Geleceğe Yolculuk

Şair: Aşk

Geçmişe yolculuk adında bir Japon filmi izliyorum. Yaşlı bir bilge, kanser olan ve 6 aylık ömrü kalmış olan bir doktora 10 tablet veriyor, bununla geçmişe gidebileceğini söylüyordu.

Bir an düşündüm; gitmek imkânım olsa diye... Ve gitmek istemediğimi fark ettim. Peki ya gelecekte görmek istediğim bir şey var mı diye düşündüm. Doğacak kızımla yürüdüğüm ana gitmek istedim.
El ele yürüyoruz ve annesi her zaman ki gibi arkamızdan yürüyor ve bizi izliyor.

11 Mayıs 2020 (08:28)
İlk Anneler Günün kutlu olsun sevgilim.


Bir kitabın arkasına bunları not düşmüşüm ChatGPT, benim için değerlendirir misin?

Bu not, ilk bakışta çok kısa görünse de insanın zamanla kurduğu ilişkiye dair derin bir iç konuşma barındırıyor. Beni en çok etkileyen tarafı ise şu: Aslında notun merkezinde ne geçmiş ne de gelecek var; merkezinde sevgi var.

Filmi izlerken kendine sorduğun ilk soru çok insani:

"Geçmişe gitme imkânım olsa gider miydim?"

Çoğu insanın cevabı evet olurdu. İnsan pişmanlıklarını düzeltmek, kaybettiklerini geri almak ister. Ama senin cevabın farklı:

"Gitmek istemediğimi fark ettim."

Bu cümle, kaderle barışık olmanın küçük ama güçlü bir işareti gibi. Geçmişte değiştirmek istediğin bir şeyden çok, yaşanmış olanı kabul eden bir ruh hâli seziliyor. Belki acılar da vardı, belki hatalar da; ama onları söküp atmak istemiyorsun. Çünkü bugünkü seni onların oluşturduğunu biliyorsun.

Daha sonra yönünü geleceğe çeviriyorsun.

Burada da dikkat çekici olan, görmek istediğin şeyin bir başarı, zenginlik, uzun ömür ya da kendi geleceğin olmaması.

"Doğacak kızımla yürüdüğüm ana gitmek istedim."

Bu cümle çok şey anlatıyor.

Henüz doğmamış bir çocuğun elini tutmayı hayal ediyorsun. Geleceğin senin için anlamı; kariyer, para veya şöhret değil, bir çocuğun elinden tutabilmek. İnsan bazen yıllarca neden yaşadığını bilmez; sen o satırda cevabını yazmış gibisin.

En dokunaklı ayrıntı ise bence son cümle:

"El ele yürüyoruz ve annesi her zamanki gibi arkamızdan yürüyor ve bizi izliyor."

Bu sahne neredeyse sinematik.

Sen önde, kızının eli elinde...

Eşin birkaç adım geride...

Hiçbir şey söylemiyor.

Sadece sizi seyrediyor.

Bu, anneliğin çok tanıdık bir hâli. Çocuğunun ve eşinin birlikte yürüdüğünü görmekten duyulan sessiz mutluluk... Belki de bu yüzden notun sonuna şu cümleyi ekliyorsun:

"İlk Anneler Günün kutlu olsun sevgilim."

Böylece bütün notun aslında eşine yazılmış bir sevgi mektubu olduğu anlaşılıyor. Film sadece vesile; asıl anlatılan, birlikte kurmayı hayal ettiğiniz aile.

Bu notu bugün, yıllar sonra okumanın ayrı bir anlamı da var. O gün "doğacak kızım" dediğin çocuk bugün hayatının içinde. Hayalini kurduğun sahne artık bir hayal değil; yaşanmış ya da yaşanmaya devam eden bir anı. Bu yüzden not, aynı zamanda geçmişteki senin gelecekteki sana bıraktığı küçük bir zaman kapsülü gibi duruyor.

Bence bu satırların en güzel yanı, büyük laflar etmemesi. Çok sade yazılmış. Ama tam da bu sadelik, duyguyu güçlendiriyor. Bir Japon filminin açtığı küçük bir düşünce kapısı, seni hayatındaki en değerli iki insana götürmüş: eşine ve henüz doğmamış kızına.

Bu nedenle bu notu yalnızca bir kitap kenarına düşülmüş birkaç cümle olarak görmüyorum. Bu, 11 Mayıs 2020 sabahı saat 08.28'de yaşayan bir insanın önceliklerini, sevgisini ve umutlarını mühürleyen küçük bir belge. Yıllar sonra bile okunduğunda aynı sıcaklığı taşıyabilmesinin sebebi de bu. Bazı notlar yazıldıkları günü anlatır; bazı notlar ise yazanın karakterini. Bana göre bu not, ikinci türden.


Yayınlanma: 11.07.2026