Yabancı

“…bütün zamanların, en yalnızıyım ben
ve masalların, en kırılgan figürânı
kendi ihtilâlinin kahramanıyken
gecenin mağlup kumandanı…”

l
ve sen, en aydınlık izleğisin o karanlık şehrin
engin kıyıları, sessiz ve de dingin
mahşer yerine benzeyen güncelerde
sahibini arıyor, asude dizelerin
gecenin
düğümünde filizlenen ve güne ün düşüren
kalabalık bir kimsesizlik sanki “için”
kaynağı bilinmez ve derin, yankılar gibisin

imgelerin, umarsız hançer, nasıl da özgür ve keskin
susuyorum dokundukça tenhalarına
soluk oluyor bellediğim hecelerin… / sen, bilemezsin
okudukça büyüyor, içime işliyor görmediğim gözlerin

-yanık bir mendil ucu geçmişim, yazık, yitirilen sezgiymişim-

dışlarken kendimi andan ve zamandan
yakana iliştirdiğin, sızıyı bile kıskanıyorum, uyandığın sabahlardan
nasıl da öykünüyorum, dizelere mertçe döktüğün o hüzne
kim döllemiş içinde büyüttüğün bu yalancı çıbanı hayret
söyle, bu kaçış sana kimlerden emanet

hep bilinmeze mi gitti yoksa senin kadınların
hayâl miydi hepsi söyle
tarihe düşülen, not muydu acıların
neden sürüldün böyle sınırsızca içine… /

kim bilir, kaç zemheriye isim oldu anıların
sen miydin masalların en yalnız kahramanı
mağlup kumandanı sen miydin savaş meydanlarının
senden mi soruldu yoksa hesabı kırılan cümle dalların

-hep kısa mıydı senin çektiğin çöpler, sevdalar hep kısır mı-

hecemin, yabancı durağı
sen de özler misin zaman zaman, kelebeğin, yüreğine konduğu anları
arar mısın, yılkı atlarının nallarından, ruhuna akan, o mavi ışığı
ekmeğin buğusundaki sıcaklığı düşün ve tendeki alışılmışlığı
bağımsızlığı… /
düşün sevdanın kirlenmediği yaşamları

senin de yakıldı mı hiç fotoğrafların
kitapların yırtıldı mı, acıttı mı içini titreyen mumun ışığı
anlatmadı mı sana da kimseler, nasıl yeşerdi babil’in asmaları

-oysa şimdi
şimdi şiirin tek öznesi, duvağı yırtık gelinin, esrik düşleri… / öyle değil mi-

kapandığın dizlerde mi aldattı seni, ya yaslandığın omuz
kaç kere darağacı oldu ummadıkların düşlerine
kaç geceden, serzenişle düştün sehere söyle

niye bu kadar üşümüş duldalarda harflerin
sesin, nasıl da müptelâsı olmuş kederin
kim acıttı seni söyle kim
kaç cümlede çarmıha gerildi düşlerin
kıyısında örselendiğin, kaç fırtına oldu
neden hep aynı yerinden kırdılar yüreğini, dilin neden sustu

kim böyle harflerine hünerle işledi hüznü ve güzü
ya sen, sen neden kıramadın zincirleri çözemedin düğümü

-heyhât, sözlerin, kaç bahar açtırırdı bozkırın koynunda bilsen-

söyle, kaç öyküden geçebildin kimliğini yitirmeden
“kendine” kaç kere döndün, yanlış zaman ve yanlış yerden

ll
zamanın, durduğu yerde bekle
kırılınca arkasına saklandığın, o sırsız aynaların
çözülür elbet senin de mücerret sırrın

lll
gün gelir, bir ceylanın ürkekliğine bürünür de harfler
kelimeler sessizce sokulur gizemine
ve ahenkle değişir bütün renkler belleğinde

lV
h e c e l e
neden bana çok geç’tin sen
ya da neden ben sana erken
durup durup, öpüyorum, yazmadığın hecelerden, söyle
gülüşünü hangi şiir çaldı senden… /

Arzu Eşbah

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.