Nurullah Genç

Şair

23 Şiir Yayınlandı
Biyografi / Hayatı
HAYATI VE BİYOGRAFİSİ --------------------- Türk şair, akademisyen. 1983 Yılında Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede Yüksek Lisansını tamamladı. Yine aynı üniversiteden Doktor, Doçent ve Profesör unvanlarını aldı. Şu anda İstanbul Ticaret Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi'nde Öğretim Üyesidir. Aynı okulda Liderlik Analizi, İşletme Yönetimi, Yönetim ve Organizasyon, Uluslararası İşletmecilik derslerini vermektedir. Yıllardır işletme yönetimi kapsamında pek çok işletmeye danışmanlık yapan ve eğitimler gerçekleştiren Genç, proje uygulama ve stratejik planlama alanlarında da hizmet vermektedir. 29 Aralık 2012 itibariyle Sermaye Piyasası Kurulunda (SPK) yönetim kurulu üyeliği görevine başlayan Genç 2015 milletvekili seçimleri öncesinde aynı yılın Şubat ayında görevinden istifa etmiştir. BAŞLICA ESERLERİ ----------------- - Şiir - Çiçekler Üşümesin - Nuyageva - Yankı ve Hüzün - Aşkım İsyandır Benim - Siyah Gözlerine Beni de Götür - Yanılgı Saatleri - Yağmur - Rüveyda Yıldırım - Denizin Son Martıları - Aşk Ölümcül Bir Hülyadır - Hüznün Lalesidir Dünya - Gül ve Ben - Yürüyelim Seninle İstanbul'da - Müptelâdır Gemiler Benim Denizlerime - Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok istedim - Birkaç Deli Güvercin - Çanakkale:Her Şey Yanıp Gül Oldu - Ateş Semazenleri - Ölüm Noktürnü - Roman - Tutkular Keder Oldu - Yollar Dönüşe Gider - İntizar - Mesleki Eserleri - Zirveye Götüren Yol:Yönetim - Yönetim El Kitabı - Başarı Bedel İster - Yönetim ve Organizasyon - Kalite Liderliği - Ortaklık Kültürü - Ödülleri 1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif Büyük Ödülü Sahibi (Yağmur şiiri ile) 1987 Kültür ve Turizm Bakanlığı Roman Teşvik Ödülü sahibi (Tutkular Keder Oldu romanı ile) 1996 Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Kültür Hizmet Ödülü sahibi 1998 Tuzla Belediyesi Gül Şiirleri Armağanı Ödülü sahibi(Gül ve Ben isimli eseri ile ile) 1999 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü sahibi(Hüznün Lalesidir Dünya eseriyle)

Şairin Şiirleri

Artık İlgilenmiyorum Seninle
Bunca yıkılmış dağlar üstüne
Kalbimin kanını buharlaştırdı gözlerin
Oysa kaç güvercin havalanmıştı içimden
Konarak pervazlarına gülüşlerinin...
Babası Ölünce Şairin
Gökler yıkılmış, can dağlarına kar yağmıştır
Güneş ansızın infilâk edip kararmıştır
Ruh nâlândır akşamleyin göğüs kafesinde
Nasıl da handândı bir bayram arifesinde...
Beni Anlamayışına
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık...
Bir Kaç Deli Güvercin
Siyah belki aldatır içindeki
beyazı
Talihin aynaları kırıyorsa,hüzündür
Sen yine anlamadın ne baharı, ne yazı...
Bodrum Katı
Ne bayram misafiri, ne düğün gölgesiyim
Şu koskoca alemde yalnızlığın sesiyim
Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta
Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta...
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan ...
bu şiirde iki göz var
biri senin; biri onun
Senin o karanlık, küf kokulu
matem gözlerini terkediyorum...
Çiçekler Üşümesin
Gönlümün maviliği gitmesin gökyüzünden
Kuşların gülücüğü eksilmesin yüzünden
Kar yağsada bu sessiz vadiye, gün bitmesin
Yapraklar üşüse de , çiçekler üşümesin...
Hayal Bekçisi
beklenmedik bir fırtınaydı gelişin...
uyandırdın sessizliğimi aysız gecelerde
yaralı bir deniz gibi hıçkırdığını
bir fanus altında sıkışıp kaldığını.....
Hayal Limanında Demirleyen Yelkeniyle
bilseydin;baharımdı seni bana getiren
bir vedaya ağlayan içli melekler gibi
anlasaydım,ülkemden hazineler götüren
her bakışı öteden birini bekler gibi...
Heyecan ve Fırtına
bir hitit lalesi tanıyordum ilk defa
masum bir aldanıştı hayat pencerelerde
intiharı koklayan çiçeklerle beraber
çığlıklarıma tutkun bir kuyunun dibinde...
Hıçkırıklar
Saatler bitmiyor yapayalnızım
Gülmek istiyorum, gülemiyorum
Sensiz olmak mıdır hep alınyazım
Bilmek istiyorum, bilemiyorum....
İntizar
 
 
Gözlerin dokunuyor kalbime ey cefakâr
Öyle uzun bir hicran sundun ki hayatıma...
Nereden Bileceksin
O eski hülyaların sahile vurduğunu
Yakama bir muamma taktığım gün hatırla
Gurbetin mahşerimde bir sıla bulduğunu
Dağlar gibi eriyip aktığım gün hatırla...
Ölüm Noktürünü
seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm
yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm
çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
ellerine dokundun; sana inandı ölüm...
Rüveyda
fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını...
Sen Geliyorsun
Sen geliyorsun; kuşlar geliyor bahçelerden
Papatya kokusu bir de, sen gelmeden önce
Nasıl tanıyorum bilsen geçtiğin sokakları
Biraz mahmur oluyor bakışları, fersiz, çaresiz...
Siyah Gözlerine Beni de Götür
Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası...
Su İsteyişine
bir su ver, dirileyim kuruyan köklerimde
bir köprü kur çıldıran nehirlerin kalbine
bir kuşun yuvasına götür gökkuşağını
karıncanın kırılan ayağına sar beni...
Unutursun! Deyişine
“Unutursun! ” deyişine
unutmak, yıldızların ciğerine saplanan
bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi
unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın...
Unutuyorum Sensizliğe Alıştığımı
Aşkın ve acının vadilerinden
Geçerek yürümeyi öğrendi kalbim
Gözlerin var mıydı senin
Görebilir miydin duygularımın...
Yağmur
Vâreden’in adıyla insanlığa inen Nûr
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından...
Yalnızsın
Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü
Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü
Görürsün, hasretiyle sabah ezgilerinin
Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin...
Yürüyelim Seninle İstanbul'da
Kırmızıyı sevdiğini bilseydim
hayallerim kıpkırmızı olurdu
İstanbul hala güneşin ardında
ufuklarında birkaç kara leke...