Yürekten düşkünsen karına
14 Mart 2017
başını eğ ve boyunduruğa hazırla boynunu.
Asla bulamazsın âşığını esirgeyen kadını: Kendisi alevler içinde yansa bile,
hoşlanır âşığına eziyet etmekten, onu darmadağın etmekten;
bu yüzden, çok daha az yararlıdır karısı kocasından,
adam ne kadar iyi olursa, o kadar istenen bir koca olur.
Kadının gönlü yoksa, hiçbir şey alamazsın, istemezse.
Senin adına sever ya da sevmez: döndürür kapıdan,
gittikçe yaşlanan, ilk sakalını kapının gördüğü arkadaşını.
Muhabbet tellalları, gladyatör eğiticileri, arenanın kibar adamları
vasiyetnamelerini gönüllerince yazabildikleri halde,
sana birden çok rakip mirasçı kaydedilir.
"Çarmıha gerin köleyi."
"Ama bu köle hangi suçu işledi ki kurban edilsin?
Tanığın nerde? Muhbir kim? Hiç olmazsa bir dinle;
bir adamın yaşamı söz konusu olduğunda, uzun sayılmaz hiç bir gecikme?"
"Seni akılsız, bir köleyi adam yerine koyuyorsun, öyle mi?
Hiçbir şey yapmadı ha? Öyle olsun:
Ben bunu istiyorum, böyle emrediyorum, isteğim senet yerine geçsin."
Böylece hüküm kurar erkeği üstünde. Ama kurar kurmaz bırakır,
Bir evden diğerine gider, duvağını aşındırır,
uçup kaçar ve geri döner yüzüstü bıraktığı yatağının anılarına;
az önce süslenmiş kapısını terk eder, duvarda asılı kumaşları,
evinin tentelerini, eşikte hâlâ yeşil kalmış dalları.,
Böylece koca sayısı çoğalır, sekiz kocası olur beş sonbaharda bir;
mezarına yazılmaya değer bir olay doğrusu.
Juvenalis / Yergiler / (Satura VI-210-230)
Çeviren: Çiğdem Dürüşken / Alova

Evliliğin İktidara Dönüştüğü Dünyada Kadının Değişkenliği
Juvenalis’in Satura VI’sından bu bölüm, evlilik kurumunu romantik bir birliktelik olarak değil, iktidar, bağımlılık, çıkar ve keyfî hüküm ilişkilerinin kurulduğu bir alan olarak ele alır. Metnin merkezinde yalnızca “kadının sadakatsizliği” ya da “kocanın karısından çekinmesi” yoktur. Daha derinde, Roma toplumunda evlilik ve aile ilişkilerinin nasıl bir hukuk ve mülkiyet düzeni içinde iktidar ilişkisine dönüşebildiği anlatılır. Juvenalis’in satirik öfkesi özellikle, erkeğin kendi evinde efendi olması gerektiği varsayımının tersine çevrilmesinden doğar.
İlk dizelerde bu tersine dönüş oldukça sert bir biçimde kurulur: “Yürekten düşkünsen karına, ruhunu bir tek kadına vermişsen, / başını eğ ve boyunduruğa hazırla boynunu.” Aşk burada özgürleştirici bir duygu değildir; tam tersine, insanı boyunduruğa sokan bir bağımlılık biçimi olarak gösterilir. “Boyunduruk” kelimesi özellikle önemlidir. Çünkü aşkın duygusal teslimiyetini hayvanın boyunduruk altına alınmasına benzetir. Böylece âşık erkek, sevdiği kadına yalnızca gönlünü vermiş olmaz; kendi iradesini de teslim etmiş olur.
Juvenalis’in alayının hedeflerinden biri tam da budur: Erkeğin aşkta kendi üstünlüğünü kaybetmesi. Roma’nın ataerkil toplumsal düzeninde erkek, aile içinde otorite sahibi kişi olarak düşünülürken burada erkek, sevdiği kadının karşısında hükmedilen kişiye dönüşür. Bu nedenle “başını eğmek” yalnızca bir aşk metaforu değildir; toplumsal hiyerarşinin tersine çevrilmesini ifade eder.
