Valisi Muhammed b. Ebî Bekr’in işi karıştığı zaman el-Eşter en-Neha’î’yi Mısır ve nahiyelerine görevlendirdiğinde yazdığı bir ahitname.
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla…
Bu, Müminlerin Emiri Allah’ın kulu Ali’nin Malik b. el-Håris el-Eşter’e onu, haracını toplamak, düşmanıyla cihất etmek, ahalisini düzene sokmak ve şehirlerini imar etmek üzere Mısır’a vali tayin ederken verdiği ahitte emrettikleridir.
Ona Allah’tan sakınmayı, O’nun itaatini tercih etmeyi; hiçbir kimsenin onlara tabi olmadan mutlu olamayacağı, onları inkar ve ziyan etmeden de mutsuz olamayacağı farzlarından ve tutulacak yollarından Kitabında emrettiklerine uymayı; Münezzeh Olan Allah’a kalbiyle, eliyle ve diliyle yardım etmesini emretmiştir. O -ismi yüce olsun- kendisine yardım edene yardım etmeyi, kendisini güçlendireni güçlendirmeyi üstlenmiştir.
Aynı şekilde nefsini şehvetlerden kırmasını, azma zamanlarında onu durdurmasını emretmiştir. Zira Allah’ın rahmet ettiği hariç, “Nefis, aşırı şekilde kötülüğü emredicidir.”
Sonra ey Malik! Bilmiş ol ki seni, senden önce bazı devletlerin adil ya da zalim olarak hakim olduğu memleketlere gönderiyorum. İnsanlar, senin işlerine, senden önceki yöneticilerin işlerine baktığın gibi bakacaklar; senin hakkında, onlar için söylediğin şeyleri söyleyecekler. Allah’ın onlar hakkında kullarının diliyle söylettiği şeylerin rehberliğiyle sâlih insanlara varılır. Senin için erzakın en sevimlisi, sâlih amelin erzakı olsun. Arzularına hakim ol. Sana helal olmayan şey için kendine cimri ol. Kendine cimri olmak, sevdiği ya da hoşlanmadığı şeyde nefse karşı adil olmaktır.
Tebaaya karşı merhameti, onları sevmeyi, onlara karşı yumuşak olmayı kalbinin iç giysisi yap. Onlara karşı, yiyeceklerini ganimet olarak alan aç- gözlü yırtıcı hayvan gibi olma. Tebaa iki gruptur: Ya dinde kardeşin, ya da yaratılışta sana denk olan. Onlardan hata sadır olur; kusurlar işleyebilirler; kasıt ya da hata ile yanlışlık yapabilirler. Allah’ın sana affından ve bağışlamasından vermesinden hoşlandığın gibi sen de onlara affından ve bağışlamandan ver. Sen, onların üstündesin ve seni görevlendiren senin üstündedir. Allah ise seni görevlendirenin üstündedir. Senden, işlerini yerine getirmeni istedi ve seni onlarla imtihan etti. Kendini Allah’la savaş konumuna getirme. Senin O’ndan intikam alacak gücün yoktur. O’nun affına ve rahmetine ihtiyacı olmayan biri değilsin.
Bir kimseyi afetmiş olmaktan dolayı pişman olma. Cezalandırmadan dolayı da sevinme. Alternatifi olan bir yanlışta acele etme. “Ben yöneticiyim; emrederim ve bana itaat edilir.” deme. Bu, kalbe fesadın girmesi, dinin zayıflaması ve bozulmaya yüz tutmaktır. Hükümranlığından dolayı sende büyüklük ve kendini beğenmişlik ortaya çıkarsa senin üzerindeki Allah’ın hâkimiyetine, nefsine kadir olamadığın şeylerde O’nun senin üzerindeki kudretine bak. Bu, senin tamahlarını bastırır; şiddetliliğini kontrol altına alır, aklından çıkanı geri getirir.
Allah’a azametinde rekabetten ve gücü her şeye yetmede ona benzemekten sakın. Allah, her zorbayı zelil eder ve her kibirli insanı hor görür.
Nefsinden, ailenin önde gelenlerinden ve tebaandan kendisine meylin olduğu kişilerden Allah’ın ve insanların hakkını al. Eğer bunu yapmazsan, zulmetmiş olursun. Allah’ın kullarına zulmedenin, kullarından önce düşmanı, Allah’tır. Allah kime düşmanlık yaparsa, delilini iptal eder. O kişi, zulmünü söküp atıncaya ya da tövbe edinceye kadar Allah’la savaş halindedir. Allah’ın nimetini değiştirmeye ve intikamını çabuklaştırmaya zulüm üzere olmaktan daha fazla sebep olan hiç bir şey yoktur. Allah, mazlumların duasını işitir. 0, zalimleri gözetleyendir.
