Mersiye birinin ölümü üzerine duyulan teessürü ifade etmek için yazılan manzumedir. Mersiyelerde şart olan te’sîrin gösterilebilmesi için, yürekten müteesir olmuş bulunması lâzımdır. Öyle olmazsa mersiye diye yazılan o mısrâların mezâr taşlarını karalayan ısmarlama ölüm târihlerinden farkı olmaz.
Hemşirezâdem Fatma Vediatullâhın irtihâli dolayısıyla yazdığım tarihli bir mersiye:
Makdem-i sa’d-i meserret-bahşı hâher-zâdemin
Şevk-i diger verdi de kalb-i sürûr-âbâdıma
Beş vakit âmin ile yâd eylerim târihini
Hıfz-ı kuds-i Kadire olsun Vediâ Fâtıma
h. 1325
Kıt’asiyle doğduğun tarihi yazmışdım senin
Şimdi zabt etmek ne müşkil irtihâl-i ahzenin
Vâlid-i gurbet-karârından emânettin bana
Ben (Vedia) ismini vermiştim evlâdım, sana
Sen idin bir sermedi feyz-ı- bâhârı ömrümün
Çehre-i- sâfındı dâim neşvezarı ömrümün
Ey samîm-i rûhumu tenşît eden dilber melek;
Gıbta etti mânevî ezvâkıma zâlim felek
Pençesi bir derd-i bî-dermânın oldu dil-hirâş,
Kıldı gülbün kamet-i vâlânı mecbûr-i- firâş
Bir devâdan âfiyet kesbetmedi derd-i rien
Olmadı bir vechile kabil helâs ü tebrien
Bir hazânî renğ çökmüşken ruh-i gül-gü-ûnuna
Güller açtı öksürük herdem leb-i pür-hûnuna
Doğdu da Allâhına kalbinde eşvâk-ı suûd
Mahz-i rûh oldun tamamen, eyledın mahv-i vücûd
Vermemiştin bir zaman sen ruhsat-i gaflet dile
Azm-i- vahdet eyledin ezkâr ile, tevhîd ile
Ey benim çarh-ı fenâdan âfil olmuş yıldızım,
Hâline ârâm-i kalb ü rûh olan öksüz kızım,
Rihletinden anladım ki hâtırın gafil değil
Cismin âfil olsa da rûhun senin âfil değil
Adn’e uçtun sen de biz kaldık peyinde kaygulu
Bister-i gufrânda artık istirâhat et, uyu
Dâgdâr-i hasret oldukça dayın didârına
Hâk seni meclâ-yi eltâf eylesin envârına
Düşdü bir târîh, kayde mevt-i süziş-nâkini
Ceddenin âguşu yavrum, sardı cism-i pâkini (*)
h. 1347
(*) Merhume, büyük annesinin kabrine gömülmüştü.)
Tâhirü’l-Mevlevî
