Fevkımda duran çarh-ı müzeyyenden usandım
Tahtımda olan hâk-i mülevvenden usandım
Dünyâ denilen gamlı nişîmenden usandım
Beytü’l-hazen adım, o meskenden usandım
Ezmekte ser-i şûrişimi kubbe-i nüh-tâk
Altında onun taşmada kalbimdeki eşvâk
Bir lâle gibi sıkmada vicdânımı âfâk
Boynumdaki bu halka-i âhenden usandım
Döndüyse hazân yaprağına bendeki çehre
Yok minneti hâverdeki pür-şa‘şaa mihre
Ey nâle! Yeter çarpınışın tâk-ı sipihre
Ben öyle sağır ma‘kes-i şîvenden usandım
Yanmakla fezâ sâhasını etmek inâre
Gûyâ bu imiş gönlüm için hükm-i sitâre
Ey âh-ı tehassür! Feleğe saçma şerâre
Tâbınla olan leyle-i rûşenden usandım
Kavs-i kaderin attığı ok sath-ı zemîne
Ancak geliyor, saplanıyor kalb-i hazîne
Ey tîr-i kazâdan açılan şerha-i sîne!
Dil-hânedeki perdeli revzenden usandım
Bî-tâbi-i hicrân ile ben öyle harâbım
Deryâ-yı fenâ mevcesine nakş ber-âbım
Ey mev‘id-i dîdâr! Benim olma ser-âbım
Doydum yalana, şîve-i pür-fenden usandım
Gülzâr ediyor kan gibi çeşmimde teressüm
Her jâlesi bir eşk ile hem-reng-i tecessüm
Ey gonce-dehen! İster isen etme tebessüm
Gözyaşlarımın açtığı gülşenden usandım
Sîr oldu gönül feyz-i dil-ârâ-yı felakdan
Zevk almamada dîde temâşâ-yı şafakdan
Âlâm-ı firâkın ile bıktım yaşamaktan
Hattâ, inan ey neşve-i cân! Senden usandım
Ma‘şûka-i rûh oldu bana tayf-ı memâtın
Artık beni şâd eyleyecek ân-ı vefâtım
Tâhir! Gömerek tûde-i âlâma hayâtım
Âlem beni boğmakta, o medfenden usandım