Akgün Akova

Şair

24 Şiir Yayınlandı
Biyografi / Hayatı
HAYATI VE BİYOGRAFİSİ --------------------- 1962 yılında Sakarya'ya bağlı Akyazı ilçesinde dünyaya geldi. Gebze Lisesi'nin ardından Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü ve İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü'nü bitirdi. 1984 yılında ilk şiiri Milliyet Sanat dergisinde yayınlandı. İlk şiir kitabı olan Sansürttürme Şair Abüüü 1991 yılında yayımlandı. Şaire 1993 yılında Truva Şiir Ödülü, 2003 yılında ise Dionysos Şiir Ödülü verildi. Akova, denemelerinin yer aldığı Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü isimli kitabıyla ise 1998 yılında Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü'ne layık görüldü. Kadir Has Üniversitesi ve Akademi İstanbul gibi eğitim kurumlarında "yaratıcılık" dersleri de veren şair ayrıca TRT ve Açık Radyo'da sunuculuk, metin ve program yazarlığı da yaptı. Voyager, Skylife, National Geographic gibi dergilerde gezi yazıları da yayınlanan Akova 1998-2006 yılları arasında Voyager dergisinde seyahat editörü olarak da çalıştı. BAŞLICA ESERLERİ ----------------- - Sansüttürme Şair Abüü (1991) - Pepetye (1992) - Baba Bana Bağırma (1994) - Aşk ve Kuyrukluyıldız (1997) - Seçme Şiirler (1998)

Şairin Şiirleri

Aşk Ve Kuyrukluyıldız
gittiğim bütün hekimler aynı şeyleri söylediler
söz birliği etmişcesine
"aşk hastalığıdır bunun adı
ve çok sarsar insanı bu yaştan sonra"...
Ateşböcekleri
ışıkla ilgili bir yazı okuyordum, elektrikler kesildi
boğazından geçerek midesine indi kent gecenin
mum aramadım, oysa vardı
pencereye gittim kalkıp çalışma masamdan...
Ayça
Ayça / Akgün Akova
sevgilin "çukulata götürelim," derken
sen "oyuncak alalım," diye tutturdun,
"nasıl olsa bi' gün bebeleri olacak di mi?"...
Bak Fena Olur
bir gün ayrılırsak
sevilmekten eskimiş bir renk sanırım kendimi
gözbebeğime bakarım senin yüzüne özgü
gece gece...
Bengal
gözlerime yükledim seni gözlüğüm tutuştu
omurgası çatladı zamanın gelecekten düşünce
onu götürdüğ'müz hastanenin
en acil servisinde...
Bir Kıyı Kahvesinde Uyandık
bir kıyı kahvesinde uyandık
üç aşağı beş yukarı her şey denizdi
sesimiz: iki çay, biri şekersiz
çıkınımız çadır bezinden, ilmiği eksik...
Birbirine Karışsın Diye Saçlarımız
sigarasını söndüren berber
darman duman dinliyor söylediklerimi
elindeki makası nerdeyse dünyaya düşürecek
yani biz ayrılınca dünya nereye gittiyse...
Caz Çiçeği
bilinmez, belki son öpüşümdür bu seni
bir kadına bir nehri son ekleyişim
bilinmez, bahçene ektiğim son çiçek hırsızıdır bu
bomba konmuş tren istasyonlarına...
Çiçeğe Durur Gibi Uyanışım
sabah sabah
bir uyandım bir uyandım sormayın
çarşafım yeni ya biraz ondan bilindi
güneşti camdan vuran serseri kılıklı kar bile yağsa...
Çince
ayrıldık ya, ateşini söndürdüm, uçuçböceklerini yaktım
içim cız etmedi mi, etti, allah kahretsin
gözlerime uçaklar düşmedi mi, düştü, allah kahretsin
gül yapraklarını tuvalet kağıdı yaptım, yıldızların bodrumda...
Delinin Ölümü
ölüm diye mırıldandı gün boyu
sonra duru duru sustu hep
yalan yok, onunla dalga geçtik
nerden bilirdik ki...
Eski Denizlerden Kim Kaldı
yani sen de denizsen be Marmara
iki boğazın var diye göl demiyorlarsa sana
canına okurum ben böyle işin
haberin var mı ben altı boğaza birden bakarım...
Geriye Dönmeyecek
birden duruyor, "yola her çıkışımda" diyor
"bir kız vardı gözleriyle beni bekleyen
bir kız topsuz tüfeksiz çıkartma yapan yüreğime
bir kız vardı tıpkı uçuçböceği kanatlarından ürken"...
Güvercinli Güvercinli
Çiçekçilere soruyorum,kupa papazlarına,kumrulara
Eğreltiotlarına
Kimya kitaplarına
Karpuz satıcılarına soruyorum balkondan bağırarak...
Kanat Terzisi
her şeyi
anladılar
sevgilim
seviştiğimiz...
Kırık Bir Kemansa Yaşadığımız Hayat
seni hep gökyüzünün önünde düşünürüm
süreyya berfe
...
sevgili kırlangıç,...
Kuşbakışı
senin bakışın sevgilim
senin bakışın
bulutlarla yanak yanağa gezen kırlangıç
uçurumların anlamını bilen albatros...
Mine
bir ipliğin üstünden aldım seni
kopmuştun
sökmüştün beyaz kelebeklerini
karanlık bulutlarla uçmuştun...
Nasıl?
kanadı kırık kelebeği zor yetiştirdik Acil'e
renk yitiriyordu kırıkça sarı
                                         az sarhoş pembe
durumu ağırdı...
Saçıma Dokunma
"saçıma dokunma" diyorsun masal saçan bir sesle
ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize,
bırakmak istemiyor
kasıklarını öperken "saçıma dokunma" diyorsun...
Sıcak Buz
kabarmış hindi çatlatan bakışıyla
geçti sokakların kılcal damarlarından
aşk vurdu onu / artık her şey kırılabilir
ki üstlerine deniz attığı kadınlar...
Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum
Aşk çılgınlığının köprülerinden geçelim seninle
sevgilim, yaban otları arasında bulduğum yeşim
yüreğimdeki su birikintisinde okyanusu arayan nehir
sevgilim, unutmabeni çiçeğinin tuttuğu günlük...
Yağmur Bizi İzliyor Sevgilim, Yalnızca Biz
Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği’nden dönüyorum
Bir yanıp bir sönüyorum
Yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
Yalnızca biz geçmişi yaktık, yalnızca biz...
Yalnızca Kanatlarına Güven
aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim
sırt çantalı bir duman gibi
bir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz
bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi...