içeriye girmeden eşikte durdum
koklaması gibi bir kedinin tehlikeyi
ne mahcupluktandı ne de kararsızlıktan
dönüp dönüp uzakları seyredişim
donup kaldı çay bardaklarının neşesi
kararsız ve şaşkın ev hanesinin
dönerken davetsiz konuğa bakışları
sisi henüz çekilmiş bir ovanın
ortasındaydım sanki çarpık yüzümle
günlerdir bozguna uğramışlığımı
karın karanlığı bile saklayamamıştı
öylesine uysaldım ki sen bile şaşardın
kayıtsız susarken bütün imalara
böyle değil mi paylanan her çocuğun
suçunu başını eğerek kabul etmesi
olacağı buydu, yine de zor ama
benim evime dönüşüm, senin kendine
dilerim kısa olur üzülürsen eğer
ağlarsan acısız olsun gözyaşların
zaten gitmemiştin diyeceksin hiçbir yere
burada da değilmişim gibi yaşıyordum
yüreği yılgınlıktan çatlayan bir hayvanın
derisinin nerde kalacağının ne önemi var
“boş yere zorlamışız akan suyu tersine
imkansızmış yaralanmış bir aşkı sağaltmak
“geçmişi bir daha açmayacağım” sözünü
ne çok yazıp imzalamıştım, hatırlasana
hüznü çoğalta çoğalta öğreniliyor hayat
ayrılığın acısı da alışana kadar zor
bir kaplumbağa gibi çekiliyorum kabuğuma
bağışla demeyeceğim, ama unutma da”
Selami Karabulut