nar’dan dökülen taneler sanıyorduk
kendimizi, kim bilir kimin için
düpedüz oyalanıyorduk hüzün ve kederle
dilini ısırıyordu ağaç bizi görünce
hayatın yalanını yüzüne vurmamak için
sustuk. sabrımız sınadı dilimizi. meğer
içimiz bir deniz gibi gidip gelirmiş
acının yüreğine
adını bilmediğimiz taneler sessizce
birer çocuk gibi düş evimizden çıkıp gidermiş
dip odalarda sevişen kelebekler
hangimiz aşk burada yoktur dese de
inanmaz bize. bunun için ağaçlar kuşsuz
sokaklar uykusuz birer çocuktur bu yüzden
gelip bizi bulan hüznün durağı yoktur
ona çıkılan her yolculuk insanın içinde başlayıp
içinde son bulur
bu kupkuru yağmur, ıslatır insanı bazen…
bazen de insan nar’ın ta kendisi olur
ve arar bulur yalnızlığını kalabalık bir yerde
M. Sadık Kırımlı