yalnız kalan kadın ağıdı

korkunun gölgesiyle iner akşamlar
isli lambalar yanar usulca
kimsesiz kalan kadın
karanlığın soluğunu yüzünde duya duya
bir fısıltı gibi geçer odadan odaya
yağmurun sesi inince
gözyaşları da boşanır ipince
içi sıra konuştuğundan belli
söylenmedik sevgiler kalmış

kurşun geçirmez bir yalnızlık edinmiş
sinesinde sıcak sakladığı
hayra yorulacak düşler
bakraçlarda balkıyan su aydınlığı
çocuklar çekiştirir eteklerinden
ocakta gizli masallar söyleyen ateş
kış kurusu ağaçlarda karamsar kuşlar
yalanlara sığınmış güleğen yüzü
söylenmedik acılar kalmış

en sapa anılar birden önünde
aynaların hüznü bu, derin karanlığın
saçlarını ne zaman çözmüş, anımsamıyor
anımsamıyor son gülüşün kırsak kahkahasını
her şey örtülü
bilinmez bir zamana bırakılmış
günün ağarması bile;
söylenmedik sevinçler kalmış

yanında kimse yok uyandığında
düş dağınıklığıyla karışmış her şey
çıkıp giden kimdi
yatakta unutup sıcaklığını
bir söz olup odaları dolaşan
ılık görüntü, sonsuz yanılsama
söylenmedik sanrılar kalmış

bir şarapneldir dağıtan bütün hayatı
hiç çökmez tozu o büyük bozgunun
delik deşiktir sevda, kırgındır yürek
böyle isteksiz yaşamak sanki daha bir uzun
mevsim güze döndüyse ne gam
ömür denilen ağır yük çekilecek
yeter ki toprak soğumasın
söylenmedik daha neler kalmış

Hüseyin Yurttaş
Yirminci Yüzyıl Ağıtları
Bilgi Yay. İlk ve son baskı mayıs 1996

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.