Nedîm

Şair

8 Şiir Yayınlandı
Biyografi / Hayatı
HAYATI VE BİYOGRAFİSİ --------------------- Osmanlı'nın en meşhur divan edebiyatı şairlerinden birinin mahlası. Şöhretini Osmanlı İmparatorluğunun 1718–1730 yılları arasındaki Lale Devri'nde kazanmıştır ve yaşamı ve eserleri ile o devrin ruhunun temsilcisi olarak kabul görmektedir. 18. yy'da yaşamıştır.Asıl adı Ahmed olan Nedim İstanbul'da yaklaşık 1680'de doğdu. Babası Mehmed Efendi, Sultan İbrahim'in iktidarı esnasında kazasker görevinde bulundu. Küçük yaşlarda medrese eğitimi alan Nedîm burada Arapça ve Farsça öğrendi. Daha sonra fıkıh eğitimi aldı. Bir şair olarak tanınma gayreti içindeki Nedim, Osmanlı Sadrazamı Ali Paşa'ya bir kaç kaside yazdı. Ama Topkapı sarayına girişini sağlayan Ali Paşa'nın halefi olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'ya yazdığı kasideler oldu. Lale Devri'nin sadrazamı olan Damat İbrahim'in himayesi altında daha sonra kendisini meşhur yapacak olan eserlerini ve yaşam tarzını ortaya koydu. Şair gerek yaşamı, gerekse şiiri ile estetik, sanat ve eğlence eğilimleri ile göze çarpan bu devrin önemli bir temsilcisi olarak kabul görmektedir. Nedim'in Patrona Halil İsyanı esnasında öldüğü kabul edilmekte ama bunun içeriği hususunda ihtilaflar bulunmaktadır. En meşhur rivayet isyankarlardan kaçarken Beşiktaş'taki evinin çatısından düşerek öldüğü yönündedir. Diğer bir rivayette aşırı alkolden öldüğü söylenir. Bir başka rivayet ise, İbrahim Paşa ve şürekasına yapılan işkenceden ötürü dehşete kapılıp korkudan öldüğü şeklindedir. Nedim'in mezarı Üsküdar'da Karacaahmet mezarlığında bulunmaktadır. BAŞLICA ESERLERİ ----------------- - Nedim Divanı - Sahaifü'l-Ahbar (çeviri) - Aynî Tarihi (çeviri)

Şairin Şiirleri

Anarlar haşredek elbet şiirden zevk alan ahbâb
"Elbette Nedimaya gelirken susar ebcet
Bir lâle yeter başkaca tarihe ne hâcet."
Büyük Ahmet Nedim'in kârı öğretmek imiş her an
Şiir hem bilgi dünyasında üstün usta bir insan...
Bak Sitanbûl'un şu Sadâbad- nev bünyanına
Bak Sitanbûl'un şu Sadâbad- nev bünyanına
Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına
Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin
Püşt-i pâ urmaktasın İran'ına, Turan'ına....
Bir safa bahşedelim
Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a...
gömleğinin düğmesini açacak olsa gülsuyu kokar
Saba ki dest ura ol zülfe müşg-ü nab kokar
Açarsa ukde-i pirahenin gülab kokar
Ne berk-i güldür o leb çiğnesem şeker sanırım
Ne goncedir o dehen koklasam şarap kokar...
Kaside Der Vasf-ı Der İstanbul
Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır...
Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir
Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir
Aman dünyayı yaktın ateş-i sûzân mısın kâfir
Kız oğlân nâzı nâzın şehlevend âvâzı âvâzın
Belâsın ben de bilmem kız mısın oğlân mısın kâfir...
Yetmez mi sana bister ü bâlin kucağım
Yetmez mi sana bister ü bâlin kucağım
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım
Âteşlik eder sana bu sînemdeki dâğım
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım...
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana
Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana...