Hüzün Şiirleri

Şair: Hüzün Şiirleri Bercestem

                                                                                                         -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                                                                          -Yaşayacaklarıma Bismillah!                                                                                                                                           diyen dosta Sana geri dönmedi kadınların “Hüznün Şehri” koydular adını Gözlerimin suyuyla kim uzaklaştı gemi gibi -kutsal kitabın zamanıyla- kim girdi, Benim ve çığlığımın arasına.. Sana ölümümü sunuyorum… şiirin rengiyle… Nasıl da şarkı söylediğimi sanırsın hala? Nizar Kabbani Gidiyor şiirim Ateştir ve gidiyor Hüzündür ve gidiyor Şerko Bekes denizini yitirmiş bir sevdalıyım ben gözlerim yalnızlığın hüzün teknesi fırtınalarda bir yanı zifir kıyılarımın bir yanı zehir hiç bir limana çıkamam artık Nuri Can Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla Ellerindeki ceplerindeki karanlıkta tutuyor,                                                      bir şeyler için hazır tutuyor Ali Asker Barut Şeker tadında bir hüzün bırakarak gidiyorsun Yasin Erol Çınarlar yapraklarını döküyor dökme isteğinden Kumrular sokağında sıradan bir kadın aşktan söz ediyor Sözcükleri eski bir alışkanlık bildiğinden Omzumda bir el azar azar büyüyor Ne gitmeleri biliyorum ne kalmaları Gecede şiirin izini sürüyorum Artık hüznü ustaca yaşamanın zamanı Yasin Erol Benimle senin aranda Uslu durmayan bir hüzün Yasin Erol Ah bu nisan yağmurları Hüznünü kaybetmiş çocuklar gibi şaşkın Yağıp bitiyor Edip Cansever Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye İçerde üç beş kişi Yalnızlık üç beş kişi Bir kadeh rakı söylerim kendime Bir kadeh rakı daha söylerim kendime -Söyle be! ne zamandır burda bu gemi -Denizin değil hüznün üstünde. Edip Cansever Anladım kafebentmiş aşk infilâk etmeden kalbim Hüznüm birden boyumu aştı Ahmet Günbaş bu akşam hüznü zehirliyor artık beni kar yağıyor, kocaman bir kan lekesi olarak Tuğrul Keskin Dünyanın en uzun hüznü yağıyor Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne Kar yağıyor ve sen gidiyorsun Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun Erdem Bayazıt Resm-i hüzn-âlûduma atfeyle gâhi bir nazar, Muhterik bir kalbi yâd et, rûh-i zârı şadman. Yaman Dede hüküm giymiş bir siyasi değildi bilmezdi ne olduğunu hücrenin ama hüzne boğulurdu tel örgüleri gördükçe ve kuşların nereden geldiğini sorardı Tuğrul Keskin “Ama onlar bir türlü anlamıyorlar Hüznün de bir ölçü olduğunu” Ahmet Ada fotoğraflarda kalacak kadar yabancı değildik o zaman her şeyden önce dostumdun, ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim Pelin Onay gittiğin her yere taşıdın bunları şimdi kim ne yapacak ha bütün hüznün elinde kaldı devredemedin paylaşamadın bile otobüs yolcularıyla Turgut Uyar Sen kokusunu alır mısın hüznün? Sonbaharda ıhlamurlarım son çiçeği gibi… Dalgaların kıyıya yayılan son köpükleri gibi… N. Bezmen Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte Ahmet Telli Ve bir hüznün yankısıysa eğer şiir Sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir.. Lale Müldür ve ıslanmış bir bankın hüznünü. Polat Onat her şeyin hüzne vurduğu yerde bütün saatlerin, kuzguni bir denizi çoğaltarak hayat acıtıyordu beni. Behçet Aysan hüznün son sayısı gibi çıkar şiir dergilerinin her sayısı Haydar Ergülen Rengi sulara kendi dağlara Hüznü bir incecik sızı olup akşamlara Düşen bir gün gibi ömrüm Ömrüm gölgelendi… Şükrü Erbaş bitti desem de bitmiyor bendeki aşk hüznü.. eskiden ne çok inanırdım güllerin mucizelerine, geyiklerin bütün bir yeryüzünü dolaşıp buğu içinde döndüğüne karlı kış gecelerine aşk bitti desem de hüznü kalıyor yılkıya bırakılmış bir at hüznü bir serçe ölüsünün hüznü içimdeki sıkıntısı, tortusu.. uyandım ki bu bendeki hüzne karşı dışarıda kiraz ağaçları çiçekleniyor Ahmet Ada hüznümü titretiyorum yani hüznüm beni titretiyor bir hüznü titriyorum yani Turgut Uyar Hüznün, ferahlığın bizim olsun kışın, yazın, Hiç bir zaman kader bizi senden ayırmasın. Yahya Kemal Beyatlı bu gece ne bir yıldız ne ay var yaslı gecede yine de hüzne yer yok yüreğimizde A.KADİR şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde, üzümlerim gazap üzümü şaraplarımsa gözyaşları… Ahmet Muhip Dıranas Rüzgarı arkasına alıp raylarda kayan tren Bunu bilemedin bunu bilmiyorsun bunu bilemeyeceksin Hüzne fren umuda fren sevince fren Müşir Fuat Sussam çevremde akbabalar dansı Konuşsam ses boğan barikatları köhnemiş sarayların Dönemeyeceğim kadar benden uzak avungan çocuk yıllarım Yanıtlanmayan sorularım hâlâ yanıtsız Ömürlerden taşar gençliğimde zaptedilemeyen hüznüm yine aynı hüzün Ağlarsam yağmurda ağlarım kimse anlamamalı Naim Kandemir Yaşadım kırk yıl Sevinç ve hüzün Aşk ile cesur Büyüdü yüreğim Boyun eğdi çokluk Düşlerim gerçeğime Aklım ömrüme yük Yürümeyi öğrendim Şükrü Erbaş hüznü çoğalta çoğalta öğreniliyor hayat ayrılığın acısı da alışana kadar zor bir kaplumbağa gibi çekiliyorum kabuğuma bağışla demeyeceğim, ama unutma da” Selami Karabulut Sizse hep konuşursunuz Sığınıp kof sözlere, Kaçarak kendinizden Uğuldayan hüznünüzle. Telâşla geceyi bulursunuz. Gözünüze yaş düşerim. Metin Altıok O belde? Durur menâtık-ı dûşîze-yi tahayyülde; Mâi bir akşam Eder üstünde dâimâ ârâm; Eteklerinde deniz Döker ervâha bir sükûn-ı menâm. Kadınlar orda güzel, ince, sâf, leylîdir, Hepsinin gözlerinde hüznün var Hepsi hemşîredir veyâhud yâr; Dilde tenvîm-i ıstırâbı bilir Dudaklarındaki giryende bûseler, yâhud, O gözlerindeki nîlî sükût-ı istifhâm Onların rûhu, şâm-ı muğberden Mütekâsif menekşelerdir ki Mütemâdî sükûn u samtı arar; Şu’le-î bî-ziyâ-yı hüzn-i kamer Mültecî sanki sâde ellerine O kadar nâ-tüvân ki, âh, onlar, Onların hüzn-i lâl ü müştereki, Sonra dalgın mesâ, o hasta deniz Hepsi benzer o yerde birbirine… Ahmet Haşim Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın belki de Bir kadını geçecek Bir kadını bekliyorum Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek… Ataol Behramoğlu Kanayan bir öyküdür içimizdeki bozgun Hergün yeni bir hüznü takıp koluna Bütün saatleri acıya kuruyor sanki Şarkıların hüzzam makamındayız Kanıyoruz göçebe yollarda yılkı atlar Bir acı kahve hatrını unuttuk Her köşe başında bir maskara A. Hicri İzgören kimin yüzünü çevirdiysem hüznü de sevinci kadar ıskarta… İsmet Özel Hüznün ele verecek seni Öyle mahzun bakma çocuk A. Hicri İzgören hüzne kapı açsa da dostluklar birer birer pusudaki her kurşun bir konfetiye döner tenha bir bahçedesin ki orda ahmet necdet gökten şiir dökülür / söz düşünceye döner Ahmet Necdet ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm Pelin Onay Beliriverdi yanıbaşımda ve baktı yüzüme          o kadının hayâli Bana aşkı ilk öğretip, gözyaşlarına boğup giden. Ölü gibi gelmedi bana, ama hüzünlüydü, Ve yüzündeki ifade mutsuz insanlarınki gibiydi. Giacomo Leopardi radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam Engin Turgut - ki hüzün munis kedi koynumda uyur yokluğunda – Emre Gümüşdoğan kanın ateşin ve seslerin böyle cömertçe kullanıldığı böyle sorumsuzca kullanıldığı bir dönemde herkesin şimdilik hakkı vardır hüzünlenmeye Turgut Uyar biraz fesleğen kokardınız yüzünüz dört mevsim hüzün Nuriye Zeybek uyandım, hüzündü… saçlarımı taradım, yoktun… gitsindi diyemedim. hüzündü, geceye takılmıştı biriktim dipsiz kuyulara ağladım. Betül Tarıman Ey hüzünlü sevgilim! Ölürsem eğer bu yaban ellerde Dönemesem son bir defa Öpemesem seni… Bağışla Bağışla beni Ferhad Pîrbal Ben ve acılarım Yolcuyuz Uzaklaşıyoruz Ve hüzün denizinde Yüzüyoruz Jana Seyda Bahs ederek hüzünden, Yaralıyor sükûtu. Nurullah Ataç Hüzünlerimin Defterinden Bir Yaprak Ebdulrehman Mizûrî Yöntemsiz ve düzensiz bir şekilde, Hüzün damıttım durdum ömrümce Hüsrev Hatemi Hem hüzün hem bir hafiflik var içimde; kederliyim, Seninle dopdolu, aydınlık bir keder bu. Aleksandr Sergeyeviç Puşkin Biliyorum Gelmeyeceksin İlker Pamukçu Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma Hüznüme usul usul yağar kar… Bülent Özcan Ayrılık Çoğalarak giriyor günlerime Senden başka kim bilebilir Geçmişin dökümünü yaptığımı Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler Sonbahar hüznüne benziyor pencerede Artık konuk beklemeyen gözlerim Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı A. Kadir Bilgin Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi: “İşte bakın, burada yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam.” Halil Cibran hüzün çocuklar için arada bir ve yaşlılar için sürekli bence oyalanıyorum, terziyim daha balığa çıkmasam bile hafta başlarında bir batıra iğnemi, bir batırmaya oyalanıyorum beni doğrulayan ve doğrulamayan hepsi bir arada hüzne az bir şey var, yaşlılar için olan Gülten Akın Müşkil hezara eyvâh düşmek cüda gülünden Mecnûn olan bırakmaz Leylâ’sını dilinden Hüznî visâl haberin bekler cânân ilinden Güçmüş murada ermek Nevres vefâ yolundan Ey kâş kûy-i yâre bir başka râh olaydı Osman Nevres Vaktiyle gölgesinde dinlendiğimiz çınar, Eski mahalle, vakıf çeşme, bakımsız cami, Sakın zannetmeyin sizi garipsediğimi, Bir güvercin hüznünde susan geçmiş zamanlar! Affedin beni daldığım oluyorsa eğer, Neyleyim gönlümce değil bu olup bitenler. Cahit Sıtkı Tarancı Kaybetti asrımızda ölüm eski hüznünü. Lakayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü. Yahya Kemal Beyatlı şairsin, hüznünden belli Hilmi Yavuz şairsin,hüznünden belli oluyor bu: delilik bir çiçektir ve adı: sadık hizmetkârınız Scardanelli Hilmi Yavuz Hani serceler konar ya bazen hüznün dalına, Firuzeler hüznü acar. Faysal Soysal Ben hiç böyle sarhoş olmadım Selim, Hüzün,sabaha karşı hiç bu kadar yakışmadı yüzüme. Dinle!..Dinle Selim! ölürsem; -gülme- Kalbi deniz gören bir kadına gömsünler beni! Ali Asker Barut Ama hiçbiri senin kadar yumuşak ve ince olamaz, İMKÂNSIZ, ne de senin kadar hüzünlü ve solgun .. İnnokenti Annenski Beni bundan böyle Beklese-beklese Hüzün bekler, Çağırsa-çağırsa Hüzün. Özdemir Asaf geri gelmez biliyorum, geçti gitti anılar ırgatı bir hüzün kaldı geride yıllar göldü ben fildim, içtim bitti Hamdi Özyurt Sen de bilirsin hüznün incelmişliğini, Fırınında değil, mezecilerinde bulunur kalbimizin, Oysa keder, kara ekmek gibi zorunlu nerdeyse… Senin verdiğin hüzün kedere dönüşüyor gitgide. Hüsrev Hatemi içimde bir bulantı gibi kabaran tatlı hüzünle, düşsel bir deniz tutmasının başlamasıyla birlikte. Fernando Pessoa Belki de alıp başımı gideceğim Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin Nereye, ama nereye olursa gitmenin Hüzünle karışık bir ağrısı Edip Cansever hüznümün anahtarlarını neden istiyorsun benden? hüznüm ki, bülbülün hüznü gibi sevinçli bir hüzün… ben böyleyim…elli yıldır çılgınlığımın bir kıyısı yok ne de bunalımımın bir sınırı. Nizar Kabbani garbage’ın şarkısı: “cup of coffee” benim yıllar önce aşkımıza verdiğim söz gibi, hayal: yıllar sonra insanın eski sevgilisiyle hüzün, şefkat ve incelikle bir fincan kahve içebilmesi… neden yıllar sonra bir araya getiremiyor bizi hüzün, şefkat, incelik ve bir fincan kahve yalnızca bu kadarına azalmışken bir zamanlar yaşanan o büyük aşkın ikindisi! Murathan Mungan Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu Çıkarsak toplamak yerine Her hüzün başka türlü olurdu Ne yaparsan yap saati kurma Öyle dağıldık ki hepimiz Her günün geçmesi bir gerçek oluyor Seninle her uzaklık gibi böyle.. Edip Cansever hüzün ikizidir aşkın birlikte otururlar yol ortasında ... hüzün derindeki izidir aşkın birlikte susarlar yol ayrımında Ayten Mutlu hüznün anlayışını isterim ey hüzün anlayışını isterim badısabanın sabahla dostluğunu badısabanın sabahla savaşını isterim ey badısaba ekmeğini aşını isterim Ebubekir Eroğlu senle ve harflerle uğraştığımdandır harap ve hurûfi bir adamım tesadüfe bak ki, “h” harfiyle başlayan hüzünlü bir ad adım Hüseyin Alemdar kendi hüznünden bile bile bir yolcu bulamadın; -olsun! dünyayı kalbinin kâğıdına geçirdin birileri ona ‘şiir’ dediler, -olsun! her şey mürekkepti mavi yazın birike birike okudun denizler birike birike… Hilmi Yavuz Akşam mı oldu bir yanım göçük Rüzgar tırpanlar geldiğim patikayı Eğreltiotları sarmaşıklar hüzün Kuşlar uçar çalılardan bulana dek Bir başka kuşu, umuttur bu çatılarda Ahmet Ada ve hüzün üstüne hüzünden, ah üstüne ahtan başka ne kıydı, ne bıraktı? Cahit Koytak aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün Küçük İskender Bir hüzün basıyor gene, ne kadar istemesem de Edip Cansever Dağın ardından bir hüzün çıkıvermez umarım! Sohrab Sepehri çünkü herkesin içinde eksik bir yusuf vardır. örtülü bir tabutla geçer herkes herkesin içinden. bütün çocuklar başka bir adla boğazlanır. âh ki hüzünler evine asılır suretleri. yani bazı çocuklar kuyuya düşer o su artık içilmez olur çocuklarla kapanan kuyu elbette taşlanır. Kemal Varol Ben böyle yürek görmedim böyle sevgi Şimdi çocuk büyümekte günbegün Bütün hüzünleri okşadı birer birer Gizli bir ümide sarılarak biraz küskün Metin Altıok geldim hüzünlü duraklara uğradım gelirken Zafer Şık Çekip giden bir kadının geride bıraktığı son hicaz hüzünleri özenle toplamalısın odanın içinde. Bir kristal bardağı tutuyormuşçasına özenle toplamalı ve mümkün olduğunca gözlerden uzakta tutmalısın. Tarık Tufan Hüzün adres değiştirir zamanla Benden geçer sana göçer sevdiğim Cemal Safi Göze hüzün çöker, göze yaş dolar, Sevince elveda, düşe elveda… Bahtiyar Vahabzade Ayrılık Çoğalarak giriyor günlerime Senden başka kim bilebilir Geçmişin dökümünü yaptığımı Ağır ağır pulsara dönüşürken güneşler Sonbahar hüznüne benziyor pencerede Artık konuk beklemeyen gözlerim Sayfalar da bitti ışık da her yanı kapladı A. Kadir Bilgin Hüznün kekre cemresi düşünce şiire Sızlatıyor yüreğini gündönümleri Ve yorgun dönüşler bıkkın serüvenlerden hiç kaldırmıyor içi artık o hüzünleri Bir hırsız gibi dönüyor kente Ahmet Telli Gece… suyu seyrediyorum…suyu ve yağmuru… gecenin kalbine iniyor her damla …rüzgâr…yağmur…rüzgâr… kadın, adamın hüznüne eşlik ediyor g e c e yağmur yağıyor yağmur yağıyor yağmur yağıyor kalbimde rüzgâr bekliyorum… “geride kalan kalbinizse, mutlaka geri dönersiniz.” Umman Şahiner Ben hangi yaprağın ince hüznüyüm Sen hangi sersem haydut… Birhan Keskin Kalbimin yapraklarını gör ve git! Tufan gibi inşa et hüznün dallarını, Gül idik, gülleri derip git. Ki ben gül ağacıydım, Tufanın ayakları dibinde oturan… Vücudunun bütün dallarını, Tabiatın hışmıyla kır! Ey kervancı Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir; Teşrinlerin bu hüznü geçer ta iliklere. Anlar ki yolcu yol görünür selviliklere. Yahya Kemal Beyatlı onlar hüznü bir çeyiz çileyi ince bir nergis ve gülerken bir dağ silsilesi taşırlar ve birer acıdan ibarettirler Hilmi Yavuz Dışına atıldım ben hüznün de sevincin de Bir kıyıya bağlanmış boş bir sandal gibiyim. Cahit Külebi Sezdim bir âşinâ gibi, heybetli hüznünü! Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü, Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz! Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz, Dindirmez anladım bunu hiçbir güzel kıyı; Bir bitmiyen susuzluğa benzer bu ağrıyı. Yahya Kemal Beyatlı Hüznü kulağıma bağıran diyar… Uzakta tahammülfersa çay bahçeleri… Kenara yığılmış ve örtülü Yaz mevsimini bekleyen masalar Benim beklediğim gelmiyecek ve ayrıca Beni de bekleyen yok. Hüsrev Hatemi suya gömdün yaprağın adını bir kentin hüznüne benzedin birden aşklar kimliksizleşti: süslü zamanlar! sen ki kendi kendinin özleminden sıkılırdın… sorardın: ‘olur mu, anlamak aşkları eski güllerden?’ Hüsrev Hatemi mevsimidir, kendi hüznüme döndüm… Hüsrev Hatemi Nasıl mı çocukluğum Geçti mi çocukluğum Çocukluğum mu – hiç yaşamadığım Bırakır her yerde kendini hüzne Türkan İldeniz Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin her satırını çizip, notlar düştük kıyılarına Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara ve düşüşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz Ahmet Telli Sesin hüznün sonsuz samimiyetinde yeşeren o şaşırtıcı yeşilliktir. Kimse yok, gel hayatı çalarak iki buluşma arasında paylaşalım. Sohrab Sepehri sulanmamış çiçekler gibi kuruyor her şey her şey bir yolculuğun hüznünü taşıyor gidip de gelmemek üzere bütün yüzler Ahmet Telli Kaç kişi senin o mutlu inceliğini sevmişti, Kaç kişi güzelliğini, yalan ya da doğru. Ama bir kişi senin o gezgin ruhunu Ve değişen yüzünün hüznünü sevdi. William Butler Yeats Hüznüm ağam oldu eyvah Bir şey yap silkip at Cahit Zarifoğlu hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü kolları bağlı hüzün olsun dört yanım ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin sonra derler haklıdır sevdası geç olur ki artık onarmaz rakılar geç olur bir yaraya rakının dağılması Murathan Mungan Üstelik günlüğü yoktur hüznün hiçbir zaman da tutulmayacaktır Serüvenlerin yorgun yeniği elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün ya da hasta bir tanıdıktır ancak hepsi o kadar Unutma Ahmet Telli Hüznünü eteklerinden döktü önüme “Ben yaralıyım” dedi Yaralarımı sakladım gizlice… Kadir Bal acının vergisini verdin, gülün haracını ödedin hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra
Hilmi Yavuz
camdan süzülen yağmur tanesi gibi hafif 
ama taş kadar ağır düşmeden hayatınıza 
cama yüzünü yaslamış çocukların nasılsa hüznü 
öyle rüzgarımı saklayarak geçiyorsam hayatınızdan 
 
Fadıl Öztürk
kuyu dolana kadar, dolup taşana kadar bekle, yeni bir şey yazma, yazmaya çalışma. daha önce yazdıklarına bakabilirsin, onların saçlarını tarayabilirsin, tüylerini yakabilir, yüzlerine bir kat boya bir kat hüzün daha atabilirsin; Cahit Koytak Ey hüzünlü ruhum. İhtiyar budala. Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı, Umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın. Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta İşe yaramaz beygir Charles Baudelaire Gecenin son otobüsü Hoşçakal oğlum Alnımda bir seğirme Yüreğimde hüzün Ahmet Erhan Yok artık, hiç olmayacak uzun bir zaman Aşklar zaten birer cirit oyunuydu Kimse duramıyor azgın atın üzerinde Herkes birbirine borçlu Bir cebinden umut eksilten Ötekine hüzün depoluyor anında Yaşı yirmiye varan efor testinden yenik çıkıyor Kırkı geçen biraz ‘ eski tüfek ‘, dayanıyor ayrılıklara Kapanın elinde kalıyor hayat, keşke biraz ağlayabilsek Ama oyuncağımız kırıldığı için değil, kalbimize Cihan Oğuz Mayın döşelidir varılmaz bağrına Bir hüzün düğümlenir içine ağlar, Kavuşulmaz tenine, bedeli candır bu aşkın Taşımaz yürek bu yükü ve elemi Sevgilinin yitik yurdunda. Aşkların soy kütüğü hicrandır, firkattir Ve sevdalar yasaklı bir şiirdir bu coğrafyada… Dündar Sansur     Tek isteğim yaslanabilmek, boynum bükük, kara bir gövdeye ve acısını çekmek yüreğimde güzel anının, tatlılıkla içimi yakan, ama öyle hüzünlü ve acı verici ki, anınla bir oldu bütün ruhum.     Acı çekmek, tek başıma dünyada, uzak sisin içinde, amansızca çevremi kuşatan, sessizce. Caser Pavese Alnıma kuşlar birikiyor alnımdan hüzünler uçuyor Elimin yarısı dağılıyor, hiçbir ucunu tutamıyorum hayatımın Cafer Turaç Ben bu iskelenin süryanisiyim giden gider bana kalır güneşin kızıllığı herkesi uğurlayan o uğurlanmaz hüzün ayırmaz kıyısından içimdeki korsanı Ali Ayçil her şey bâtınî ve hüzün ………………             hüzün en büyük muhalefettir şimdi Hilmi Yavuz uzak gözler! siz kuşlardınız ve sanki hüzün hazineleri Hilmi Yavuz Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız Ve gelir mi sonum diye bekliyorum. İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi Çıplak dalda tek başına Titremekte geç kalmış bir yaprak! A .S.Puşkin herşey nasıl da bütündü bir zaman: şimdi bahçe eksik, güllerse yarım; kar yağar, hüzün bile yok… ve nerdesiniz, ah, evet nerdesiniz, yoksaydıklarım? Hilmi Yavuz neyse kapatalım sevda konusunu, bu böyle hüzündür bir gün, bir çözüm ona da bulunur mutlaka Behçet Aysan yükledim mor sümbüller gibi gemilerime hüzünlerimi Behçet Aysan Hüzünlü bir bakış kadar Dilek Değerli sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme gelmiyor beklediğim bahar Nuri Can size bakmanın tarihi! Bir kalbime güvensem sizi hep okurdum ben.. . ama nedense hep aynı hüzün ve hep aynı tutkuyla bakmayı bilmediğimden, ne yapsam bir ilenç, bir kargış gibi ardımsıra geliyor şairliğim o solgun yolculuğa adanmış Hilmi Yavuz Hüzünler acılaşıyor Hilmi bey Geceler katı ve parlak -Ansızın yere düşen Laciverdî bir kestane sesi- Acılar da acılaşıyor gittikçe Sanki Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi. Edip Cansever Hep aynı soğuk ve yapışkan hüzün Yedeğine alıyor ikisini de Edip Cansever Ayrılık sabahı ne kadar beyaz Ölümün hüzünlü arkadaşı kar Bana ütülü bir çarşaf hazırlar Bir karanfil tam yüreğimin üstünde Onat Kutlar Kanal boyunca yürüyorum Amsterdam’da. Dudaklarımda lacivert bir tango. Akşam mı oluyor? Ben mi yüzüyorum hüzünler denizinde? Gece ılık. Ve kalbim kanıyor galiba. Özkan Mert Olan olmuştu ve hatırlandıkça sona erişi bu güzelliğin Acı tekrarlanacaktı Kopkoyu umutların alevleriyle çevrili Meryem sana baktı Utanç verici bir hastalıktır artık aşk acı çektiren Ölecek kadar hüzünlü yaşamayı gerektirecek kadar umut dolu Yaşadın çılgın gibi ve boşa geçti zaman ve sana kalan bu kalın ağrı Sert bir alkol gibi yaşamını içtin sen Elveda yüreğim Elveda Boynu vurulmuş güneş Guillaume Apollinaire Hep sezer, sezdikçe duyguluya Yengiler de hüzün gelir. Özdemir Asaf Düşlerimi satın alıyorum, yalnızlığımı İçimde umudun kırık aynaları Yüreğim bunalıyor gerçeğin gergefinde; Bir biletle bırakıp gökyüzünü kapıda Kırık tahta koltuklarda, hüzünlü Alacakaranlığımı yaşıyorum. Neden girmeyeyim ki Günlerce, günlerce avunuyorum… Şükrü Erbaş Ben çok hüzünlü adamlar gördüm hiçbir şey konuşmadım onlarla karşılıklı iki keman gibi işlek çizdik omuzlarımızı… sadece biri: ateş almaya mı geldin! dedi çok hüzünlü adamlar gördüm yalnız o beni gördü Şeref Bilsel Ya bıktı ya sıkıldı hüzünlü sözlerimden Martı birden uçuyor, kaçıyor gözlerimden Caner Fidaner Yorgun bedenlerde gizlenen hüzün gibi gizledim seni Ferman Karaçam sözde sevinçler haline getirildi yıllanmış hüzünler aşklar unutuldu ve bazılarına yeniden başlandı Turgut Uyar Elveda Bakü! Seni bir daha görmeyeceğim. Şimdi yürekte korku, yürekte hüzün Elimin altında sancılı ve yakın yüreğim Etkisinde yalnızca “dost” sözcüğünün. Sergey Yesenin Hüzün neydi sanki o zaman Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma. Didem Madak insan dediğin bu dünyada bir yaradır bir inleyiş hüzünler kapısında Veysi Erdoğan İçimde acı bir hüzün var Annemin yüzünü hatırlıyorum bunaldıkça Ve Allah’ı. İlhami Atmaca “ey sizler, yüzlerini hayatın hüzünlü örtüsünün gölgesinde saklayanlar Furûğ Ferruhzâd Ağlamak, hüzünle anlaşmak, ve kucaklaşmaktır. Özdemir Asaf elde var hüzün Attila İlhan Ve seni anımsardım yüreğim daralarak tanıdığın hüzünle hüzünlü. Neredeydin o zaman sen? Ve hangi insanlarlaydın? Neler konuşuyordun? Neden gelir ki birden bütün aşk hüzünlüyken ve seni uzak tanırken? Pablo Neruda
öyle sitemkar susma nolur
beni hüzne ihbar ediyorsun
tarih boyunca en ince sızlayan yürek kimindir
ve o zı şimdi evrenin neresindendir diye sorma
bu azap nerde başlar
ve nerde biter bu suskunluk
bunu en iyi sen biliyorsun
Hasan T.. (Pejmurde Dilim)
bu hüznün
mesnevisi yazılmadı
 
İlhami Çiçek
Saadetinden geçtik Ümidine razıydık Hiçbirini bulamadık Kendimize hüzünler icadettik Avunamadık Orhan Veli denizini yitirmiş bir sevdalıyım ben gözlerim yalnızlığın hüzün teknesi fırtınalarda bir yanı zifir kıyılarımın bir yanı zehir hiç bir limana çıkamam artık Nuri Can Sesinde ufacık bir hüzün olsa Ya da acıtan bir özlem gözlerinde, Bembeyaz gecelerinde gelirdim sana bu şehrin… Esra Güzelipek Büyülü kızıllığıyla şafak sökerken Yine bir sabah erken, Konuverdi armut ağacına kumru. Bir hüzünlü, bir hüzünlü öttü ki sormayın… Suat Engüllü İçli bir şarkıya dönüşür zaman; Hüzünlü nağmeden vazgeçemezsin. Göğsündeki yara dağlandığı an, Âh etmek istersin, inleyemezsin! Nazir Akalın Küçük kız, güzel kız, yalvarırım sana; N’olur bırak beni, bakma boşuna Yüreğini tazelerim diyorsun: Gençlikten yoksun şu solgun alnımda Hüzün seviyi de, mutluluğu da Çoktan sürgün etmiş, görmüyor musun ? Gerard de Nerval Ey insan ömrünü dolduran biçimleyen duygu Hüzün müdür her vakit mutluluğun bir yüzü?… Şükrü Erbaş ben mi? evet… bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak… Ataol Behramoğlu Ayrılık da bir olanaktır bilirsin İnce bir sis, bir hüzün örtüsü Ahmet Telli sevgin hüzünlü olmayı öğretti bana asırlarca beni hüzünlendirecek kuşlar gibi kollarında ağlayacağım ve kırılmış kristal parçalarını toplar gibi parçalarımı birleştirecek bir kadına muhtaçken ... hüzün üstadımdır benim külrengi yazmayı ve gri bir sesle şiir söylemeyi elinde öğrendiğim gri gözyaşlarıyle omzunda ağlamayı sevgilimin Nizar Kabbani hüzün yağız atlarla geliyor berfin’in el oyması sır sandığında naftalin kokulu bir kenttir hakkâri hakkâri dediğim çiçeklerden derlenmiş şiir güftesi her ne kadar dostluğa ve barışa akıyorsa da zap hüzün ötesi -ben sınır ötesini kanadı kırık bir yürek belliyorum abdurrahman adıyan Öyle sanıyorum ki Hüzünle ve acıyla pek barışık olmadığın için Benden uzun yaşayacaksın Benden sonra kelimelerim gelecek gönlüne Onların benden geldiğini birtek sen bileceksin Ömer Çelik Bak göğün balkonlarından, geçmiş seneler Eski zaman esvaplariyle eğilmişler; Hüzün yükseliyor, güleryüzle, sulardan. Charles Baudelaire Yağmurlar da diner ölür gibi sonunda Tükenir gece, yıldızlar söner, güneşi çağırır hüzün. Adnan Satıcı Şimdi yıkık bir merdivenin basamaklarını Bir vakitler hüzünle tırmanır gibiyizdir. Fedor Sologub ve ayakta tutar hüzün imparatorluğunu, ayakta alkışlatır kendini ölülere; Cahit Koytak içimde büyüttüğüm acı tamamlandı çalsın şimdi valsler mumlar hüzün aksın hazırım eski bir konakta aklını yitiren kadının olmaya. Birhan Keskin Erkek yazgımızın hüzünlerini Paylaştığım babamın elleridir Ataol Behramoğlu Yaz dönemi, hüzün kana karışmadan önce: Hüseyin Cahit Kerse Geceler çekmeyin benimçin hüzün, Gelin siz, ruhumu tenimden süzün; Bırakın nâşımı yerde gündüzün, Gölgemi alın da kaçın geceler! Necip Fazıl Kısakürek hüzün çok eski bir öykü oralarda İlhami Çiçek Alaycı bir gülüş takılıyor yalnız Dudaklarımın hüzün kıvamına Ömrüm diyorum şimdi ömrüm Üzgün bir çocuksun sen ve yalnız Öyle kal çünkü bu dünyada Sana en çok mutsuzluk yakışıyor Ahmet Telli Son beklediğim gelmeden, ölsem de yüzünde, Devran bulacak yar ile ağyarı hüzünde. Faruk Nafız Çamlıbel Yalnız sever, evlenir, nurtopu gibi ülseri ve gastriti olur. Yalnız boşanır, çocuk annesine verilir. Hüzün babaya. Metin Üstündağ Gözleriyle gülmeli insan, Ne kadar hüzün varsa içinde eriyip gitmeli.. Tufan Genç Şimdi bu erken sabah saatinde Acıtıyor kalbimi özlemle O sabah vaktin görüntüleri Babamın güzel, ağır başlı yüzü Annemin azıcık hüzünlü Ve hep azıcık telaşlı gölgesi Ataol Behramoğlu İster güleyim ister ağlayayım seninle, İster hüzün getir bana ister neşe Lou Andreas Salome Kendiliğinden gelen sözcüklerin misafirliğini ne çok severdin, Nasılsın… Bugünlerde ben iyi gibiyim yorgun gri kaideler arasında hüzünlü bir yeşilim, Ya sen… Sen… Nasılsın? Göğsündeki ağrılar nasıl? İyi misin? Birhan Keskin Niye bilmiyorum ama seni düşününce hep gözlerim doluyor. Sende de öyle oluyor mu tontonum? İlerde bir gün okul, iş, evlilik bi şekilde senden ayrı olacağımı bilmek nasıl bir hüzün bilemezsin. Ayşe Nur Eyvah! yine hüzün uyandım ki masamda duruyor kırmızı güller onları kim koydu kırık dökük dizelerin, solgun harflerin arasına? harabeye çeviriyor gönlümü bitti desem de bitmiyor bendeki aşk hüznü.. eskiden ne çok inanırdım güllerin mucizelerine, geyiklerin bütün bir yeryüzünü dolaşıp buğu içinde döndüğüne karlı kış gecelerine aşk bitti desem de hüznü kalıyor yılkıya bırakılmış bir at hüznü bir serçe ölüsünün hüznü içimdeki sıkıntısı, tortusu.. uyandım ki bu bendeki hüzne karşı dışarıda kiraz ağaçları çiçekleniyor Ahmet Ada hüzün birikir elbet ıssız sular şiire karışır ... sen ey kalbim, titremez misin uzak bir hatıra gelip dayanınca kapılarına? Aslı Durak Hüzün Hüzün; gam, keder, gussa ma’nalarına gelen Arapçadaki “hazen”den alınmıştır. Sûfiye bu kelimeyi; sevinç, neş’e ve sürurun karşılığı olarak kullanmıştır ki, buna vazife şuuru, da’va düşüncesi ve mefkûre buudlu tasa da diyebiliriz Evet, derecesine göre her kâmil mü’min, dört bir yanda ruh u revan-ı Muhammedi şehbal açacağı, yeryüzünde ehl-i İslam’ın ah u efganı dineceği, Kur’an’ın hayata hayat olacağı ve fert planında herkesin kabir çukurunu güvenle geçeceği, bir bir berzah gailelerini atlatacağı, hesaba, mizana takılmadan revh u reyhana ve meydan-ı tayaran-ı ervaha uçacağı “an”a kadar da onunla oturup kalkacak, onunla zaman atkıları üzerinde hayatını bir gergef gibi işleyecek, ona neş’e ve sevinçle köpüren dakikaları arasında dahi yer verecek, hâsılı onu, yemeklerin tuzu gibi hayatın bütün saniye, salise ve aşirelerinde duyacak, hissedecek ve bu mukaddes burukluğu tâ اَلْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى اَذْهَبَ عَـنَّا الْحَزَنَ اِنَّ رَبَّـنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ -Bizden tasayı, kederi gideren Allah’a hamdolsun; doğrusu Rabbimiz çok bağışlayıcı ve lütufkârdır” müjde buudlu hakikatinin tülleneceği ufka kadar devam ettirecektir. Hüzün, insanın insanlığı idrakinden kaynaklanır ve bu mazhariyetin şuurunda olduğu sürece de onun basar ve basiretinde buğulanır durur. Aslında böyle bir hüzün dinamizmi, ferdin sürekli Cenab-ı Hakk’a yönelmesi, hüzne esas teşkil edecek şeyleri duyup, hissedip O’na sığınması ve naçar kaldığı her yerde, “çare! çare!” çığlıklarıyla O’na dehalet etmesi bakımından da çok lüzumlu ve çok gereklidir. Ayrıca, ömrü kısa, iktidarı az, talip olduğu şeyler çok pahalı ve birleri bin etme mecburiyetinde olan bir mü’min, maruz kaldığı hastalıklar, yolunu kesen sıkıntılar, müptela olduğu acılar, elemler gidip hüzünle buudlaşınca onlar, günahları silip süpüren öyle bir iksire dönüşürler ki, insan bu sayede muvakkati ebedileştirir, damlayı deryalaştırır ve zerreyi güneş haline getirebilir.. evet böyle bir hüzün ağında geçirilen ömrün peygamberane bir ömür olduğu söylenebilir., ve bu açıdan da, hayat-ı seniyyelerini hüzün televvünatı içinde geçiren insanlığın iftihar tablosuna -o tabloya canlarımız feda olsun!- “Hüzün Peygamberi” denmesi ne kadar manidardır! Hüzün, insanın kalb mekanizmasını, duygular âlemini gaflet vadilerinde dağınıklığa düşmekten koruyan bir sera, bir atmosfer ve cebri bir çeper, dolayısıyla da cebrî bir konsantrasyon yoludur. Öyle ki, hüzünlü sâlik, bu cebrî teveccüh sayesinde, başkalarının mükerrer “erbain”lerle elde edemeyecekleri kalbî ve ruhî hayat mertebelerini bu yolla en kısa zamanda elde edebilir. Cenab-ı Hakk kılığa, kıyafete, şekle değil; kalblere, kalbler içinde de mahzun, mükedder ve kırık kalblere nazar buyurur, onları maiyyetiyle şereflendirir ki, اَنَا عِنْدَ الْمُنْكَسِرَةِ قُلُوبُهُمْ -Ben kalbi kırıklarla beraberim.” sözü de bu ma’nayı ihtar etmektedir. Süfyan b. Utbe: “Allah bazen, mahzun bir kalbin ağlamasıyla bütün bir ümmete merhamet buyurur” der. Zira hüzün, her zaman kalbin samimiyet yanlarında göğerir.. ve insanı Allah’a yaklaştıran davranışlar arasında, hüzün kadar fahre, riyaya, süm’aya kapalı, bir başka davranış yok gibidir. Her şeyin bir zekâtı vardır ve zekât, zekâtı verilen şeyin yabancı nesnelerden arındırılmasıdır. Hüzün de dimağ ve vicdanın zekâtıdır ve bu iki duygunun saflaşmasında, saflaştıktan sonra da dupduru kalmasında hüznün tesiri çok büyüktür. Tevrat’ta: “Allah bir kulunu sevince, onun gönlünü ağlama hissiyle doldurur; ona buğz edince de çalgı neşvesiyle..” buyrulur. Bişr-i Hafi de: “Hüzün bir hükümdar gibidir; otağını bir yere kurunca, başkalarının orada ikametine izin vermez…” Sultan ve hükümdarın olmadığı bir ülke karmakarışık ve keşmekeşlik içinde olacağı gibi, hüznün olmadığı bir kalb de darmadağınık ve harabedir. Zaten, O kalbi en ma’mur olanın hali de kesintisiz hüzün ve sürekli tefekkür değil miydi..? Yakup aleyhisselam, Yusuf’la arasındaki dağları hüzünden kanatlarla aştı ve gidip bir tatlı rüyanın yorumlanması iklimine ulaştı. Hüzünle sızlayan bir yüreğin iniltileri, abidlerin evrad u ezkarlarına, zahidlerin takva u veralarına denk tutulmuştur. Günah ve ma’siyet dışı, dünyevi huzursuzluklardan dolayı yaşanan tasanın günahlara keffaret olacağını Hazret-i Sadık u Masduk söylüyor.. ya ukba buudlu ve Allah hesabına olursa..! Hüzün vardır, ibadet ü taatdaki eksiklik mülahazasından ve vazife-i ubudiyette ki kusur endişesinden kaynaklanır.. ve bu bir avam hüznüdür. Hüzün vardır, kalbin masivaya “Allah’tan başka herşey” meyl ü muhabbetinden ve duygulanın teveccühteki teklemelerinden kaynaklanır.. bu da bir havas hüznüdür. Hüzün de vardır ki, mahzunun bir ayağı nasût âleminde, diğer ayağı da lâhut âleminde, kalbin kadirşinaslığı ile her iki âleme karşı, muvazene ve temkine riayet etmeye çalışır; çalışırken de her an muvazeneyi bozdum veya bozacağım endişesiyle ürperir ve sürekli hüzünle inler ki bu da asfiyanın hüznüdür. İlk Nebi, hem insanlığın babası, hem peygamberliğin babası, hem de hüznün babasıydı. O, hayata uyanırken aynı zamanda hüzne de gözlerini açıyordu. Peygamberlik ölçüsündeki temkin ve azmindeki za’fın hüznüne, yitirilmiş cennetin hüznüne, kaybedilmiş visal ve maruz kalınmış firak hüznüne. O, bütün bir ömür boyu bu hüzünler ağında inleyip durdu. Hazret-i Nuh, peygamberliğiyle kendini hüzün cenderesinde buldu. O’nun sinesinde köpüren hüzün dalgaları, okyanuslarınkine denkti.. ve bir gün geldi ki O’nun hüzün kaynağı, okyanusları dağların zirvelerine kadar köpürttü ve yeryüzünü kapkaranlık bir tasa sardı. Derken O da bir tufan peygamberi oldu. Hz. İbrahim adeta, hüzne göre programlanmıştı.. Nemrutlarla yaka-paça olma hüznü, ateş koridorlarında dolaşma hüznü, eşini ve çocuğunu ıpıssız bir vadiye bırakma hüznü, çocuğunu boğazlamaya memur edilme hüznü ve daha bir sürü melekut buudlu, akılla çatışmalı hüzün silsilesi… Hz. Musa, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya, Hz. Mesih hemen hepsi hayatı bir hüzün yumağı olarak tanıdı, duydu ve yaşadılar.. ve hele en büyük Nebi Hüzün Peygamberi ve arkasındakiler… M. Fethullah Gülen her şeyin böyle baştan sona bir uğultu ormanı gibi sessizliğe gömülmesi hüzünden de ağır bir hüzün veriyor insana Adnan Satıcı Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır… Vladimir Mayakovski Hüzün ayazda kavrulmuş bir bahar çiçeği gibi üşürken içimde Bir telaşa kapılmışım bir telaşa âlemin şu yalancı gölgesinden Mehmet Baş Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak Ahmet Telli Acılar eskidikçe sızısı ucuzlayıp artıyordu değeri seneye de giyerim diye bir boy büyük hüzünler seçtim kendime Dilek Akın Çünkü hüzün eski dost baş tacı Onunla yuğrulmuş mayamız Gelsin Biz onsuz olamayız. Behçet Necatigil Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün; Edgar Allan Poe Elbette her veda gibi hüzünle uğurlanacağım Kimileri üzülecek kimilerinden fazla Az yaşadı diyecekler arkamdan az yaşadı Ama çok sevmişti… Ceyhun Yılmaz Güzel ve hüzünlü mektuplar ve mektuplar senin kokunu taşıyan Erich Fried Bir sonbahar gecesinde Sıkıntı ve hüzünlerle yüklü Sarhoş oldum ışığından yıldızların Ve şarkı söyledim hüzne, sarhoş oluncaya dek hüzün, Ve sordum karanlığa: “Tekrar getirir mi yaşam Soldurduğunu, ömrün baharına?” Ebu’l Kâsım Eş-Şâbbî İki dünyanın, iki dünyanın sınırıyım ben, Yüreğim, niçin hüzünleniyorsun? Işığı solmuş, ışığı ölmüş ölülerin güneşiyim. Benim ışıklarımda cıvıldaşıyor serçeler… Ana Kalandadze Hüzün bu, acımasız umutlarla aldanıyor, Sallanan mendillere yine inanıp kanıyor! Stéphane Mallarmé Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu ilham yiter ve solar gül; kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa bir yanardağ olur ten; hüzne ve aşka mütercim.. Kenan Çağan söz değildi gördüğün, neyse o ol kün ve seviştir seviştirebilirsen iki hüznü sözler buluta girmeden Hilmi Yavuz düşer düştüğün melâle ve hüznü yeniden-okumak için bir kitap olur dünya ve her şiir boydanboya                    ……………bir ıssızlıktır artık dizelerse giderek daha tenhâ Hilmi Yavuz Yolculuklara çıkacaktık seninle yanımıza kendimizden de bir şeyler alıp; üç beş şiir kitabı, üç beş uzun yol hüznü. Tozan Alkan ne tuhaf demin de aşağıdan bir bando geçti sormak isterdim sana bir bando şefinin hüznü nedir hilmi bey Edip Cansever Sen Hüznünü Alsan Sen hüznünü alsan Ben de kendi hüznümü Sen gizlice koysan çantana Ben defterime yazarak gelsem Varsak Ankara’da Gölbaşı’na Kıyıda bir bahçede Sen dudaklarında buğulanan çaydan Ben nargilemin dumanıyla Çekip gülümsesek içimize hüznü. Ahmet İnam Her hüznü her sevgiyi ayakta alkışladın Gül kökünden bir pipo Bir yasemin ağızlık Yadigar kalsın bezirganbaşı Tüm avcılara yadigâr kalsın. Ergin Günçe Sen yarım kalmış bir aşkın Kaçınılmaz sürgünü, Katlanan göğsündeki kayaya, Sen orda şimdi bir hüznü köpürt, Ben bir çocuğa su vereyim burada, Ben ki kiracıyım bir acıya. Metin Altıok Ücrâ ve fakir İstanbul! Ta fetihten beri mü’min, mütevekkil, yoksul, Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada. Yahya Kemal Beyatlı Kadın ve adam oturuyorlardı Aralarında bir masa vardı Ve hüznün aşılmaz engelleri Ataol Behramoğlu Sonra yalnızlığı denemek oluyor herşey.. Üç beş sandalye yetiyor hüznü ağırlamaya.. Gonca Özmen sorup durdular (duyuyor musun çığlığını hüznümün) son şiir kitabımı okuyanlar: nasıl haykırır ki hüzün? ve acı ya mümkün mü gözdeki bir damla yaşın haykırması? Nizar Kabbani en güzel yanı hüznün yüksek sesle konuşmaması Nizar Kabbani çantasını toparlayıp gittiğinde tatile hüznüm özlüyorum Nizar Kabbani Var mı vaktin hüznüm için Beyrut katliamından sonra Bir pazar günüm olmadı hiç Nizar Kabbani Bir lamba hüzniyle Kısıldı altın ufuklarda akşamın güneşi; Söndü göllerde aks-i girye-veşi Gecenin âvdet-i sükuniyle Ahmet Haşim Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını Cemal Süreya ben bu ara / yorgun ve duyuyorum hüznün gövdenden yayılan müziğini İsa Karaaslan nerde hüzne açılan avlusu kalbimizin? Koray Feyiz bakışından yakaladım seni duruşundan su gibi akışından sesinin ağaçlar kuşlar cümle bulutlar geçti hüznünden yakaladım seni Arif Ay Avuçlarımda dağılan kar gibiydi yüzün Ve semazenler dönüyordu hüznün çevresinde Geçtin ansızın öte yakasına ölümün Yaşamaktan usanmış Nereye gidersin böyle Alıp başını giderek İsmail Haydar Aksoy Vaktaki dalar ruhunu tedkike hayalim Bir neş’e-yi pür-hüzn ile ser-mest olurum ben Nigar Hanım İstanbul ve yeryüzü hüznü avutacak gibi değil Cahit Zarifoğlu Inandım… Her şeyi gören kimse yok… Acı tene özgürce çiziyor resmini Ve bir orman, evinden izliyor Acının hüzne dönüşünü… Hayriye Ersöz Ah/sen Hüznümün göz bebeği Ne zaman Bir bebeği düşe kalka yürürken görsem Bir şarkının sözleri uçup gitse aklımdan Kıskansam, uzlete çekilmiş amcaları Ne zaman uzağında bir ülkeye sığınsam Yakınındayım, bil ki Vakit tamam İşgal ettiğim hayallerinden Çekiliyorum Yokluğum alnından öper şimdi senin. Adige Batur Bundan değil midir bizim aşkımızda Sürekli bir akşam hüznü vardır. İlhan Berk Ne yana baksam hüznün telaşı… “bende bulutlanmalar” Umman Şahiner ve onun hüznü vardı ... ve onun hüznü bir haydudun hüznüdür biraz da kendinin yaptığı Turgut Uyar Hüzün, içerlemedir – Hüzün, içeri içerlemedir babaların tek başına çocuk gezdirmesinde uzun-yalnız kadınların hoyrat kuzey şarkıları uğuldayan ejderhalarla iner gecenin yoksul zeminine Her insanda bir iskele bulur, yanaşır acı Sahiller kayalıklarla ne kadar gizlense de küçük iskender Ne kadar hüzün geçmişse dünyadan Ne kadar acı geçmişse yaşayacağız Hepsini yeniden, bir bir dünyada Dünyadan ve dünyayla sana sığınırım Acılardan ve hüzünlerden değil Kaçmalardan ve korkulardan değil Çünkü bir güçtür sıcaklığın kollarıma Çünkü kanları, kanları, kanları hatırlarım Çünkü ölülerimiz toplanacaktır Ve yüceltilecektir bir mavide. Turgut Uyar Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Düşsel kalp kalesi! ben sana sürgün, sen bana hüzün dayanır mı hüsn ü aşk bu kırgındır yollar döndükçe burçları bengisuyunda Aşk’ın ve kimbilir hangi soyunda güzün Hilmi Yavuz Kocamış bir çınar gibi yüreğin Dallarına hüzün yağar Kökü yedi kat altında olsa da yerin Yaprakların güneşe sevdalı Ali Haydar Timisi Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale akıyor ışıklar. Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Mevlânâ Celâleddîn Yağmurlar da diner ölür gibi sonunda Tükenir gece, yıldızlar söner, güneşi çağırır hüzün. Adnan Satıcı çünkü sağlıklı bir güneşe taparsın sen her bir ışını şiir yazanlara umut ve hüzün veren Turgut Uyar Ben bu iskelenin süryanisiyim giden gider bana kalır güneşin kızıllığı herkesi uğurlayan o uğurlanmaz hüzün ayırmaz kıyısından içimdeki korsanı Ali Ayçil Gece ve sis içinde yürüyor yüzünüzdeki derenin şıkırtısı, hüzün dünkü çocuk kalır yanınızda, gözlerinizde Engin Turgut Zamanlar geçtikçe neden Mutluluk mahzunluk oluyor fotoğraflarda Acaba Keder mi, acı mı, hüzün mü dünyanın rengi Mahzunluk mu yoksa yaşam Edip Cansever Hoşçakal, dostum, el sıkışmadan, suskunlukla Sakın üzülme, nedir bu gözlerindeki hüzün? Şu yaşamda yeni bir şey değil ki ölüm, Ama pek öyle yeni sayılmaz yaşamak da. Sergey Yesenin Kapılarını yıllardır çalmadığım Eski dost evleri gibi Eski şiirlerim Kitaplarda Bekler beni… Girip dinlendiğim olur İçlerinde Bir kahve içimi Çıkıp giderim sonra Buruk bir hüzün Bırakıp geride… Ataol Behramoğlu Hep hüzünlü, ama canlı kalır. Bir acı ayrılığın anısının, bazen, Sevecen bir buluşmanınkinden, Çok daha canlı kalması gibi. Aleksandr Sergeyeviç Puşkin say ki bir babayım ve muğlaktır hüzünlerim düşün ki iliğim hüzünlü bir kızın yağmurlu sunağıdır muğlak bir acı ne kadar büyütebilir ki seni Hasan Tan Öyle durup düşen yaprakları seyrediyorum, Bazen de kulenin en tepesine çıkıyorum Akşam karanlığında gölgeler iniyor öylece Sonsuz bir hüzün gelip oturuyor gözlerime. Po Chu-I viran eylediğin gün yorgun hayallerini ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm Nurullah Genç hüzün çocuklar için arada bir ve yaşlılar için sürekli bence oyalanıyorum, terziyim daha balığa çıkmasam bile hafta başlarında bir batıra iğnemi, bir batırmaya oyalanıyorum beni doğrulayan ve doğrulamayan hepsi bir arada hüzne az bir şey var, yaşlılar için olan Gülten Akın ben şimdi ve daima kalbine hüzünler ihbar edilen bir şairim: söyle nerde, haydi söyle o kanayan sözlerle sedefli güzeller? kimbilir nerde saklanan Hilmi Yavuz bir gülün biraz daha gül, bir hüznün biraz daha hüzün ………………oluşu gibiydik ayrıyken de, birlikteyken de … yaşadık: bir kayboluşun kayboluşu… Hilmi Yavuz yüzün yağıyordu pul pul tavandan kulaklar, yanaklar, kirpikler, tenin ağır ağır iniyordu hüzün tavandan Ali Ural öpmedim hiç bir kadını onbeş yıl kendi halimce onlardan habersiz aşık olduğum kimi kadınların adlarını bile unuttum bir kaçının adıysa çıplak ve serin bir rüzgar gibi hala durmadan eser düşlerimde onlarla ilgili masallar uydurdum umutlar büyüttüm alıp koynuma uyudum hüzünlü seslerini Ali Biçer Bir eli alnında benim gibi. Ama biraz daha mı hüzünlü? Otururken de Biraz daha mı çıkarıyor kamburunu? Cemal Süreya Her sevginin artık çözüldüğü gün, Alınlarda matem, yüzlerde hüzün, Bizi yalnız onlar tanır gündüzün, Geceleyin onlar kalır beraber.. Ahmet Kutsi Tecer “Ben” dedi, “sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum. Hem sizin bilemediğiniz birçok şeyi Allah tarafından vahiy yolu ile biliyorum.” (Yusuf-86) Kur’ân hüzünle nazil oldu, onu okurken ağlayınız. Ağlayamıyorsanız, ağlar gibi okuyunuz. Hz. Muhammed (S.A.V.) düpedüz oyalanıyorduk hüzün ve kederle M. Sadık Kırımlı Hüzünlü bir istasyondu Kadıköy İyi kötü yaşayıp giderken Ahmet Ertan Mısırlı ağır ağır soyunursun, göğüslerin uzaklardan bir anı kanamalı bir ilkbahar sabahı, çarpık bir hüzünle istasyona yanaşan buharlı bir kara tren bacaklarının arası Altay Öktem Hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul Edip Cansever Sevgilim, İşte Eylül Ve İşte senin usul usul seğiren yüzün Zaman ki sonsuzdur Bitmemiş şiirler gibidir Bazı hüzünleri Bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir… İlhan Berk Bilsem ah Nerden gelmekte hüzün kuşları Nizar Kabbani Ey bizi bekleyip bekleyip hüzünlenen çağ Bir hal olmuş bize bir hal olmuş bize . Osman Sarı Ne hüzün devam eder ne sevinç Ne sıkıntı, ne rahatlık İmam-ı Şafiî İstemedim, hüzünler bulaşsın sözcüklerime, İstemedim, acılar gölgelesin sevincimi, Yazmadım sana bugünlerde kadınım. Yaşadım seni yazılamayacak sözcüklerin içinde Bir sevda ki bu; ne yazılsa sevinci damıtır sözcüklerin imbiğinden Gassan Satar Vadîleri rîk ü şîşe-i gam / Kumlar sağışınca hüzn ü matem» (Vadileri kumluk ve gam şişelerinin kırıklarıydı; kumlar sayısınca da hüzün ve matem vardı.) Şeyh Galip Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum okyanusta yaşayan ve yüreğini tahta bir kavalda usul usul çalan küçük hüzünlü bir peri geceleri bir öpücükle ölen ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan… Furuğ Ferruhzad Dalgın ve hüzünlü, Vladimir Mayakovski Her zaman hüzünlü bir görünüşü vardı onun - …..belki de tüketemediği gücündendi bu hüzün – baharın o geniş melankolisi gibi güzel bir hüzün. Bildiğimiz kadar, hiç parçalanmamıştı daha önce. Bir kapıyı açar gibi Yannis Ritsos Daha bir saat önce senin hüzünlü kocaman gözlerinle oturduğun bu köşecikte geçip giden yük gemilerini izliyorum dalgınca Ersin Salman ve sevgilim, sana gelince: bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente, hüzünlü bir sesle: “buralar eskiden hep benimdi” diyeceksin kendine. Mavi Tuğba Karademir güz bir ney’dir, bir gül üfler ……………………ve akik işler kalbine, dinle! hangi hüzünler evidir ve hangi sazlıkta gurbet gösterir bir kuş şimdi mesnevî ve ahd-i atik? Hilmi Yavuz Sanki, çarpıkların ateşi sıkıldı terledi de sulanıp söndü üzüntüden; Sularıysa hüzünlerinden ateş gibi kızdı, buharlaştı.. İmam Bûsîrî (Kaab bin Zubeyr) içimin ırmakları kurudu bütün yapraklar soluk hüzün kokuyor çiçeğim hangi yağmurları müjdelersen müjdele yeşermez bir daha yangının düştüğü yer aşk da küstü kim dinler kalbimin kırık sesini artık Nuri Can hüzün ceketimin iç cebinde bir tütün yaprağı gibi Cafer Turaç o eski hüzünlerin aldığı biçim; harflerin ormanında çok çok dolaştı; ağacı, yaprağı, çiçeği aştı; -ama yok! bir karşılık bulamadı melâl’e… Hilmi Yavuz Hayın kaderin fırtınaları altında Soldu güller açan taç yaprağım da Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız Ve gelir mi sonum diye bekliyorum. A .S. Puşkin biraz sonbahardınız ne çok severdiniz harami rüzgârları güz gülleri açarken gamzeler yeşile yasaklı dallarınız yaprak dökerdi en kuytunuza bir bulut saklardınız gözlerinizde hüzünlü şarkı gibi yağardınız geceye Nuriye Zeybek Kocamış bir çınar gibi yüreğin Dallarına hüzün yağar Ali Haydar Timisi Yine gece, yine hüzün Ve yine içimde sen Ve yine biliyor musun? İçimde sen olunca hüzün de güzel… Abdülhak Hamit Tarhan Bir el, yüreğimin sessizliğine Hüzün tohumları ekiyor. Furuğ Ferruhzad arayerde bir hüzün büyür gider. Turgut Uyar Çok eski zamanlardan geldim Bu benim bir ağaç kadar yalnızlığım Bir başıma kalmışlığım Kalın bir hüzün Ahmet Ada “Gümbür gümbür atıyordu kalbim. Hüzün vardı atışında. Kadın senden soğumuşsa, unut gitsin. Seni severler, sonra içlerinde bir şey söner… Bukowski masada kalan bir kaç meze ve yarım bardak tutarında nefes alan, bir kadeh rakı geceye kalkıyor dalgalar yüreklere vuruyor, yürekler ıslanıyor balıkçı ağlarına takılıyor bütün hüzünler “denizden babam çıksa yerim” diyen Manos ah! Manos Manos bile konuşamıyor kadın kadehini dolduruyor sigarası intihar ediyor yâr gidiyor Pelin Onay -Bismillah, elif lâm- Aşkım bir hüzün bulutuna dönüşüp Çöker dağının üstüne Havf ve reca makamında Dilimde dua metinleri aşk ayetleri -İnna lillalıi ve inna ileyhi raciun- Güzel hayatlar ve ölümler için. Mustafa Özçelik saati soran, durmadan aşkın ve acının saatini akşamın saatini soran gençliğim ince bir hüzünden ince bir acıya rehinli ... Oturdum sessizce sana sevdalı Çınaraltı’nda yalnızca beyaz güvercinler yüzümde yalnızca beyaz bir hüzün Refik Durbaş Ve gün batımıyla leylek sürüsü Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Nacinin yüzüne Edip Cansever Hüzünlendi çocuk, Gamzelerine iki büyük çaresizlik doldurarak “Yalnızlık yavrusunun gözlerindeki çaresizlik gibidir” dedi kadın. Gassan Satar çocuk güzel anılar gibi hüzünlü hüzünlü şarkılar gibi güzel Cemal Süreya Tanrının hüzünlü çocuklarıyız Engin Turgut hüzünlüdürler ırak’a giderken kaçakçılar çoğu çocuk ekmek peşinde namus uğruna katır kervanlarında dönüşler sevinçlidir sıcaklaşmış eller yürekler kanatlanmıştır abdurrahman adıyan Unutma Hüzündür bu dile kolay Yasin Erol Ömürlerden taşar gençliğimde zaptedilemeyen hüznüm yine aynı hüzün Ağlarsam yağmurda ağlarım kimse anlamamalı Naim Kandemir Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla Ali Asker Barut Karşındaki duvara astığın askerlik fotoğraflarında Geceyle gündüz arasına sıkıştırdığın saatlerin dinmeyen sesinde. Yalnızlıkla hüzün arasına sıkıştırdığın günlerin ak beyaz aydınlığında, gecelerin serin seherinde… Refik Durbaş Hilmi diyor ki ben Ucuz hüzünler kiralardım Hilmi Yavuz istedim ki gülüşümle senin aşkına karşılık vermiş olayım ancak senin gözlerindeki hüzün ellerimi titretti benim ısırılmış elma elimden düştü yere yüreğim git dedi, git!  Furuğ Ferruhzad burası sebepsiz hüzünler sultanlığı Hüseyin Atlansoy hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde ölüme giden gizli bir gemi vardır Jan Ender Can Ah bakire hüzün parmaklarımızın arasında duruyormuş ölüm taşları doldurup cebine yürür suya bedenin .. Sacide Bayraktar Sezgenç hakkâri dağların kenti ters lâlelerin çiçeklerin şiir armonisi çığların ve bebek ölümlerinin ıtır ıtır esen hüzün ve ağıt senfonisi Abdurrahman Adıyan ve ayakta tutar hüzün imparatorluğunu, ayakta alkışlatır kendini ölülere; günü gelince de yorulur her ölümlü gibi pıhtılaşır ve donar; o zaman da buzdan bir şehir olur Cahit Koytak Değdiriyordun diyelim parmağını Hüzne yavaşça Eriyip rengârenk bir uçurtma Oluyordu o an Hüzün dokunmanla İsmail Uyaroğlu aldatılmış bir kumsaldır zaman parmaklarımı sayıp döktüğüm. herkes ölecek yaştadır orada toprağı ayaklandıran bir yağmur altında dağlara doğru süpürülmüş barakalar ve hüzün, en eski kavuştağımız, kendi hâlinde bir dağ Şeref Bilsel harfler ki, dağbaşlarıdır; sözler, bulutların ördüğü hâle… o eski hüzünlerin aldığı biçim; harflerin ormanında çok çok dolaştı; ağacı, yaprağı, çiçeği aştı; -ama yok! bir karşılık bulamadı melâl’e… Hilmi Yavuz akşam ıssız bir ağaç biçiminde sırrı dökülmüş aynalarda görünür (bakmak, uzaklara dokunmaktır sen benim en alımlı gözlerimsin) bakışını duyar gibi güllerden tıpkı enli ve kalın hüzünlerden bana bir gülümseme biçer gibisin Hilmi Yavuz ve akşam artık sabahtır uzun aşk konuşmaları bittiğinde ve direttiğinde kendince hüzün artık yalnızca bir militan düşü ve bir aşkın düşüşü vardır Sıtkı Caney her şiir bir sözcüğü örter ve gizler; görülsün istemez ‘gül’ veya ‘hüzün’… gizli bir hazine midir, bilinmediği, kimbilir nereye gömdüğümüzün? Hilmi Yavuz kimbilir ne anlama geliyor artık, şu eskiden “hüzün” dediğimiz şey? Hilmi Yavuz sevda sözleri! siz şimdi benim hangi tür hüzünlere ne ad verdiğimi nereden bileceksiniz? tedirgin ve kömür olmuş sesler duyarsınız ama bu birşeyi anlatmaz ki! şiir, hilmi yavuz, mühür lenir ve gömülür! Hilmi Yavuz İri gözlerimde keder Kılıcımda hüzün Satın beni satın beni Rakı için Halim Şefik Güzelson Gönlün hüzünlenir bunu duydukça ürkerek. Yahya Kemal Beyatlı Baktım hüzünle her birinin benzi sapsarı. Yahya Kemal Beyatlı Yağmurun altında duran bir trenden hüzünlü daha ne var ki hem dünyada? Pablo Neruda söylesem hüzün olur, söylemesem de hüzün; zaten sözler de bezgin… kime anlatılsın? Hilmi Yavuz çünkü kar yağıyor çılgın hüzünlü Turgut Uyar Varsın hüzün sözcüğü eşanlamlı tutulsun ömrümüzle A. Hicri İzgören Ve dolaşırken göz kamaştıran güneşte hissetmek hüzünlü bir hayretle nasıl da benzediğini, hayatın ve acılarının, üstü cam kırıklarıyla kaplı şu duvar boyunca yürümeye. Eugenio Montale biraz önce yağmur yağmış o istasyon hüzün dağıtırken uzaktan bakanlara bile kıyı yolundan geçenlere ve yolculara ki hüznün kendisidir biraz şairdir akşama doğru anlayışla bakar istasyon şefi hafif gülümseyerek Egemen Berköz Bir hüzün sisi sarmış ne yazık ki çepçevre, Kalın bir kefen gibi, etrafını kalbimin. Charles Baudelaire Örtelim En kalın hüzünlerle örtelim Denizin dipten gelen yabanıl sesini Örtelim Kevser en ağrılı yerimizin Kısa acılardan kalın hüzünlere akan sesini Ahmet Ada Boşalan yağmurlarız, su kenarlarında saz Birkaç kişiyiz Ayşe Celâl Veysel Konuşurken hüzün anıtları devriliyor Dünyanın bütün meydanlarında Ahmet Ada Bir otel odasının karanlık köşesinde Fırtınanın sesini andırıyor nefesim, Kulağımda saatin hüzünlü tiktakları Karşımda ise beni parçalayan bir resim! İlhami Çiçek bekle, sarı yağmurlar hüzün getirdiğinde. Konstantin M. Simonov Yağmurda parkta oturulmuyor, İstasyon çok hüzünlü; Acaba nasıl geçirmeliyim, Bu koskoca günü? Şükran Kurdakul Düşlerimde bile hüzünlerimi besledim Nurullah Gümüştaş Yağmurlar da diner, ölür gibi sonunda Gecede bir yıldızdır hüzün yanar da söner Acıya süreğen yurt olamaz insan Bulut olup dağılır içimizdeki keder Adnan Satıcı Sen şimdi camların ardında buğulanan gözlerinle Yağmura sarılacak kadar hüzünlüsündür Yasin Erol hüzün hüzün üstüne yağmur yağmur üstüne şemsiyemde yok Nuri Can Gümbür gümbür atıyordu kalbim. Hüzün vardı atışında. Kadın senden soğumuşsa, unut gitsin. Seni severler, sonra içlerinde bir şey söner… Bukowski Beklemiş he şey adına Dinle. Çatırdayan dal Kırılan kalp Ve sırrı neyse rengin Pencereden göründüğü kadarmış hayat. Bejan Matur Çok mu hüzünlü konuştum! Ben hüzünden sıkılırım aslında, en çok da kendi hüznümden… Meral Okay Hüzünlüdür baba evi. Kalır bırakıldığı gibi Kendini son terk edenin zevkine uygun, Yeniden kazanmaz istercesine o gideni. Philip Larkin Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün. Edip Cansever Senin de kıyılarını elinden aldılar mı İbrahim Tenekeci Nerelisin yeğenim? Hüzünlüyüm dayı. Ali Erdoğan Bir kalp gibi hüzünlüydüm Nazik el Melâike İnsanın genç yaşta ayağı tökezleyip boşluğa yuvarlanırsa; hüzünlü bir hayat tamamlar zamanını. Aşkın ve sevdalandığım şiirin son durağında inene dek, belki bu tamamlanacak zamanın hüznüne yardımcı olmak düşecek bana. Metin Fındıkçı Birini unuttuktan sonra bile mutluluklarının ya da hüzünlerinin sesini hatırlayabiliyorsun,bedeninde hissedebiliyorsun. Anne Michaels hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Vladimir Mayakovski Derinde sızlayıp yaran, Kalbini dağlayıp üzer her zaman. Göze hüzün çöker, göze yaş dolar, Sevince elveda, düşe elveda. Bahtiyar Vahapzade En son evin önünde, Gözlerini açıyor delikanlı Ve kapıyor sonra hüzünle, Elini koyuyor kalbinin üzerine. Johann Ludwig Uhland Hüzün daha iyidir Yalanın yarattığı üzüntüden. Judith Herzberg Ben ne zaman bir kelebek görsem Seni anımsarım İncecik bir kelebek Düşlerime konup konup kalkan Ufalanmış bir hüzün tozuna Bulanmış kanatları Sedat Umran hüznün gölgesi gönle çöktü ansızın bu gece acı bana hüzünlen. umut arzum kana bulandı hüzün okları öylece gönle saplandı hayatın bu sarhoş denizinde umut gemim karaya oturdu. Ali Şeriati yersiz yurtsuz ruhumda bir yer edinen hüzün. Oya Uysal Bakışlarında üşümüş bir bozkır kurdu uluması Peşinde tenezzül ve nüzul bir hüzün, dilinde yavuz mısralar! Yılmaz Arslan “Böylesi şeyleri yüzüne bakarak söyleyemem. Ama yüzünü dönmemelisin, ne olursa olsun. Hadi, şimdi git artık.” Bir an omuzlarımı sıktığını hissettim. Ve başımın arkasını öptü. Beni gitmem için itti. Durup geri bakmadan önce iki üç basamak indim. Gülümsüyordu, ama hüzünlü bir gülümsemeydi. “Lütfen uzun sürmesin,” dedim. Yalnızca başını salladı. “Hayır, çok uzun değil” mi, yoksa “Umutlanma, uzun sürmemesi olanaksız” mı demek anlamına geldiğini bilmiyorum. Belki kendi de bilmiyordu. Ama üzgün bakıyordu. Umutsuzca üzgündü. John Fowles ve ben uzanıp durduğumda yatağıma ince bir su gibi ıssız sorun kalbime özlemek nedir, acı nedir, hüzün nedir yasaksa aşk titreyen yüreklerin deltasında varsın kurusun güller, sular kararsın, kumlar yansın bir çöl akşamıyım artık bıçak keskinliğinde yakınmadan esip geçiyor düşlerim Nuri Can başsız bir leopar… sürünür geçer yanımdan… dokunuşların… ‘hüzünlü tropik’ bakışların… sürünür geçer yanımdan… Lale Müldür Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden aşk için bir vaha değil aşka otağ yaran. Sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları bir harfin başlattığı yangın ile söndür. Beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım. Öyle mahzun ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın. İsmet Özel “Seni seviyorum” diyen o hüzünlü bir ozandır şarkılarını yitirmiş Ahmed Şamlu Yaşlanmak, gözyaşları olmadık hüzünlerde Sızar, görürsünüz çoğunuz Kıyı köşe, durmayın üzerinde Gördünüz mü giderim. Behçet Necatigil Bu son buseydi anlıma koyduğun …Ve… benim sana son seslenişim anne Kalk üzerimden topla düşürdüğün incileri …bedenim henüz sıcakken nefesinle Yıka beni gözlerindeki hüzünle Yıka beni sözlerindeki ağıtla ? Çoktan çalmıştı saati acıların… Sabahın o serin, ürperten çiyi Alnımda donuvermişti, O çiyler belki bu hüzünlerimin Gözyaşlarımın işaretiydi. Lord Byron burası sebepsiz hüzünler sultanlığı Hüseyin Atlansoy Özlemin olur üstüme yağan bu Yağmur, büyük hüzünleri yıkasın Zabi Hamis yap boz hüzünler yapıştırdık makyajlı yüzlerimize Gürkan Kesici Bir ağaç yalvarışlarıyla hüzünlendiriyor bahçeyi Salih Bolat o gün içime çöktüğün gündü mevsim hüzündü Ali Ekber Ataş Oturdu.. Umutlanarak ters çevrilmiş fincanımdan gözlerinde korku belirdi ansızın Dedi: Ey oğul…hüzünlenme Bu aşk sana yazılmış Ey oğul Ölene kadar tanıklar… Aşka tapmaktan kim ölmüş Fincanında…dünyanın korkusu dolu Hayatın yolculuk ve savaşlarla… Çok seveceksin ey oğul… Çok öleceksin ey oğul… Unutulan bütün topraklara aşık olacaksın.. Yenilen krallar gibi geri döneceksin.. Nizar Kabbani Gözlerin sorguluyor beni Hüzünlü ve sessiz Düşüncelerime sızmaya çalışarak, Tıpkı ayın okyanusun derinliklerini görmek istemesi gibi… Rabindranath Tagore sesimde hüzün evleri dudaklarımda kuyu: bir kayaya yaslanıp boz bulanık bir sudan içtim: ölüm içtim ölüm içtim ölüm içtim yarıldı dünya duymadın mı sevgilim? Kemal Varol Gecenin içine ürküp düş/müştü, bir sevgiyi taşırarak fincanda, bir eli cebinde, ağzında ıslıkla; düştüğü bir şiire gece . bir fincan çay . eller . gözler . sevgi . istanbul . pera . düş . gece Hepsi, hüzün ve hece. Seyhan Erözçelik hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde ölüme giden gizli bir gemi vardır Jan Ender Can orta yaşlı bir kelebeğiyim istanbul’un her ayrılık bir hüzün bırakır yüzümde iki fotoğrafımı bulmaca kitabında yan yana getirip soruyorum okura aradaki sekiz farkı bulun Sunay Akın Yüreğimi kaplayan acı sözcüklere döküldü mü, yurt edinir tekmil gövdemi. Artık tepeden tırnağa yastır, öfkenin yerini hüzün alır. Kyogoku Tamakene yeşil gözlerinin mağrurluğunda rüzgar saçlarıma değip geçerken içimde titreyen hüzün seni çağırır aslında ne gözlerin yeşildir ne de rüzgar saçlarımda eylenir hepsi benim gördüğümdür hepsi seni sevdiğimdir Adige Batur benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir. Furuğ Ferruhzad Anılarımdan uzak düştüğüm zaman, düşlere dalarım içlerinden gülücüklerin, hüzünlerin, aşkların ve suskunlukların yükseldiği. Mari Nasır kendinden yorulmuş bir gecenin içinde gidiyoruz… sevdam, yorgun bir çırağın derin uykusunda saklı bir düş gibi, şoför küfrediyor hüznüne, “bıyıklarımız büyüdükçe gülüşlerimiz kısaldı be abi” diyor… seni özledim, özlemin bir çırağın tek renkli uykusunda şoförün hüznünde. Mehmet Emin Arı siz şimdi gidersiniz, önceki yüzünüz kalp bir hüzün hikayemde Hüseyin Alemdar Şiirdir, yok yere bir hüzün eker topraklarıma Süleyman Unutmaz hilmi! gel akşama hüzün var bir de gül, bir kibrit Hilmi Yavuz Sarmış buğulu hüzün dört bir yanı, Kalbim annemin kalbi gibi hisli; Her halim garipliğime emare… Fethullah Gülen Esen rüzgâr hüzünle eser gelir.. Ve rûhlarda garip hisler belirir. Fethullah Gülen bir çocuğun annesini sevişi gibi seviyorum seni, kederle ve hüzünle Behçet Aysan Güzeldi ve değerliydi yaşadıklarımız; kendilerine layık birer yer bulacaklar ikimizin de yaşamlarında: hüzünleri eksik olmayacak ama olsun: olacaklar ya!… Oruç Aruoba Dünyanın en uzun hüznü yağıyor Yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne Kar yağıyor ve sen gidiyorsun Ağlar gibi yürüyerek gidiyorsun Erdem Bayazıt Dilerim hiç bilmezsin ne denli hüzünlüyüm. İnan, kendimle üzmeyeceğim seni. Andrey Voznesenski Sen misin değişen, Yoksa ben mi? Bütün geçmişimizden, geçmiş yıllardan, Bir zamanlar biz olan o insan gölgeleri Hüzünle el sallamaktalar bize şimdi. Andrey Voznesenski işte yağmur, gece. ‘kendim’leri izlerken karanlık, “bir yerine geldim ki gecenin sen yoksun” yarığına yığılıyor, hep kara kalemle çizilmiş sandığım, keskin, dünyaya meydan okuyabileceğine inandığım yama köşesine çekiliyor küçük yahudi hüzünlerinden, taş plakta dönen, kırık: Hilal Karahan Ve Hüznüm Doğduğunda… Özenle besledim onu. Ve hüznüm doğduğunda hüzünle besledim onu, Gece gündüz üstüne titredim sevecenliğimle. Ve hüznüm büyüdü zamanla, serpilip güçlendi, Tüm canlı varlıklar gibi olağanüstü güzelleşti. Ve hüznümle ben, hep sevdik birbirimizi ve dünyayı Kaynaştık güzel ruhlarımızla birbirimize ve dünyaya. Ve hüznümle ben, söyleştikçe günlerimiz kanatlanır, Konuşkan düşlerimizle seçkinleşirdi gecelerimiz. Ve hüznümle ben, şarkılar söylerdik, komşular dinlerdi; Çünkü deniz gibi derindi, anılarla dopdoluydu ezgilerimiz. Ve hüznümle ben gururla yürürdük, saygılı gözler önünde; Düşmanca bakanlarda olurdu, çünkü soyluydu hüznüm. Ve hüznüm her canlı gibi öldü bir gün, yalnız kaldım; Kendimden geçtim, düşüncelere daldım, bunaldım. Ve konuştuğumda duymuyorum şimdi kendimi, Ve komşularım gelmiyor artık şarkılarımı dinlemeye. Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi: “İşte bakın, burada yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam.” Halil Cibran Bir dem yar hüzünle baksa, Bir gönül gözüyle baksa Yiğidi gül ağlatır, gam öldürür Ömer Lütfi Mete Eflatun bir iç çekiştedir vakit. Göğün ışıkları kararı verir hüzünden. Yıldıza veda… Köksal Özyürek doğmuş bulunmakla hüzne bulaştım insanlar, evet onlar ki hep tanış oldukların …beni ne kadar da anlamamışlar oysa bir sıcacık soluğuma tutundu dünya Kederimden okunuyor yüzüm Yarı silik, yarı parçalı hüzünkâr. Turgay Demir taş duvar demir kapı bedeli ödenmiş acı hangimiz hangimizden alacaklı pencerede yağmur içimde dağlar ve gökyüzü nefret ve hüzün yalnızlık barışığım hepinizle küsüm kiminizle ( Denizin sesi yüzlerinde kalkıp yürüdüler) Refik Durbaş Ah bakire hüzün parmaklarımızın arasında duruyormuş ölüm taşları doldurup cebine yürür suya bedenin .. Sacide Bayraktar Sezgenç Gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi Arkadaş Z. Özger sıkışmış yüreğimize kimbilir ne kadar hüzün yitik değil yarınlarımız, yeşerir elbet Kaan İnce Güller dökülür bülbül ölür, sevgi gider Çimen çocukları yeşerir sonra, Onlar da çekilir birer birer, Neydi ey yürek ne sandın ki? Hüzün kalır mıydı gitmişken sevgi. Hüsrev Hatemi Ağır dökülür hüzün saatinde kum Babür Pınar Yağmurda parkta oturulmuyor, İstasyon çok hüzünlü; Acaba nasıl geçirmeliyim, Bu koskoca günü? Şükran Kurdakul Kapımı üç defa çalan postacı Adresinde yok! Diye notlar düşer, Eski adresimde bir hüzün eser; -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! … Bahaettin Karakoç nakaratındayım anıların beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk, babasının şarkılarını söylüyor öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu ben de senin şarkılarını söylüyorum is gibi, sus gibi, öyle vurgulu kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem, sana sarılamayacak kadar yorgunum artık Pelin Onay neden yorgun akşamları giyindik her sabah üstümüze aktar ölçeğinde mi incelir hüzün, sarraf nezdinde mi oluksuz bıçaklarla sevişen kaçıncıda ölür ve kısa pantolonlu bir çocukluğun dizleri neden hep kanar bir de bunu ekleyin Orhan Alkaya Bu gözlerdeki Bu sözcüklerdeki Aralarındaki bu hüzünlü sessizlik aşktır. Cevahir Sipahi kim satın alır ki ikinci el hüzünlerimi Mustafa Suphi gerçekte bir sevinç, bir mutluluk yok değildir yüreklerimizde sevgiler umutlar yok değildir öyleyse neden çabuk küseriz birbirimize çabuk öfkeleniriz durup durup böyle hüzünlenmemiz neden anlamıyoruz da ondan mı yoksa bir bütün olduğunu mutluluğun umudun bir bütün olduğunu seziyor muyuz yalnızca baktıkça gelincik tarlalarına uzaktan öyle bir arada güzel yaşamanın lezzetini kanımızı tutuşturdukça gün günden buğusunu saldıkça bir tütün dumanı gibi yaktıkça genzimizi. Edip Cansever birgün gideceksin buralardan yaz yağmuru gibi süzüleceksin. ve ben, her kuzu kesilişte, başını yana yıkıp senin hüzünlenişini göreceğim İbrahim Karaca hüzün dolarsa bu gece yarısı içine “çek bir soluk rüzgarından sevdamızın” çevir gözlerini güneşin doğacağı yere. A. Kadir Denizler benim kadar kıpırdayamaz bak şimdi parklardayım bir çocuğun menevişli gözlerinde. Hüzünleri bırakmanın günü günü çığlığı olmak dünyanın, hüznümü iki kat ediyor ama gecede alnıma dayalı alnın. Ahmet Oktay bırak bana, hüzünleri, üzüntüleri acıları, yıkımı— al götür işıkları, aydınlığı sevinçleri, mutluluğu. gidiyorsun: bütün kendimi göndersem seninle götürür müsün? Oruç Aruoba Biliyorum Birgün bu şehirden gideceksin Pırıl pırıl ışıklı bir istasyonda Elinde ufak valizin Ne yapalım hayat bu Yaşamak biraz böyle diyeceksin İçinde hür maviliklerin özlemi Küçük odanı, kitaplarını Ve mahsun bırakıp göklerle başbaşa beni Biliyorum, Bir gün bu şehirden gideceksin…! Fethi Giray Gün soldu yürek soldu gece soldu yüzün soldu hüzün ve yüzün ne kötü kafiye ne berbat hayat Refik Durbaş Bir zamanlar güldüğünü Anımsar da…Yoğurur hüzünün çamurunu Avuçlarında. Özdemir Asaf Fotoğraf durakta üç kişi adam kadın ve çocuk adamın elleri ceplerinde kadın çocuğun ellerini tutmuş adam hüzünlü hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü kadın güzel güzel anılar gibi güzel çocuk güzel anılar gibi hüzünlü hüzünlü şarkılar gibi güzel Cemal Süreya işte her şey nasıl haince karıştırılmış kirli çamaşırlarla sabunlar ayrı semtlerde saatin sonunda meydan suyun sonu ilerde böyle yaşamak zordur elbet anlıyorum çılgın ve hüzünlü Turgut Uyar Dün gece görünmedi yıldızım Söz vermişti geleceğine Artık daha hüzünlüyüm balıklardan Daha güçsüzüm ... Ağla sevgili yıldızım Yeryüzündeki dostun da Ağlıyor bak burada Mevlana İdris Zengin İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını diyor birisi, katılıyorum o sabahlara öğleler kaba yaşanır, kalındır akşamüstleri ince hüzünlü çiçekler alınıp verilebilir sabahtır yalnızlık nasıl sabah nasıl yalnızlık Turgut Uyar - her şey akıp gider, bir katı hüzün kalır Turgut Uyar Yaşlandığında (dediği gibi Ronsard’ın) yazdığım bu dizeleri anımsayacaksın. Memelerin hüzün duyacak çocuklarını emzirmekten yaşamının, boşluğunun bu son dip sürgünleri. Pablo Neruda Bekle beni, döneceğim Bütün direncinle bekle beni. Bekle hüzün yağmurları Gökyüzünü kaplayınca, Karakış üşütürken bekle, Sarısıcaklar yakarken bekle. Kimseler beklemezken bekle beni, Unut anılarla yüklü bir geçmişi Ne bir mektup ne bir haber Gelmesin ne çıkar, bekle beni Bekle beni döneceğim Bekle, yalnızca sen bekle beni. Konstantin Simonov İkide bir çıkıp geliyorsun hüzün Georg Trakl Aşık olduğunda ruhu hüzün dolar; Çünkü, sevdiğine kavuşamayacaktır W.H. Frederik Abrahamson Sarhoş oldum ışığından yıldızların Ve şarkı söyledim hüzne, sarhoş oluncaya dek hüzün Ebu’l Kâsım Eş-Şâbbî ve sonu ayrılıkla bitecek hüzünlü bir aşk filmini oynuyor Sunay Akın İçimde can çekişiyor bir hüzün. Hüznüme sebep ararken büsbütün hüzünleniyorum. Emrah Altınok Hem sıkıntı hem hüzün ve yok el uzatacak kimse İçinin daraldığı bu dakikalar… İstekler!