HÜSN Ü ÂN
Esrâr-i kâinata ezel cür’adan iken
Ben hânkah-i aşkta hayrân idim sana
Hayâlî
Göz ucuyla âşıka geh lûtf eder gâhî itâb
Nef’î
O şûh âyinede aksiyle eyler güft ü gû Nâbî
Bilen söyler nikât-ı râz-ı hüsnü bilmeyen söyler
Nâbî
Çıkmış henûz hâne-i âyineden o mah
Esrâr-ı hüsn ü ânına hayrân olup gelir
Nedîm
Ben bugün bir nevbahâr-ı hüs nü ân seyreyledim
Nedîm
Baharı neyleriz ol gülizâr-ı gonce femin
Gülüb açılması bin nevbahâra değmez mi?
Nâilî’i Kadîm
Lâl olur bülbül iştse râz-ı güftârın senin
Nâilî-i Kadîm
Güzel tasvîr idersin hâl u hatt-ı dilberi ammâ
Füsûn u fitneye geldikde ey Behzâd n’eylersin
Bahaî
Bir az gel bağa, bülbül dinle, gül seyret, açıl cânâ
Ki sen dâhî henüz âçılmamış bir gonce-i tersin
Nedim
Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dili bî-karâra düşdü
Gâlib Dede
Süzme çeşmin, gelmesün müjgân müjgân üstüne
Râsih
Hüsn olur kim seyr iderken ihtiyâr elden gider
Ziya Paşa
Ne zaman istese güzeldir o
Abdülhak Hâmid
Her âh bir hitâb idi körfez’de dün gece
Bin mâh içinde bir meh-i tâbân olan sana
Yahyâ Kemâl
HEVÂ VÜ HEVES
Yetmez mi temâşâ-yı cemâl el de sunarsın
Ey âşık-ı mihnetzede, buldukça bunarsın
Sâmî Mustafa
Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni
Fuzulî
Secdedir her kande bir büt görsem âyinim benim
Hâh kâfir, hâh mü’min tut budur dinim benim
Fuzûlî
Hunkâr şehre geldi deyü seyre çıkdılar
Her güşe mehlikâ dolu, Hunkâra kim bakar
Vizeli Behişti
Uyduk dil-i dîvâneye dil uydu hevâya
Rûhî-i Bâğdâdî
Mecnûn ne bilir kaide-i nâz ü niyâzı
Âşık mı sanır kendin o mecz^b-i mahabbet
Nef’î
Hevâyı aşka uyub kûy-i yâredek gideriz
Nesim-i subha refîkız bahâradek gideriz
Nâilî-i Kadim
Bir âşina nigâha da mı fırsat olmasın
Nedîm-i Kadîm
İnsâf olunsa biz de rakibin rakibiyiz
Nâbi
Bahâne-cûy-i vuslat oldugum yâre duyurmuslar
Nifâk etmişler ammâ mânevî himmet buyurmuşlar
(Meçhul)
Açılır elbet nesîm-i nev-bahâr essin hele
Bend-i dîl muhkem değil bend-i nikâbından senin
Nedim
Ol perçemin nazîrini, hâtırdamı gönül
Görmüş idin geçen sene, sünbül zemanları
Nedim
Bakılmaz hâtır-ı ahbâba hiç dilber hususunda
Ragıb Paşa
Ruhsat bulunur dâmen-i canân ele girmez
Canan bulunur gûşe-i imkân ele girmez
Haşmet
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil
Kim derdi ki bir gün bana divane desinler
(Meçhul)
Ne anlıyor acabâ sevdiğim meâlimden
Nigâr Osman
AYŞ Ü NÛŞ
Ben vâr iken gerek bana bû zevk ü bû safâ
Bir gün gele ki görmeye kimse turâbımı
Adnî (Bâyezid-i Sânî)
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir
Ben kimem sâki olan kimdir mey ü sahbâ nedir
Fuzûlî
Etse ger Nef’î nola gönlüyle dâim bezm’i hâs
Hem kadeh hem bade, hem bir şûh sakidir gönül
Nef’i
Geh câm-ı bâde nûş ideriz, gâh hûn-i dil
Biz ruhsat-ı zemâna göre işret eyleriz
Sabri-i Şakir
Bir elinde gül, bir elde câm geldin sâkiyâ
Kangısın alsam gülü, yâ câmı, yahud ki seni
Nedim
Ayağın sâkınarak basma aman sultânım
Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun
Nedim
Bezm o bezm, ahbâb o ahbâb, işret o işret değil
Mey o mey, sakî o sakî, hâlet o hâlet değil
Pertev
Meyhâne yıkıldı, mest ayakda
Abdülhak Hâmid
Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde
Bir sofrada içdik ikimiz aynı emelde
Yahya Kemal
AŞK Ü GARÂM
Hâlini bilmez perişanın perişan olmayan
Bursalı Ahmed Paşa
Cânıma bir merhabâ sundu ezelden çeşm-i yâr
Öyle mest oldum ki gayrın merhabâsın bilmedim
Bursalı Ahmed Paşa
Ben âşıkım, hemişe sözüm âşıkânedir
Fuzûlî
Aşkında mübtelâlığımı ayb iden sanur
Kim olmak ihtiyâr iledür mübtelâ sana
Fuzûlî
Göklere âçılmasın eller ki dâmânındadır
Fuzûlî
Sûfî mecâz anladı yâre mahabbetim
Âlemde kimse bilmedi gitdi hakikatim
Emri
Senin mahzunun olmak bâna şadan olmadan yeğdir
Gamınla ağlamak ellerle handan olmadan yeğdir
Nev’î
Gönüldendir şikâyet, gayrdan feryâdımız yokdur
Nev’î
Yâreb ne vâdîdir bu kim can teşne cânân teşnedir
Bâki
Bileli kendimi ben gönlümü âşık buldum
Nef’î
Neler çeker bu gönül, söylesem şikâyet olur
Nef’î
Ne şeb ki kûyine yüz sürmesem ölürüm
Ne gün ki kametini görmesem kıyamet olur
Nef’î
Bir cebinin, bir dahi zülf-i siyehfâmın bilür
Dil ne subhun fark ider Billah, ne akşâmın bilür
Nedim
Sinede bir lahza ârâm eyle gel cânım gibi
Geçme ey rûh’i revân ömr-i şitâbânım gibi
Nedim
Candan geçer de ben yine geçmem niyâzdan
Abdülhak Hâmid
YÂR İLE CÂNÂN
Yârsız kalmış cihanda aybsız yâr isteyen
Bursalı Ahmed Paşa
Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn itdi felek
Yavuz Sultan Selim
Kudretim yok hâlimi arzitmeğe canânıma
Usûlî
Küfr-i zülfün salalı rahneler imânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perişanımıza
Fuzûlî
Sergeşteliğim kâküli müşkinin ucundan
Âşüfteliğim zülf-i perîşanın içündür
Fuzûlî
Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletlü sultânım
Fuzûlî
Kâşkî sevdiğimi sevse kamu halk-i cihân
Sözümüz cümle heman kıssa-i canân olsa
Taşlıcalı Yahya Bey
Dikkatler ile seyr ideriz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı
Bâki
Geh âlem-i müşâhade, geh âlem-i hayâl
Bir lahza yârsız kalamam, âdetim budur
Sâlih
Bu gün şâdım ki yâr ağlar benimçün
(Meçhul)
Görmemek yeğdir, görüb divâne olmakdan seni
Sâbit
Nesin sen, ben de bilmem, canmısın, cananmısın kâfir
Nedim
Nâzdan hâmûşsun, yoksa, zebânın duymadan
İstesen bin dâsıtan söylesin ebrûlerle sen
Nedim
Sevdiğim meşk-i nigâh eylersin âhûlarla sen
Nedim
Nigehin böyle neden hastadır ey şûh senin
Gözlerin bezm-i ezelden beri mahmur gibi
Nedim
Mest-i nâzım kim büyütdü böyle bî pervâ seni
Kim yetişdirdi bu gûne servden bâlâ seni
Nedim
Yârimi gördüm, bu gün dünyâ görünmez dîdeme
Hayri
Çeşmini gördüm, unutdum derdi de, dermânı da
Gâlib Dede
Gizlesem de, âşikâr itsem de, cânımsın benim
Gâlib Dede
Kâilim didârını rüyâda olsun görmeğe
Pertev
Mâhitâba bakamam yâr gelür hâtırıma
Zekâî
Görsem seni helâk olurum, görmesem helâk
Vâsıf-ı Enderûnî
O gül endâm bir âl şâle bürünsün, yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün, yürüsün
Vâsıf-ı Enderûnî
Biz âleme bir yâr içün âh itmeğe geldik
Yenişehirli Avni
ÂH MİN EL-AŞK
Bende Mecnûndan füzûn âşıklık isti’dâdı var
Aşık’ı sâdık benim, Mecnûnun ancak âdı var
Fuzûlî
Cânı cânan dilemiş, vermemek olmaz ey dil
Fuzûlî
Âşık oldur kim kılur cânın fedâ cânânına
Meyl-i cânân itmesün her kim ki kıyamaz cânına
Fuzûlî
Cânımı cânan eğer isterse minnet cânıma
Can nedir kim anı kurbân itmeyem cânânıma
Fuzûlî
Min cân olaydı kâş men-i dilşikestede
Tâ her birile bir gez olaydım fedâ sana
Fuzûlî
Gönül derler ser-i kûyünde bir divânemiz kaldı
Hayâlî
Biz ol âşıklarız kim dâğımız merhem kabûl itmez
Ol gülzarız ki âteşdir gülü şebnem kabûl itmez
Râmî Mehmed Paşa
Böyle bî-hâlet değildi gördüğüm sahrâ-yı aşk
Anda Mecnûn bîdler divâne cûler vâr idi
Nedim
Zülfün görenlerin hep bahtı siyah olurmuş
Tek zülfünü göreydim, bahtim siyâh olaydı
Bayburtlu Zihni
KELÂL Ü MELÂL
Yok bu şehr içre senin vasf etdiğin dilber, Nedim
Bir peri-rüret görünmüş, bir hayâl olmuş sanâ
Nedim
Derd oldu şimdi bâşıma dermân sandığım
Bir âfet oldu cânıma cânân sandığım
Halimgiray
Gönül mahabbetli bir âdet eylemiş yoksa
Ne bende aşk, ne sende cemâl kalmışdır
(Meçhul)
Güller âhir râm olur ammâ hezâr elden gider
Ziya Paşa
Sende mi hâlâ esir-i zülf-i yâr olmakdasın
Uslan ey dil, uslan artık, ihtiyâr olmakdasın
Recâi zade Ekrem
KÂM Ü VUSLAT
Gel, gel ki cümle savm ü salâtın kazası var
Sensiz geçen zamân-ı hayâtın kazası yok
Nesîmî
Arzû-yi vasl-ı cânân câna âfetdir gönül
Fuzûlî
Yakmağa beni yeter hayâlin
Yokdur bana tâkat-ı visâlin
Fuzûlî
Gerçi cânândan dil-i şeydâ için kâm isterem
Sorsa canân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedir
Fuzûlî
Yâr ile hem-halvet ol cisminde cânın duymasın
Hâlet-i aşkı hikâyet kıl zebânın duymasın
Hayâlî
Kadem kadem, gice, teşrîfi, Nâilî, o mehin
Cihan cihan elem-i intizâre değmez mi
Nâilî-i Kadim
Gelmez hayâl-i vuslat ile hâb bir yere
Fasîh Dede
Şâm-ı vasla ne kadar dense sezâ Şâm-ı şerîf
Nâbî
Lal-i yâr ağzında ammâ vâ-pesin olmuş nefes
Âşık-ı bîmârı gördüm cân verip c^n almada
Nedîm
Bûs-ı la’lin şöyle sîr-âb-ı zülâl eyler beni
Kim gören âb-ı hayât içmiş hayâl eyler beni
Nedîm
Bakıp o şûh ile nâz û niyâza meşk ederiz
Gülün tebessümüne bülbülün terânesine
Nedîm
Şöyle pinhân gidesin kûyıne cânânın kim
Râh ola hemdemin ammâ o da hâbîde gerek
Nedîm
Cânâ sabâh eriştiği hâtır-nişan mıdır
Senden Nedîm-i zâr dahi kâmın almadan
Nedîm
Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr ateş
Gâlib Dede
Dil-i gam-didenin bir kerre handân olduğun gördük
O naşâdın hele bir kerre şâdan olduğun gördük
(Meçhul)
Yâre faş’it râzını amma zebanın duymasın
Güftü gûyi vuslat-ı ruhi-î revanın duymasın
Yenişehirli Avnî
Öyle bî-hûş ol kemâl-i mestî-i vuslatla kim
Yâr âgûşunda yatsun cism ü cânun duymasun
Yenişehirli Avnî
Birlikte öyle tatlı zamanlar geçer ki rûh
İster seninle bir ebedî zevk-ı imtizâc
Tevfik Fikret
Hoş geçen her dem-i sevdâ ebediyyet sayılır
Tevfik Fikret
İşveyle, fısıltıyla, gülüşle
Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb
Ahmed Hâşim
Uçmakta bu âteşli havâda
Vuslat demi, bir kuş gibi bî-tâb
Ahmed Hâşim
Hayât-ı vaslını görmekle kanmıyor nazarım
Hayât-ı vaslının üstünde bir hayât ararım
Cenâb Şehâbettin
Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez,
Gül solmayı mehtâb azalıp bitmeği bilmez
Yahyâ Kemâl
Ömrün bütün ikbâlini vuslatda duyanlar
Yahyâ Kemâl
Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et
Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!
