her kutsal şehrin bir göğü vardır ya
dünyanın en güzel göğünün annesidir Via Dolorosa
göğünden erguvanlar serpilir kucağıma
çocukların ahdine bürünmüş
kılıçların değdiği sokaklarda
rüzgar esiyor İsa’nın gerildiği çarmıha..
âh kimse böyle güzel sevmedi Dolorosa’yı
en iyi arkadaşım İsa’dan başka…
hadi ellerini ver ey ipi kanadıma takılan balon,
sana çan seslerinin hikayesini anlatacak bu müezzin.
tenime kazıyacağım Beyt’ül-Makdis’ten sonra
esmerliğinden söktüğüm şarkıyı
ve Via Dolorosa’nın çilekar taşlarını..
bunca kutsallığın içinde
göğsümde bir kadın, (adı Maryam )
ve İsa’nın başındaki, dikenli zeytin dalı.
bir unutulmuşluk buğusu sarıyor,
heybemdeki pervaneyi,
düşününce bu çile yoluna verilen eziyetleri..
her haliyle şifa dağıtıyor
eski çağın sancılarına, Dolorosa..
sende duyuyor musun, yüzlerce yılın
suskunluğunu konuşuyor martılar
şafak alacası vuruyor şehrin yüzüne
çocukları namaza kaldıracaklar.
bütün dinlerden insanlar topluyorum
ve buluşturuyorum Via Dolorosa’da.
seninle biz, bulandığımızda bu şehrin kutsallığına
biliyorum, bi’tabak aşurede ikram ederiz Rum komşularımıza.
bu şehir; üstün olmadığı Arab’ın Acem’e, Siyah’ın Beyaz’a..
döneceğim elbet bu kutsal uzaklardan
döneceğim gerildiğim çarmıhlardan.
sokaklarında beraber saklambaç oynadığım
benim küçük hafızlarım
muhakkak gelecekler sana
gelecekler hafızlar, ve şöyle söyleyecekler;
bize yeni oyunlar bulan,
Yafa’nın merdivenlerinde mızıka çalıp
duvarlara İbranice barış şiyirleri yazan
saçlarının örgüsünü hiç bozmayan
acıktığımızda bize ekmek yapan ve
Ortadoğu’nun masallarına gebe kalan abla
hâlâ meczuplar gibi gezinir Dolorosa’da..
kirpikler Via Dolorosa’da…
kirpikler Via Dolorosa’da…