Ardından kadın karakterinin acımasızlığı abartılı bir genellemeyle ortaya konur: “Kendisi alevler içinde yansa bile, / hoşlanır âşığına eziyet etmekten, onu darmadağın etmekten.” Burada Juvenalis’in tipik satirik yöntemi görülür. Kadının sevgisi bile kendi karşıtını üretmektedir. Kendisinin acı çekmesi, âşığına merhamet göstermesine yol açmaz; tersine, âşığına eziyet etmekten zevk alır. Böylece kadın, yalnızca duygusal olarak ulaşılmaz biri değil, acı verme gücünü elinde tutan bir iktidar figürü hâline gelir.
Fakat metnin en çarpıcı ironilerinden biri hemen ardından gelir: “bu yüzden, çok daha az yararlıdır karısı kocasından, / adam ne kadar iyi olursa, o kadar istenen bir koca olur.” Burada Juvenalis, evlilik ilişkisini sevgi üzerinden değil, yarar ve kullanım değeri üzerinden tarif eder. İyi erkek, iyi bir koca olduğu için değil, kadın açısından daha çok işe yaradığı için arzu edilen erkektir. Böylece “iyi koca” kavramının ahlaki anlamı aşındırılır; iyi olmak, satirik dünyanın içinde erkeğin kullanışlı olması anlamına gelir.
Bu bölümde kadın iradesinin mutlaklaştırılması özellikle dikkat çekicidir: “Kadının gönlü yoksa, hiçbir şey alamazsın, istemezse.” Burada erkeğin bütün çabası kadının kararına bağımlıdır. Kadın isterse ilişki sürer, istemezse erkek dışarıda kalır. Daha da önemlisi, erkek kendi yaşamının öznesi olmaktan çıkar ve kadının kararının nesnesine dönüşür. “Senin adına sever ya da sevmez” ifadesindeki belirsizlik de bunu güçlendirir: Kadının duygusu erkeğin davranışını ve kaderini belirleyen bir hüküm makamına yükseltilmiştir.
“Döndürür kapıdan, / gittikçe yaşlanan, ilk sakalını kapının gördüğü arkadaşını” dizeleri bu iktidarın zalimliğini somutlaştırır. Buradaki “kapı”, sıradan bir mekân olmaktan çıkarak dışlama sınırı hâline gelir. Erkek bir zamanlar o evin içindeyken artık kapının dışındadır. Üstelik yaşlanmış, geçmişini bu kadınla paylaşmış bir erkektir. “İlk sakalını kapının gördüğü” ifadesi, uzun süreli birlikteliği tek bir görüntü içinde yoğunlaştırır: Erkek gençliğinden yaşlılığına kadar bu ilişkinin içinde bulunmuş, fakat bütün bu ortak geçmiş kadının bir kararıyla değersizleştirilmiştir.
Metin bundan sonra evlilik içindeki keyfî iktidarı çok daha sert bir alana taşır. “Muhabbet tellalları, gladyatör eğiticileri, arenanın kibar adamları / vasiyetnamelerini gönüllerince yazabildikleri halde, / sana birden çok rakip mirasçı kaydedilir.” Burada evlilik ilişkisi miras ve mülkiyet dünyasının diliyle anlatılır. Kadının çevresindeki erkeklerin sayısı, bir vasiyetnamedeki mirasçıların sayısına benzetilir. Bu benzetme, cinsel ilişkileri ekonomik çıkar ilişkisine dönüştürür. Kadının ilgisini kazanmak isteyen erkekler, sanki mirastan pay bekleyen kişiler gibidir.
Bu noktada Juvenalis’in kadın düşmanlığı olarak okunabilecek satirik tavrı, aynı zamanda Roma toplumunun mülkiyet, miras ve cinsel rekabet ilişkilerine dair bir taşlama olarak da okunabilir. Kadının çevresindeki erkekler, aşkın doğal sonucu olarak değil, çıkarın ve rekabetin aktörleri olarak belirir. Evlilik artık iki kişinin özel ilişkisi olmaktan çıkmış, çevresinde sürekli yeni “mirasçıların” belirdiği bir ekonomik alan hâline gelmiştir.
Ardından metnin en teatral bölümlerinden biri gelir:
“Çarmıha gerin köleyi.”