… Boşuna ve sonsuzca istemenin yararı ne?.. Ve yıllar geçmede, en güzel yıllar! Mihail Yuryevich Lermontov Birbirimizi derinden gözlediğimiz yazlarda Ve üstün körü baktığımız kentlerde, Güllerin güllerimiz, Hüzünlerimse hüzünlerimiz değil. Gülten Akın Önceden bir tutam hüzündüm-işte nasıl bilirsen Ayaklarımı savurur da sonra toplardım sokaklardan evlere Akşam olurdu;eşiklerde durur boyası dökük kapıları aralardım Aklımda binlerce kitap adı ve binlerce şiirle. Ahmet Erhan içimden dedim beraber yürüyelim olur mu varsın gölgemiz olsun hüzün İbrahim Tenekeci Dünyanın En Kısa, En Hüzünlü Aşk Hikayesi ― Beni seviyor musun? ― Hayır. Martin Gardella Ve bir aşkı ayrılığa Yakıştırabilir misiniz doktor Kanatlarında hüzün ve manolya taşıyan Kuşlarla konuşabilir Ve trampetimi geri verebilir misiniz bana? Kemal Sayar ben gidince hüzünler bırakırım bu senin yaşadığındır bir ev sıkılır kadınlardaki bir adam sıkılır kadınlardaki seni sevmek bu kadar mı o benim yaşadığımdır Edip Cansever Eyvah hüzün bu Eyvah hüzün yine Cahit Zarifoğlu Bir gün sizde hüzünle bakacaksınız kalbinizin içine Orada bir şarklıyı göreceksiniz Biz şarklılar, yani aşıklar Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar Hep yenildik! Kemal Sayar /adı nevin hüzün kokar ve korkardı geceleyin…/ Yılmaz Odabaşı hüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü kolları bağlı hüzün olsun dört yanım Murathan Mungan kendimi kitap aralarına dolduruyorum nicedir hüzünlü şarkılara gömüyorum Nilgün Gürbüz dertleri bir yana bırak hüzünleri özlemleri şimdi yola koyulma zamanı demli bir çay yap kendine geç yaşam güvertesine ufka dik gözlerini tepende pupa yelken Memet Sefa Öztürk Her sayfası kederle kararan bir hüzün defterine döner günler ve her sabah “merhaba hüzün” “merhaba yalnızlık” diyerek başlarsın hayata Ama hayat bağışlamayacaktır seni Unutma Ahmet Telli gözleriniz mesela hani o soyarcasına bakan hüzün bile gülümsüyor gözlerinizde hüzün dahi sevdalı Pelin Onay Hatırlanacak çok hüzünler bulacaksın, Onların tohumunu havaya savurarak Uzun bir yolculuk yaratacaksın kendine, Ülkü Tamer Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile Gelse de Öyle sürekli değil Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün O kadar çabuk O kadar kısa İşte o kadar. Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri. Edip Cansever Yeniden hüzünle başlıyorum bir romana… Ataol Behramoğlu Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Pablo Neruda Gün gelir, yürekte hüzün de söner artık; Ne mutluluğun, ne acıların olduğu bir yerde Düşler de anımsayışlar da silinir gitgide Kalır sadece, her şeyi bağışlatan bir uzaklık Ivan Bunin beni kucakla izmir bugün ellerim beş yaş yumukluğunda değil türkülerin saflığından utanıyor gözlerim türküler susturuyor beni bugün küçük bir çocuğun yardım çığlıklarını işitiyorum dua eden ellerine hüzünden başka bir şey bırakamamak, acıtıyor içimi hüzün bir çocuğun acısını dindirebilir mi..? Pelin Onay Bana biraz hüzün ver usta, sek olsun! Pelin Onay Bir o kadar da hüzünlü romanlar gibi, Galiba ben baştan kaybetmişim, Belki de ben baştan kazanmışım, insanlık kaybetmiş… Sezai Karakoç kola değil çay içmektir seni düşünmek, sen düşünmek erzurum, tebriz, tiflis; yani aşık garip coğrafyası. içimde senem’mişsin gibi bir his, sen bundan habersiz, uzak kentlerde, batılı bir hüzün yaşarken bile. seni düşünmekten korkuyorum artık; ölümlü olduğunu her akşam karanlık, söyler bana ve buna tahammül zor… benim ölümüm mûnisleşirken, seninki kanlı zalim oluyor gözümde. çok az düşünmeliyim seni çok az. seni çok az düşünmeye and içmeliyim Hüsrev Hatemi Yetmez mi, Hüzünler Perim yetmez mi? Sana bir İnşirah Sûresi neşesi Bana bir Yâsin sessizliği… Hüsrev Hatemi Ölüm yaşantısıdır bizi yaşatan. Yaşamını gereğince yaşayan insan için, zorunlu tek yaşantı, hep, hüzündür. Bizi yaşatandır, hüzün : hüzün – yaşamın nasıl dopdolu, ama nasıl da bomboş – gelip geçici, bitici, sonlu – nasıl ölümlü olduğu yaşantısı… Oruç Aruoba hüzün yalındır-dağdan aparılmış kar topakları gibi yel ki ince ipince bir teldir kopmuştur insan azar azar kopmuştur yalnız hüznü vardır kalbi olanın hüzün öylece orta yerdedir tuhaf bir yarma yaşanıyordur çepçevre şeytan kilitleri İlhami Çiçek Otuzbeşimdeyim, çabuk sinirleniyorum, tansiyonum var Geçtiğim patikalarda kaldı büyük düşüncelerim Bu yüzden hüzünle bakıyorum gençlere… Şükrü Erbaş Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları …Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İncecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan. Kalbimin üstünde binlerce bıçak ağzı… ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı, yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir engebeler atlası. Yaşamak bir can sıkıntısı mıdır Ömür hanım? Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar? Göğü görmeden, denizi görmeden maviyi anlamaya benzemez mi bu? Bir güz düşünün ki Ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış, böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? Yaşamı düz bir çizgide tutmak tükenmektir. Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de? Yağmur yağıyor Ömür hanım…gökten değil, yüreğimin boşluğundan ömrümün ıssız toprağına…Ve ben sonsuz bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gidiyorum. Seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar katından? Dönelim…Dönmek yenilmektir biraz da, yarım kalmasıdır çıkışlarımızın, korkaklıktır, alışkanlıkların güvenli küflü kabuklarına sığınmaktır…Olsun dönelim biz yine de. Bilincinde olmadan üstlendiğimiz sorumluluklarımız var. Evlere dönelim, sırtımızın kamburu evlere, cılızlığımızın görkemli korunaklarına, yalnızlığımızın kalelerine dönelim. Ölçüsüz yaşamak bize göre değil Ömür hanım. Büyürken geniş ufuklarımız olmadı bizim. Küçücük avuçlarımızla sınırlarımızı genişletmek istedikçe yaşamın binlerce engeli yığıldı önümüze. Hangi birini yenebilirdik bunca olanaksızlık içinde. Umutsuzluğu tanıdık, yenilgiyi öğrendik böylece. Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım. Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin denizlerine. Bakıyorum umut karamsarlığın, sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama… Değil mi yoksa? Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum. Herkes gibi yaşasaydım eğer, yaşamı onlar gibi görebilseydim çarşılar yeterdi avutmaya beni. Bir gömlek, bir ayakkabı, bir elbise; bir yemek lokantalarda; televizyon, halı, masa ve daha nice eşya yeterdi yalnızlığı örtmeye, kendimi göstermeye, varolmaya, ‘dar çevre yitikleri’nde önem kazanmaya… Oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. Öyle bir tüketmek ki, sonucu yepyeni bir “ben”e ulaştırırdı beni, kederli dalgınlığımdan her döndüğümde…Bir ben ki tüm ilişkilerin perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay yakınlıklarına insanların. Kim kimi ne kadar anlayabilir Ömür hanım? Susmak yalnızlığın ana dilidir, Ömür hanım, şiiridir, beni konuşmaya zorlama ne olur. Sözün sularını tükettim ben, kaynağını kuruttum. Geriye bir büyük sessizlik kaldı yüreğimde, kalabalıklar, kalabalıklar kadar büyük…Yalnızım Ömür hanım, geceler boyu akıp giden ırmaklar gibi karanlıklar içre, öyle yitik, öyle üzgün,yalnızım… Sularım toprağa sızıyor bak. Yüzümü geceler örtüyor. Binlerce taş saklanıyor içimde. Kim kimin derinliğini görebilir, hem hangi gözle? Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki…Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz? Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı…Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya… Yeni bir şeyler söyle bana ne olur, yeni bir şeyler. Kurşun aktı kulaklarıma hep aynı sözleri, aynı sesleri duymaktan. Belirsizlik güzeldir, de örneğin, kesinlik çirkin. Sessizlik sesten -hele de güncel ve kof- her zaman iyidir; düş gücü, iç zenginliği verir insana. Dünyanın usul usul ağaran o puslu sabahları ve günün turuncu tülleriyle örtünen dingin akşamları bu yüzden etkiler bizi, duygulandırır, de. Anlık izlenimler sürekli görünümlerden her zaman daha güçlü, kalıcı ömürlüdür…Alışkanlıklar öldürür güzelliğimizi, bizi değişmek çirkinleştirir de. Kimse düşlerine yetişemez ve kimse geçemez gerçeğini bir adım bile; bu yüzden sıkıntı verir zaman, kısa kalır, sonsuz olur, insanın küçücük ömrünün karşısında. İstemenin kuralı yoktur, de, açıklaması sınırı suçu yoktur; istemek yaşamın kendiliğinden sonucudur, ne haklı ne haksız, ne yerinde ne yersiz… Biz hepimiz dikenli tellerle sarılıyız, her ilişkide bir parçamız kalır ve bölüne bölüne biteriz de. En büyük hünerimiz kendimize karşı olmak, aykırı yaşamaktır, acı kaynaklarımızı ellerimizle yaratarak…Kıyılarımız duygularımızın boyunda, derinliğimiz aklımızın ölçüsündedir; ufuklarımızsa sisler içinde…O kıyısız gökyüzü nasıl sığar küçücük gözlerimize, bir bardak suya, demirli bir pencereye…Nasıl gizleriz ağız dil vermez bir geceye? Ve nedir ki gizi, daraldığımız her yerde bir genişlik duygusu verir içimize. Çözemeyiz, de, bu güdük bilinç, bu sığ yürek, bu ezbere yaşamla. Dünya bir testidir, de, Ömür hanım, ömür bir su…Sızar iğneucu gözeneklerinden zamanın, bir içim serinlik bir yudum mutluluk için. Ve bir gün ölümün balkonundan… dökülür toprağa el içi kadar bir su. Yerde birkaç damla nem, bir avuç ıslaklık…Ölümü bilerek nasıl yaşar insan, geride dünyanın kalacağını bilerek nasıl ölür; bilmek bütün acıların anasıdır, de…Sars aklımın cılız ayaklarını, kuşat beni. Değişik şeyler söyle ne olur, yeni bir şeyler söyle. Yıldım ömrümün kalıplarından. Beni duy ve anla. Yağmur dindi Ömür hanım. Gökyüzü masmavi gülümsedi yine. Doğa aynı oyununu oynuyor bizimle. Umudun ucunu gösteriyor usulca, iyimserliğin ışığını süzüyor mavi atlasından. Ne aldanış! Bulutların rengi mavi-beyaz mıdır, kurşuni-külrengi mi yoksa? Gökyüzünü öpmek isterdim Ömür hanım, gözlerimle değil dudaklarımla. Yoruldum bulutları kirpiklerimde taşımaktan. Delilik mi dedin? Kim bilir…Belki de yerde sürünmenin bir tepkisidir bu, ya da ne bileyim bilinçsiz bir aykırı olmak duygusu. Gökyüzü de olmak isteyebilirdim mi? Kim ne diyebilir ki? Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,ben geçtim…Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile… Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm. Ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde. Saatlerce dayak yemiş bir sanığın çözülmesi içindeyim. Ürperiyorum. Bir at kestanesi durmadan yaprak döküyor yalnızlığın sokaklarında, örtüyor ömrümün ilk yazını. İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş umut ölülerini çiğneyerek. Sahi yaşlılık, derin bir iç çekiş, yanılmış bir çocukluk olmasın Ömür hanım? Şükrü Erbaş Ankara, Güz/1983 artik_huznu_ustaca_yasamanin_zamani
Kategori: Bercestem Şiir
Yayınlanma: 10.01.2015