Senin için işlerin en sevimlisi, hakta en vasatı, adalette en geneli ve tebaanın rızasını en çok sağlayanı olsun. Avamın öfkesi, ileri gelenlerin rızasını silip süpürür. Avamın rızasıyla birlikte olan ileri gelenlerin öfkesi ise affedilir. Yöneticiye tebaa içinde, refah zamanlarında yükü daha ağır olan, sıkıntı zamanlarında daha az yardım eden; adaletten hiç hoşlanmayan; aşırı ısrarla daha fazla isteyen; bağış verildiğinde en az teşekkür eden, verilmediğinde özrü kabulü en ağırdan alan; zamanın afetlerine karşı en az sabırlı olan, ileri gelenlerden daha fazla sıkıntı yeren kimse yoktur. Dinin direği, Müslümanların topluluğu ve düşmana karşı hazır olan, ümmetin avamıdır. Temayülün onlara, meylin onlarla birlikte olsun.
Tebaanın senden en uzak olanı ve yanında en nefret edileni, insanların kusurlarını en çok araştıranı olsun. İnsanlarda ayıplar olur; yönetici onları örtmeye en layık olanıdır. O ayıplardan görmediğini ortaya çıkarma. Üzerine düşen, sana görüneni temizlemendir. Bilmediğin konusunda Allah hükmünü verecektir.Gücün yettiği kadar kusuru ört ki, Allah da senin tebaandan gizlemeyi arzu ettiğin şeyleri örtsün. İnsanlardaki her nefretin düğümünü çöz. Her türlü düşmanlığın vasıtasını kopar. Senin için doğru olmayanı bilmezden gel. İftira edeni tasdik etmekte acele etme. İftira eden, nasihat edenlere benzese de aldatandır.
Danıştığın kişiler arasına, seni cömertlikten vazgeçiren ve fakirlikle korkutan hiç bir cimriyi, işlerde zayıf olmana neden olan bir korkağı, sana zulümde açgözlülüğü süslü gösteren bir hırslıyı dahil etme. Cimrilik, korku ve hırs, Allah hakkında kötü zannın bir araya getirdiği çeşit çeşit huylardır. Yardımcılarının kötüsü, senden önce kötülere yardımcı ve onlara günahlarında ortak olandır. Böyle biri, sırdaşın olmasın. Onlar, günahkârların yardımcıları ve zalimlerin kardeşleridir. Sen, benzer görüşleri ve iş bitiriciliği olan, benzer suçları ve günahları bulunmayan, bir zalime zulmü ve bir günahkara günahı üzere yardım etmeyenler arasından, onlardan daha hayırlı halefler bulursun. Onların sana sıkıntıları daha hafif ve yardımları daha iyidir. Sana daha çok şefkat gösterirler; senden başkasına daha az sevgi beslerler. Onları, yalnızlıkların ve toplantıların için seçkin kişiler edin. Sonra senin yanında onların en çok tercih edileni, acı gerçekleri en çok söyleyen, -Allah’ın dostları için kerih gördüğü,- vuku bulduğunda senin arzundan vuku bulan ve senden sadır olan şeyde en az yardım edeni olsun. Takva ve doğruluk sahiplerine sarıl; sonra onları, seni övmemeleri ve yapmadığın bir batılı sana nispet ederek sevindirmemeleri hususunda alıştır. Övgünün çokluğu, kişinin kendisini beğenmesini doğurur ve kibre yaklaştırır.
Senin yanında güzel iş yapanla çirkin iş yapan, bir olmasın. Böyle davranmak, iyilik yapanları iyilik yapmaktan vazgeçirir; kötülük yapanı ise kötülüğe alıştırır. Onların her birini, kendisine uygun gördüğü şeyle yükümlü tut.
Bilmiş ol ki, bir yöneticinin tebaası hakkında hüsn-ü zannını ortaya koymasına, onlara ihsanda bulunmasından, sıkıntılarını azaltmasından, onlarda bulunmayan şeyler nedeniyle zorlamayı terk etmesinden daha iyi vesile yoktur. Sende, bunda tebaana karşı hüsn-ü zannını bir araya getiren bir iş olsun. Hüsn-ü zan, uzun bir yorgunluğu senden alır. Senin hüsn-ü zannına en layık olan kişi, davranışın onun nazarında güzel olandır. Senin su-i zannını en çok hak eden de, davranışın onun nazarında kötü olan kimsedir.
Bu ümmetin liderlerinin işlediği ve etrafında muhabbetle birleşilen bir uygulamayı yıkma. Söz konusu uygulamaların geçmişine zarar verebileceğin bir uygulama ihdas etme. Zira mükâfat, o uygulamayı ortaya koyanın olur; ondan kaldırdığın şey sebebiyle de günah senin üzerine olur.
Şehirlerin için doğru olanı güçlendirmek ve senden önce insanların yaptıkları doğruları ikame etmek için alimlerle mütalaada bulunmayı ve bilgelerle konuşmayı artır.
Bilmiş ol ki, tebaa sınıflardan meydana gelmektedir. Bir kısmı ancak diğer kısmıyla doğru olur. Bir kısmı diğer bir kısmı olmadan yapamaz. Bazıları Allah’ın askerleri, bazıları genel ve özel işleri yürüten katipler, bazıları adaleti yerine getiren kadılar, bazıları hakkı gözeterek ve yumuşaklıkla görev yapan görevliler, bazıları zimmilerden ve insanların Müslümanlarından cizye ve harac ödeyen, bazıları tacirler ve zanaatkarlar, bazıları ihtiyaç ve fakirlik ehlinden düşük tabakadan olanlardır. Allah, hepsinin payını zikretmiş ve Kitabında durumuna göre farizasını ya da Peygamber’in (s) sünnetinde bizim yanımızda korunan ahdini belirlemiştir.
Askerlere gelince, Allah’ın izniyle tebaanın kaleleri, yöneticilerin güzelliği, dinin gücü ve güvenliğin yollarıdırlar. Onlar olmadan tebaa ayakta duramaz. Sonra Allah’ın onlara çıkardığı, düşmanlarıyla savaşta kendisiyle güçlendikleri, hallerini düzeltme konusunda dayandıkları, ihtiyaçlarını karşılayan harac olmadan destekleri olmaz. Sonra bu iki sınıfın, akitlere karar verecek, yararlı şeyleri bir araya getirecek ve işlerin özelinde ve genelinde kendilerine güvenilecek kadılardan, amirlerden ve kâtiplerden oluşan üçüncü bir sınıf olmadan destekleri yoktur. İhtiyaçlarını karşılamak üzere bir araya gelen, çarşılarını ayakta tutan, başkalarının yumuşaklığının ulaşamadığı şeyler için elleriyle yumuşaklıkta onlara yeten tacirler ve zanaatkarlar olmadan bunların hepsinin destekleri yoktur. Sonra ihtiyaç ve fakirlik ehlinden destek ve yardımı hak eden düşük tabaka da vardır.
Allah katında hepsinin genişliği vardır. Hepsinin yönetici üzerinde, kendisine uygun olan bir hakkı vardır. Yönetici, Allah’ın onu bundan yükümlü tuttuğu hakikatten, ancak önem verme ve Allah’tan yardımla, hakka bağlılığı nefsinde yer ettirmesiyle ve kendisine hafif ya da ağır gelen şeye sabırla (yüz akıyla) çıkabilir. Askerlerinden, kızgınlığı geciktirenlerden, mazerete itimat eden, zayıflara merhamet eden, güçlülere karşı sert olan, sertliğin tesir edemediği ve zayıflığın çaresiz duruma sokamadığı, sana göre Allah, Resulü ve liderin için en fazla nasihat edeni, sinesi en arı olanı ve yumuşak huyluluğu bakımından en üstün olanı görevlendir.
Sonra asil soy sahiplerine, erdemli evlerin mensuplarına ve iyilikte önde gelenlere, sonra zorluk, şecaat, cömertlik ve hoşgörü ehline sarıl. Onlar, asaletten toplanmışlardır; iyiliğin kollarındandır. Sonra onların işlerini, ebeveynin çocuklarını kontrol ettiği gibi kontrol et. Onları güçlendirdiğin bir şey, sana ağır gelmesin; üzerinde anlaştığınız bir ihsanı, az da olsa hakir görme. O, sana nasihati cömertçe vermelerine ve senin hakkında hüsn-û zan beslemelerine sebep olur. İşlerinin küçük olanını, büyüğüne güvenerek incelemeyi terk etme. Senin azıcık ihsanından yararlanacakları bir yeri ve büyük olanından müstağni olmayacakları bir yeri vardır.
Askerlerinin liderlerinin en üstünleri, -sana göre- yardımıyla askerlere destek veren, zenginliğinden onlara, onların arkalarında kalanlara ve ailelerinden geridekilere yetecek kadar ihsanda bulunan kimseler olsun ki askerlerin, düşmanla cihâtta endişeleri tek olsun. Liderlere olan meylin, kalplerini sana meylettirir. Yöneticileri sevindiren şeylerin en üstünü, şehirlerde adaletin yerine getirilmesi ve tebaanın sevgisinin ortaya çıkmasıdır. Onların sevgisi, ancak kalplerinin esenliğiyle ortaya çıkar. Tebaanın samimiyeti, ancak işlerini yürüten yöneticilerini korumaları; onların idaresinden az sıkılmaları ve idarecilik sürelerinde geçirdikleri zamanı uzun bulmamaları durumunda gerçek olur. Onların emelleri konusunda geniş ol. Onlara güzel övgüde bulunmayı ve onlardan sınananların nelerle sınandıklarını anmayı sürdür. Onların fiillerinin güzelliğinin zikredilmesini artırmak, cesuru coşturur ve kaçınanı -Allah’ın izniyle- teşvik eder. Sonra onlardan her adamın ne ile sınandığını bil ve bir kişinin sınandığı şeyi başkasına nispet etme; onu imtihanın gayesinin altında görme. Bir kişinin şerefi, seni onun küçük olan imtihanını büyütmene, kişinin düşkünlüğü, onun büyük olan imtihanını küçümsemene teşvik etmesin.
Sana problemli gelen işleri ve işlerden şüpheli gelenleri Allah’a ve Resulüne havale et. Allah, doğru yolu göstermek istediği bir topluluğa, “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan idarecilere de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Resûle götürün. “ demiştir. Allah’a götürmek, Kitabının muhkemini kabul etmektir; Resûle götürmek, -ihtilafa neden olan değil-, üzerinde ittifak edilen sünneti kabul etmektir.
Sonra insanlar arasında hüküm vermek için -sana göre- tebaanın en üstünü olan, işlerin usandırmayacağı, hasımlarla tartışmayan, hatada diretmeyen, öğrendiğinde hakka dönmekten göğsü daralmayan, nefsi tamaha [yukarıdan] bakmayan, hükme ilk bakışta zihninde oluşan anlayışla yetinmeyip onu en ince detayına kadar irdeleyen, şüphelerde en çok duran, delilleri en çok alan, hasmın müracaatından en az usanan, işleri ortaya çıkarmada en sabırlı, hüküm açıklığa kavuştuğunda en tavizsiz, övgünün kibirli yapmadığı, kışkırtmanın kendini beğendirmediği kimseyi seç. Bunların sayısı azdır. Sonra bunun yargısını izlemeyi artır. Ona noksanlığını giderecek ve insanlara muhtaçlığını azaltacak şekilde cömertlikte geniş davran. Ona, senin yanında, adamlar tarafından suikasta uğramaktan emin olması için başka yakın adamlarının tamah etmediği, yanındaki makamdan ver. Bu duruma derin bir bakışla bak. Bu din, kötü insanların elinde esir olur; onda arzuyla davranılır ve onunla dünya istenir.
Sonra görevlilerinin işlerine bak. Onları imtihan ederek görevlendir; kayırarak ya da keyfi olarak görevlendirme. Bu ikisi, zulüm ve ihanetin bölümlerinin tamamlayıcı unsurlarıdır. Onlardan, faziletli ailelere mensup, geçmişte İslam’a hizmeti olan, deneyim ve haya sahiplerini gözet. Onlar, en asil ahlaklı, itibarları en düzgün, hırslara en az yönelen, işlerin sonucuna en ciddi bakanlardır. Sonra onlar için erzakı bol ver. Bu, nefislerini uygun hale getirmeleri için onlara bir güç, ellerinin altındakini almalarına engel ve emrine muhalefet ettikleri ya da emanetine ihanet ettikleri zaman onlar aleyhine hüccet olur. Sonra onların işlerini kontrol et ve onlar için doğruluk ve vefa sahibi insanlardan casuslar gönder. İşlerini gizli olarak denetlemen, emaneti kullanmalarında ve tebaaya yumuşak davranmalarında onlar için teşvik edici olur. Yardımcılardan korun. Onlardan biri elini ihanet için yayarsa casuslarının onun hakkındaki haberleri senin yanında bir araya gelir. Şahit olarak bununla yetinir ve bedenine cezayı yayar, onu yaptığından dolayı muaheze edersin. Sonra onu rezillik konumuna getirir, ihanetle damgalar ve töhmet ayıbını boynuna takarsın.
Harac işini, doğru kişilerle kontrol et. Haracın ve görevlilerinin doğru olması, onlardan başkaları için de doğruluktur. Onlar olmadan başkalarına doğruluk yoktur. Çünkü insanların hepsi, harac ve görevlilerinin geçimini sağladığı kimselerdir. Yerin imarına bakışın, haracı toplamaya bakışından daha ciddi olsun. Zira harac, ancak imarla elde edilir. Kim imar etmeden haracı isterse memleketleri harap ve kulları yok eder. Onun işi uzun süre devam etmez. Verginin ağırlığından, ürünlerine zarar veren bir hastalıktan, arazilerini suladıkları suyun ya da yağmurun kesilmesinden, suyun kaplaması nedeniyle ürünün zarar görmesinden veya kuraklıktan şikayet ederlerse, işlerinin uygun olacağını umduğun kadarıyla yüklerini hafifletirsin. Onların sıkıntısını giderdiğin şey sana ağır gelmesin. O, onların güzel övgüsünü kazanmanın ve onlara adaleti uygulamakla mutluluğun yanı sıra memleketinin imarında ve eyaletini süslemede sana iade edecekleri bir hazinedir. Onları rahatlatman suretiyle yanlarında sakladığın, onları adaletine ve yumuşaklığına alıştırmandan dolayı kazandığın güvenle, kuvvetlerine daha fazla güvenirsin. Bazen akabinde onlara bağırdığın bazı işler olabilir ki, onu hoşlukla taşırlar. Bayındır memleketin ahalisi, yüklediğin her şeyi taşır. Yerin harap olması, ahalisinin fakirliğini getirir. Yöneticilerin malı toplamayı gözetmeleri, [görevde) kalma hakkında karamsar olmaları ve nasihatlerden az yararlanmaları ahaliyi fakirleştirir.
Sonra katiplerinin durumuna bak. İşlerinin başına onların en hayırlılarını getir. Düşmanlarına kurduğun tuzaklarını ve sırlarını sadece, “cömertliğin kendisini şımartıp da bir topluluğun huzurunda sana muhalefet etmeye cesaret etmeyecekler arasında güzel ahlakın her türlüsünü nefsinde en çok toplayan; senin için aldığı ve senden verdiği şeyler konusunda, görev verdiğin kişilerin seninle yazışmaları ve doğru bir şekilde senden onlara cevaplanın gitmesi hususunda gafletin kendisini hataya düşürmeyeceği; senin lehinde yaptığı bir akdi zayıflatmayan; senin aleyhine yapılmış bir akdi de çözmekten aciz kalmayan ve işlerde nefsinin değerinin ulaştığı noktadan habersiz olmayan” kimseye yazdır. Zira kendi değerini bilmeyen kişi, başkasının değerini hiç bilmez. Onları seçimin, ferasetine, güvenine, hüsn-ü zannına dayalı olmasın. İnsanlar, yapmacık tavır takınarak ve güzel hizmet ederek kendilerini yöneticilerin ferasetlerine tanıtırlar. Bunun gerisinde samimiyet ve emanetten bir şey yoktur. Fakat senden önce salih olanlar için görevlendirildikleri şeylerle onları sına. Avam arasında en güzel iz bırakana ve emaneti en iyi bilen olarak tanınana güven. Bu, Allah’a ve işini üstlendiğin kişiye karşı samimiyetine delildir. İşlerinden her birisinin başına, işin büyüğünün kendisini yenmediği, çokluğunun ona dağınık gelmediği bir başkan getir. Katiplerinde haberdar olmadığın her ne ayıp olursa olsun ondan sorumlusun.
Sonra tacirlere ve zanaat erbabına özen göster. Mukim olsun, gezici olsun ya da bedeniyle kazanan olsun, onlar hakkında hayır tavsiye et. Onlar, yararların unsurlarını, ihtiyaçların sebepleri ve bu ihtiyaçları karada ve denizde, ovada ve dağda, bulundukları yerlerde insanların toplanamadıkları ve cesaretli olamadıkları, uzak yerlerden ve bırakıldıkları bölgelerden getirenlerdir. Onlar, felaketlerinden korkulmayan esenliktirler; gailelerinden korkulmayan barıştırlar. Bulunduğun yerde ve memleketinin çeşitli bölgelerinde işlerini kontrol et. Bunun yanında bilmiş ol ki, onların çoğunda aşırı bir darlık, çirkin bir cimrilik, stokçuluk yapma, satılan ticarî mallarda tahakküm vardır. Bu, umuma yönelik bir zarar kapısı, yöneticilerin bir ayıbıdır. Stokçuluğu engelle. Zira Resulullah (s) onu engellemiştir. Alışveriş, adaletli tartılarla ve iki tarafa, satana da alana da zarar vermeyen fiyatlarla hoşgörülü olsun. Sen yasakladıktan sonra kim stokçuluk yaparsa, aşırıya gitmeden onu cezalandır.
Miskinlerden, ihtiyaç sahiplerinden, aşırı fakir ve kronik hastalardan meydana gelen, hileleri olmayan aşağı tabaka hususunda Allah’tan kork. Bu tabakadan dilenen ve muhtaç olduğu halde dilenemeyenler vardır. Allah’ın sana hakkından emanet ettiklerini, O’nun için koru. Onlar için beytülmalinden bir pay ve ganimet arazilerinin gelirlerinden bir pay ayır. Onlardan en uzak olanın, en yakında olan kadar hakkı vardır. Hepsinin hakkı gözetilmiştir. Kibir seni onlarla ilgilenmekten alıkoymasın. Önemli çoğunluğu eksiksiz bir şekilde yerine getirsen dahi önemsiz olanı zayi etmenden dolayı mazur görülmezsin. İlgini onlardan uzaklaştırma; onları hor gören bir tavır takınma. (Çirkinliğinden dolayı)] gözlerin bakmak istemediği ve insanların hakir gördüğü kimselerden sana ulaşamayanların işlerini incele. Bunları araştırmak için güvendiğin, Allah’tan korkan ve tevazu sahibi kimseleri görevlendir ki, sana durumlarını bildirsinler. Sonra onlar için Allah’la karşılaştığın gün mazur olacağın şeyi yap. Bunlar, tebaa arasında başkalarına göre insafa en fazla ihtiyacı olanlardır. Hepsinin hakkını ödemede Allah’a karşı mazur olacak şekilde davran. Yetimleri olanları, hilesi olmayan ve istek için kendisini ortaya koyamayan yaşlıları gözet. Bu, yöneticiler için ağırdır. Fakat hakkın hepsi ağırdır. Allah, onu akıbeti isteyenler, nefislerini sabrettirenler ve Allah’ın onlara vaat ettiklerinin doğruluğuna güvenen kavimler için hafifletir.
İhtiyaç sahiplerine, onların sorunlarına bizzat eğileceğin, seni yaratan Allah’a karşı tevazu göstereceğin, onlardan konuşanın seninle korkmadan konuşabilmesi için askerlerini, korumalarından ve polislerinden yardımcılarını (onları korkutmaktan] alıkoyacağın, umumi bir oturum oluşturacağın bir zaman ayır. Resulullah’ın (s) birçok yerde şöyle dediğini işittim: “Bir ümmet, fakirin hakkı güçlüden kekelemeden alınmadan temizlenmez.” Sonra onlardan sertliğe ve konuşmayı beceremeyene tahammül et. Tahammülsüzlüğü ve büyüklenmeyi kendinden uzaklaştır ki, Allah bunun karşılığında senin üzerine rahmet kanatlarını yaysın ve sana itaatinin sevabını uygun görsün. Verdiğini güzellikle ver. Güzellikle ve özür beyan ederek engelle. Sonra bazı işlerini bizzat kendin yapman gerekir. Katiplerinin aciz kaldığı meselelerde, görevlilerine bizzat cevap vermen ve insanların ihtiyaçlarını, yardımcılarının kalplerini daraltan şeylerle beraber sana geldikleri günde karşılaman, bunlardandır. Her günün işini o gün yap; her günün [kendine mahsus) yapılacak işi var. İçinde, iyi niyetle davranıldığı ve tebaa esenliğe kavuştuğu takdirde bütün zamanlar her ne kadar Allah için (harcanmış) olsa da, yine de vakitlerin en değerlisini ve payların en büyüğünü Allah’a adamak üzere kendine tahsis et.
Sadece Allah’a mahsus olan farzları hakkıyla yerine getirmen, dininden Allah için ihlasla eda ettiğin en özel şey olsun. Gecende ve gündüzünde Allah’a bedeninden ver. Bundan, Allah’a yakınlaştığını tam, lekelenmemiş, eksiltilmemiş, bedenini yorabildiğin kadarhakkıyla yerine getir. İnsanlara imamlık yapmak üzere namaza kalktığın zaman nefret ettirici ve hakkını tam vermeyip zayi eden olma. İnsanların içinde hasta ve ihtiyaç sahibi olanlar var. Beni Yemen’e gönderdiği zaman Resulullah’a (s), onlara nasıl namaz kıldıracağımı sordum. Bana, “Onlara, en zayıflarının namazı gibi bir namaz kıldır ve müminlere karşı merhametli ol.” dedi.