Buna karşılık gelen itiraz son derece akılcıdır: “Ama bu köle hangi suçu işledi ki kurban edilsin?” Tanık sorulur, muhbir sorulur, delil sorulur. Yani burada sıradan bir hukuk mantığı devreye girmek ister. Bir insanın cezalandırılması için suç, tanık ve delil gerekmektedir.
Fakat kadının cevabı bütün bu hukuk düzenini tek cümlede ortadan kaldırır:
“Ben bunu istiyorum, böyle emrediyorum, isteğim senet yerine geçsin.”
Bu cümle pasajın en önemli noktalarından biridir. Çünkü burada mesele artık kadının erkeği yönetmesi değildir. Keyfî iradenin hukukun yerine geçmesi söz konusudur. “İsteğim senet yerine geçsin” düşüncesi, öznel arzunun nesnel hukuk kuralı hâline gelmesini anlatır. Kadın istediği anda karar verir; kararının gerekçeye ihtiyacı yoktur.
Bu yüzden “Çarmıha gerin köleyi” emri, yalnızca bir zulüm örneği değildir. Aynı zamanda adaletin ortadan kaldırılması üzerine kurulmuş bir iktidar parodisidir. Hukukun temsilcileri delil ararken, iktidar sahibi kişi “ben istiyorum” diyerek bütün süreci sonlandırır. Juvenalis burada abartıyı özellikle kullanır: Bir kadının ev içindeki otoritesini, neredeyse sınırsız bir hükümdarın otoritesine dönüştürür.
Satirin gücü de tam olarak bu abartıdan gelir. Kadının söylediği “isteğim senet yerine geçsin” sözü, Roma hukuk dünyasının ciddi kavramlarını gündelik aile ilişkisine taşır. Böylece evin içindeki kapris, devletin hukuk düzeninin diliyle anlatılır. Küçük olanla büyük olan arasındaki bu orantısızlık, Juvenalis’in mizahını üretir.
“Böylece hüküm kurar erkeği üstünde” dizesi bu sahnenin sonucunu açıkça ortaya koyar. Fakat hemen ardından gelen “Ama kurar kurmaz bırakır” ifadesi bütün iktidar ilişkisini ironik biçimde tersyüz eder. Kadın erkeği hükmü altına alır, fakat bu hüküm kalıcı bir evlilik bağına dönüşmez. Kadın bir anda başka bir eve geçer. Böylece iktidarın kendisi bile geçici ve tüketilebilir bir şeye dönüşür.
“Bir evden diğerine gider, duvağını aşındırır” ifadesi, kadın karakterinin evlilik değiştirme sıklığını fiziksel bir aşınma görüntüsüyle anlatır. Duvağın “aşınması”, evliliklerin olağan bir hayat aşaması olmaktan çıkıp neredeyse seri üretim hâline geldiğini düşündürür. Evlilik bir kez yaşanan hayat ortaklığı değil, tekrar tekrar gerçekleştirilen bir ritüel ve toplumsal rol değişimi olur.
Bununla birlikte Juvenalis’in kullandığı “duvak” imgesi önemli bir ironiyi de taşır. Duvak normalde gelinin yeni bir hayata girişini, evlilik kurumunun kutsallığını ve sürekliliğini simgeler. Burada ise duvak, tekrar tekrar kullanılan ve sonunda aşınan bir nesneye dönüşür. Dolayısıyla evliliğin kutsal sembolü, evliliklerin çoğalması yüzünden sıradanlaşır.
Kadının her yeni evliliğiyle birlikte geride bıraktığı ayrıntılar da satirik bakışın bir başka özelliğini gösterir: “az önce süslenmiş kapısını terk eder, duvarda asılı kumaşları, / evinin tentelerini, eşikte hâlâ yeşil kalmış dalları.” Bu ayrıntılar, evliliklerin duygusal yönünden çok maddi dekorunu öne çıkarır. Kapı, kumaşlar, tenteler ve dallar yeni kurulmuş bir yuvanın görüntüsünü oluşturur. Fakat kadın daha bu düzen tazeliğini korurken onu terk eder.