Yahyâ Kemâl
FİRÂK VE HİCRÂN
Vâızın nâr-ı cehennem dediği firkat imiş
Usulî
Nezr etmişim firâkına kim yok nihâyeti
Nakd-i sirişkimi ki tükenmez hizânedir
Fuzûlî
Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ beni
Fuzûlî
Gözü yaşlıların hâlin ne bilsin merdüm-i gâfil
Kevâkib seyrini şeb-tâ-seher bîdâr olandan sor
Fuzûlî
Zulmet-i hicr etdi çok mübhem işi rûşen bana
Fuzûlî
Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız
Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
Selîmî ( Selîm-i Sânî)
Dâr-ı dünyâ deli gönlüm gibi virân olsa
Ne cihân olsa, ne cân olsa, ne hicrân olsa
Taşlıcalı Yahya Bey
Güşad-ı gonce-i dil kaldı bir bahâra dahi
Zâmîrî
Şayet görüp terahhum ede hâksârını
Ömrüm geçince bekleyeyim reh-güzârını
Cevrî
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Neşâtî
Sen gelmeyince hâtıra görsen neler gelir
Nâbî
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ’at
Sâbit
Ey şâm-ı hicr hiç seherin yok mudur senin
Çelebizâde Âsım
Belâ-yi keşmekeş-i intizârı benden sor
Nedim
Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi yine hicrân hicrân üstüne
Râsih
Mir’ata bakma bir iki gün eyle tecrübe
Sabreylemek firâkına müşkil değil midir
Nahîfî
Bülbülden işit nâliş-i hasret neye derler
Râgıp Paşa
Gören sanur ki safâdan semâ-ı râh iderim
Döner döner bakarım kû-yi yâre âh iderim
Esrar Dede
Ağlatmayacakdın, yola bakdırmayacakdın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma
Esrar Dede
Su uyur, düşman uyur, haste-i hicrân uyumaz
Gâlib Dede
Değil vuslat murâdı firkati tecdîde gelmiştir
Gâlib Dede
Yârin bize bir selâmı yok mu
Gâlib Dede
Banâ duzehden ey meh dem urur gülzârlar sensiz
Diraht âteş, nihâl âteş, gül âteş, berk ü bâr ateş
Gâlib Dede
Görsem tahammül eyleyemem bâri görmesem
Vâsıf-ı Enderûnî
Bana bin saat olur bir şeb-i yeldâ sensiz
Şeref Hanım
Kış geldi firâk açmadadır sîneme yâre
Vuslat yine mi kaldı güzel fasl-ı bahâre
(Meçhul)
İmkân yoğimiş çünki telâkiye bütün gün
Göndermeliyim almalıyım bir haber olsun
Recâizâde Ekrem
Geldi ammâ neyleyim, sensiz behârın şevki yok
Recâi Zade Ekrem
Hicrân biter mi, girye-i hicrân diner mi hiç
Tevfik Fikret
Eyvâh ne yer ne yâr kaldı
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı
Abdülhak Hâmid
Ötme ey bülbül-i avâre ki hicran uyusun
Fâik Âli
YÂD VE TAHATTUR
Hayfâ ki geçdi bilmedik ol hoş zamân idi
Şehzâde Cem
Hâb-ı gafletde geçen ömrümü rü’yâ gördüm
Zâtî
Hayâlile tesellidir gönül meyl-i visâl itmez
Gönülden taşra bir yâr olduğun âşık hayâl itmez
Fuzûlî
Geçmiş zemân olur ki hayâlî cihan değer
Hayâlî
Hayâl-i yâr gibi varmı bir refik-i şefik
Ruhi-i Bağdâdî
Gözümde kaldı o demler misâl-i hâb ü hayâl
Nazîm
Gel söyleşelim cümle geçen demleri cânâ
Sâmî
Kani ol gül gülerek geldiği demler şimdi
Ağlarım hâtıra geldikçe gülüşdüklerimiz
Şinâsi-i Kadim
Ömr âhir olur sohbet-i dildâre doyulmaz
Yenişehirli Avni
Civanlık âlemin yâd etmeyen bir pîr yokdur yok
Hersekli Ârif Hikmet
Ağlarım, ammâ niçün, bilmem kiminçün ağlarım
Recâizâde Ekrem
Seni söyler bana dağlar, dereler
Recâizâde Ekrem
Yâd et beni gizli gizli yâd et
Recâizâde Ekrem
Bize bir zevk-i tahattur kaldı
Bu sönen gölgelenen dünyâda
Ahmed Hâşim
Gel söyleşelim seninle ey yâr
Geçmişdeki mâcerayı tekrâr
Abdülhak Hâmid
Mâzim ile âşinalığın var
Abdülhak Hâmid
Kalbim yine üzgün, seni andım da derinden
Geçtim yine dün eski hazân bağçelerinden
Yahyâ Kemâl
Yâd et ki sevişdikti ilâhî adalarda
Yahyâ Kemâl
Sen nerdesin ey sevgili, yaz günleri nerde
Yahyâ Kemâl
Mehtâb iri güller ve senin en güzel aksin
Velhâsıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde
Yahyâ Kemâl
Aşk İmiş Her Ne Vâr Âlemde
Aşka Dair Seçilmiş Mısralar ve Beyitler
Abdülhak Şinasi Hisar / YKY Yayınları 2012
(İlk Baskı 1955)