Tebaandan uzun süre gizlenme. Zira yöneticilerin tebaadan gizlenmesi, bir çeşit sıkıntı ve işleri az bilmektir. Onlardan gizlenmek, kendilerinden gizlenen şey hususundaki bilgilerini keser; böylece onların yanında büyük olan küçülür, küçük de büyür. Çirkin güzel olur; güzel çirkinleşir. Hak batılla karışır. Yönetici, insanların hangi iş sebebiyle görünmediğini bilemediği bir insandır. Hakkın, doğruyu yalandan ayıran alametleri yoktur. Sen, iki adamdan birisin: Ya nefsin hak yolunda cömertlik yapmıştır. O halde verdiğin bir hakkın görevinden ya da ihsanda bulunduğun asil bir davranıştan neden gizleniyorsun? Ya da vermemekle imtihan edilen bir kişisin. İnsanlar, senin cömertliğinden ümit keserlerse senden istemekten vazgeçmede ne kadar da acelecidirler! Bununla beraber, insanların sana olan ihtiyaçlarının çoğu, bir zulme uğramayı şikayet ya da bir uygulamada adalet istemek şeklinde olup bunlarda bir zorluk yoktur.
Sonra yöneticinin özel adamları ve arkadaşları vardır. Onlarda, ayrıcalıklı olma, haksızca bir yere atanma isteği ve adaletle muamelede eksiklik olur. Bunların unsurlarını, bu hallerin vasıtalarını kesmek suretiyle kes. Dostlarından ve akrabalarından kimseye bir yeri ikta olarak verme. Onlar, sudan pay alma ve zorluklarını başkalarına yükleyecekleri ortak bir iş konusunda etrafındaki insanlara zarar verecek bir araziye sahip olmayı asla senden ummasınlar. [Onların bu ümitlerini gerçekleştirdiğin takdirde] bunun faydası sana değil onlara, ayıbı ise dünya ve ahirette sana ait olur.
Hakkı bırakmayan, yakın veya uzak olan insanlar için hakkı bırakma. Bu hususta sabreden ve karşılığını Allah’tan bekleyen ol. Bu hak akrabalarında ve yakınlarında sabit olduğu zaman, sen de onu sabit kıl. Onun akıbetini, ondan sadır olup sana ağır gelecek şeyde ara. Bunun akıbeti övgüye layıktır.
Tebaa senin zulmettiğini düşünürse, mazeretini beyan ederek işi açıklığa kavuştur. Açık davranarak onların senin hakkındaki zanlarını düzelt. Bunda, senden nefsin için bir alıştırma, tebaana karşı yumuşak davranma, onları hak üzere doğrultmadan dolayı onunla ihtiyaçlarına ulaşacağın mazeret vardır.
Düşmanın seni davet ettiği, Allah’ın razı olacağı bir barışı reddetme. Banışta, askerlerine rahatlık, endişelerinden kurtulma ve memleketin için güven vardır. Fakat onunla barış yaptıktan sonra düşmanına dikkat et, ha dikkat! Düşman bazen, seni gaflete düşürmek için yaklaşır. Sağduyulu davran. Bu hususta hüsn-ü zanla beraber şüphe de duy. Düşmanınla aranda bir anlaşma yaparsan ya da ona zimmet verirsen yaptığın anlaşmayı vefayla koru. Zimmetini emanetle himaye et. Nefsini verdiğin şey için kalkan yap. Arzularının farklı ve görüşlerinin dağınık olmasına rağmen, insanların ahitlere vefa göstermeyi yücelttikleri kadar, üzerinde topluca daha ciddi durdukları, Allah’ın farzlarından bir şey yoktur. Müşrikler, (ahlak bakımından] Müslümanların aşağısında olmalarına rağmen ihanetin akıbetini kötü saydıkları için buna tutundular. Verdiğin zimmete ihanet etme; yaptığın anlaşmayı bozma; düşmanını kandırma. Allah’a karşı ancak câhil bir hain cesur olabilir. Allah, ahdini ve zimmetini emniyet kılmış; onu rahmetiyle kullar arasında, kuvvetine sığındıkları ve komşuluğuna iltica ettikleri dokunulması yasak olarak yaymıştır. Onda ifsat, ihanet ve kandırma yoktur. İlletlerin geçeceği bir anlaşma yapma. Teyit ve sağlamlaştırmadan sonra bir sözün hatasına güvenme. Onda sana Allah’ın ahdinin lazım olduğu bir işin darlığı, hak üzere olmaksızın bozulmasına seni davet etmesin. Feraha kavuşmayı ve akıbetinin faziletini umduğun bir işin darlığı üzerindeki sabrın, -Allah’tan bir isteğin seni ihata edeceği, dünyanı ve ahiretini muaf tutamayacağın- sonucundan korktuğun bir ihanetten daha hayırlıdır.