Özellikle “eşikte hâlâ yeşil kalmış dallar” ifadesi güçlüdür. Çünkü dalların yeşilliği, evliliğin henüz başlangıç aşamasında olduğunu gösterir. Buna rağmen kadın çoktan başka bir eve yönelmiştir. Böylece evliliklerin kısa ömürlülüğü, doğrudan açıklanmak yerine henüz solmamış bir süsün terk edilmesi üzerinden gösterilir. Bu, Juvenalis’in sert satirinin içinde beklenmedik ölçüde görsel bir ayrıntıdır.
Son iki dize bütün bu tabloyu grotesk bir sayısal sonuçla kapatır:
“böylece koca sayısı çoğalır, sekiz kocası olur beş sonbaharda bir;
mezarına yazılmaya değer bir olay doğrusu.”
Burada sayıların kullanılması özellikle önemlidir. “Sekiz koca”, “beş sonbahar” gibi kesin ölçüler, olağanüstü bir hayat biçimini neredeyse istatistiksel bir başarı gibi sunar. Bir insanın evliliklerinin sayısı, artık hayat hikâyesinin değil, mezar taşına yazılabilecek bir rekorun konusu hâline gelir.
Son cümledeki “mezarına yazılmaya değer bir olay doğrusu” ise açık bir alay taşır. Normalde mezar yazıtı insanın hayatındaki önemli erdemleri, başarıları veya kimliğini ölümsüzleştirir. Burada ise kadının en büyük “başarısı” sekiz kez evlenmiş olmasıdır. Juvenalis, bu başarıyı över gibi yaparken aslında onu küçümser. Satirik övgünün altında güçlü bir küçümseme vardır: Öylesine çok evlenmiştir ki bu durum artık hayatının özeti hâline gelmiştir.
Ancak pasajın bugün okunurken dikkat edilmesi gereken önemli bir tarafı da şudur: Juvenalis burada kadınların gerçek hayattaki davranışlarını nesnel biçimde raporlamaz. Satir türünün temel yöntemi olan abartı, stereotipleştirme, groteskleştirme ve genelleştirme üzerinden konuşur. Bu nedenle “kadın şöyledir” biçimindeki ifadeler, doğrudan toplumsal gerçeklik olarak değil, Juvenalis’in özellikle Satura VI boyunca kurduğu kadın tipolojisinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Bu açıdan pasajın asıl edebî başarısı, yalnızca “kötü kadın” tipini çizmesinde değildir. Juvenalis, aşkı boyunduruk, evliliği çıkar, aileyi iktidar, arzuyu hukuk ve ev değiştirmeyi tüketim diliyle anlatır. Kadın, erkek egemen Roma düzeninin beklediği itaatkâr eş tipinin tam karşısına yerleştirilmiştir: İtaat etmez, seçer; beklemez, gönderir; gerekçe açıklamaz, emreder; tek eşli bir hayat sürmez, sürekli yeni bir evliliğe geçer.
Bu nedenle pasajın en derin ironisi, erkek egemen bir toplumda erkeğin kendi evinde iktidarsızlaştırılmasıdır. Juvenalis’in öfkesi, kadının yalnızca ahlaki davranışlarına değil, erkeğin kendisine biçilen toplumsal konumu koruyamamasına da yönelir. Erkek dışarıda güçlü olabilir; hukuk, siyaset ve toplum ona otorite verebilir. Fakat sevdiği kadının karşısında bütün bu otorite bir anda çöker. Kadının “istiyorum” sözü, erkeğin bütün toplumsal ve hukuki gücünden daha kuvvetli hâle gelir.
Dolayısıyla bu bölüm, yüzeyde kadınların evlilik değiştirmesini ve erkekler üzerindeki tahakkümünü hicveden bir pasaj gibi görünse de, daha derinde Roma dünyasındaki evlilik kurumunun kendisini bir satir nesnesine dönüştürür. Çünkü burada ne aşk kalıcıdır ne evlilik kutsaldır ne hukuk adildir ne de erkek gerçekten hâkimdir. Her şey arzunun, çıkarın ve keyfî iradenin etrafında döner. Juvenalis’in karikatürleştirdiği dünya, tam da bu yüzden huzursuz edicidir: İktidarın kimde olduğu kadar, iktidarın kendisinin ne kadar keyfî ve geçici olduğu da sorgulanır.