Kandan ve haksız yere akıtılmasından sakın! Kanları haksız yere akıtmaktan daha çok, intikamı davet eden, daha büyük sonucu olan, bir nimetin zevaline ve müddetin kesilmesine daha layık olan başka bir şey yoktur. Münezzeh Olan Allah, Kıyamet gününde kullar arasında hüküm vermeye, akıttıkları kanlarla başlayacaktır. Otoriteni, haram bir kanı akıtarak güçlendirme. Bu, onu zayıflatacak ve zayıf düşürecek şeylerdendir, hatta onu bitirecek ve devredecek şeydir. Kasten birisini öldürmende, Allah’ın yanında ve benim yanımda bir mazeret yoktur; çünkü onda bedeni kısas etme vardır. Bir hatayla imtihan edilirsen, kırbacın, kılıcın ya da elin cezalandırmada aşırıya gitmişse, tokat veya daha fazlası nedeniyle ölüm meydana gelmişse, otoritenin kibri seni öldürülenin velilerinin hakkını ödemekten engellemesin.
Kendini beğenmekten, nefsinden beğendiğin şeylere güvenmekten ve aşırı övgüyü sevmekten sakın! Bu, iyilik yapanların iyiliklerinden olanı silmesi için Şeytan’ın, nefsindeki en sağlam fırsatlarındandır.
Yaptığın iyiliği tebaanın başına kakmaktan, yaptığını abartmaktan ve onlara söz verip akabinde sözünde durmamaktan sakın. Başa kakmak, iyiliği yok eder; abartmak, hakkın nurunu giderir; sözde durmamak, Allah’ın ve insanların yanında nefreti gerektirir. Yüce Allah, “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.“ buyurur.
Vaktinden önce işlerde acele etmekten, yapabildiğin halde ihmal etmekten, doğrusu bilinmediği durumlarda yapmaya inat etmekten ve durumları açık olduğunda zayıflık göstermekten sakın. Her işi yerine koy; her ameli yerinde yap.
İnsanların eşit oldukları bir şeyde kendine ayrıcalık tanımaktan ve göz önünde olan şeylerin ihtimam gösterilenlerinden gafil olmaktan sakın. Zira başkası yüzünden cezalandırılacaksın. Yakında işlerin örtüleri sana açılacak ve mazlumun hakkı senden istenecek. Kızgınlık sırasında kendine, sertliğine, elinin saldırısına ve dilinin keskinliğine hakim ol. Bütün bunlardan, öfken sakinleşip iradene hakim oluncaya kadar, diline ilk gelen sözleri tutmak ve saldırıyı ertelemek suretiyle korun. Rabbine dönüşünü hatırlayarak gayretlerini artırmadığın sürece, bu konuda nefsine asla hakim olamayacaksın.
Senin üzerine vacip olan şey, senden önceki adil bir idareden, faziletli bir uygulamadan, Peygamberimizden (s) gelen bir rivayetten ya da Allah’ın Kitabındaki bir farzdan geçenleri hatırlayıp, ondan amel ettiğimizden müşahede ettiğine uymak; nefsinin, arzusuna koştuğu zaman bir sebebinin olmaması için sana bu ahdimde ahdettiğim ve kendimden senin üzerine delil olarak güvendiğim şeylere uyma konusunda kendi kendine bütün gayretini sarf etmendir.
Allah’tan, rahmetinin genişliğiyle ve her isteneni verebileceği kudretinin büyüklüğüyle, beni ve seni, -kullarda güzel övgüyle, şehirlerde güzel eserle, nimetin tamamlanması ve cömertliğin artmasıyla beraber- Zatına ve mahlukatına karşı açık özür üzere bulunmak suretiyle rızasının olduğu şeyde muvaffak kılmasını, benim ve senin ömrünü saadet ve şehadetle tamamlamasını diliyorum. Biz O’na döneceğiz. Resulullah’a (s), iyi ve temiz ailesine -pek çok- selam olsun… Vesselam.…
Hz. Ali (r.a)
Hz. Ali / Nehcü’l Belağa Hz. Ali’nin Konuşmaları, Mektupları ve Hikmetli Sözleri Eş-Şerîf Er-Radî, Çeviren: Prof. Dr. Adnan Demircan Beyan Yayınları
