İbrahim Halil Baran

Şair

7 Şiir Yayınlandı
Biyografi / Hayatı
Halil Dikmen, (1906-1964) Türk ressam ve neyzen. Halil Dikmen 1906 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'da doğdu. Güzel Sanatlar Akademisi'nde İbrahim Çallı ve Hikmet Onat'ın atölyesinde çalıştı. 1927'de Akademi'nin resim bölümünü bitirince Paris'e gitti. Academie Julien'de Albert Laurens'ın, öğrencisi oldu. 1931'de Türkiye'ye döndü. Kayseri Lisesi ve Galatasaray Lisesi'nde resim öğretmenliği yaptı. 1937'de kurulan Resim ve Heykel Müzesi'nin ilk müdürü oldu. 1949'da bu görevi yanında Güzel Sanatlar Akademisi'nde galeri öğretmenliği yapmaya başlamıştır. 1929'da Paris'te Salon d'Automne'da eserlerini kabul ettiren sanatçı, 1946'da UNESCO, 1949'da Venedik yarışmalarına katıldı. Amsterdam (1949), Chicago (1950), Atina (1955), Edinburgh (1958) ve Kıbrıs sergilerine bazı eserlerini verdi. İstiklal Savaşı'nda Mermi Taşıyan Kadınlar ve Giresun'da Fındık Toplayıcıları adlı eserleri gerek renk, gerek kompozisyon bakımından ilgi çekicidir. Türk musikisiyle de ilgilendi. Küçük yaşlarda ilk kez İhsan Hoca'nın hediye ettiği ney ile derse başladı. Eyyubi Ali Rıza Bey'den de nazariyat dersleri aldı. Halil Dikmen'in hocası Emin Dede'dir. Radyo Müdürü Mes'ud Cemil'in ısrarları üzerine bir takım bant ve konserlere iştirak etmiştir. En önemli talebesi Niyazi Sayın'dır.

Şairin Şiirleri

aşk allah’ın ipidir kalbe iner… ona sımsıkı sarılın…
aşk allah’ın ipidir kalbe iner… ona sımsıkı sarılın…
(leyla kalbindeki ipi kesti.
gözlerimi saklayan saçlarını kesti.
kalbini söküp alevlerin önünü kesti....
Dışına Akmak Bir Ülkenin
anlamayınca beni sen,
kör bir taş tutar ellerimden
ve
sessizce ölür sana yazdığım birkaç dize....
Dotmam
(Aşkın hikâyesi değildir ama aşka dair bir hikâyedir)
I.
isim konulmamış tedirginliklerdeyim,
Fırat’tan, Dicle’den...
Lê ezingên min? (Peki ya benim odunlarım?)
Gundîler İçin İftar Vakti
Kürdistan’da meşhur bir hikâye vardır, duyanınız çoktur ama yine de anlatayım.
Çetin bir kış vakti, Stêwrê’nin (Mardin-Savur) dağlık köylerinden bir Gundî (...
Selam, kelamdan sonra öğretmen bizimkine şehre niçin gideceğini sorar. Bizimk......
Leyla
leyla’yı bir daha görmedim
boynunda bir yafta gibi asılı duran elifbası vardı
etrafı küçük boncuklarla işlenmiş
kırmızı ve siyah dalgalı bir yazması vardı...
Su Ölümleri
ağzımda dinmez yaralarla
bir türbeden geçirdiler akşamüstü
ellerimi tuttular sol göğsüme
zemzem içirip mürekkep sürdüler dilime...
uzak çok uzaklara bakmakla nişanlı
kar başlıyor yeniden,
çölde kum, kumda bir at, hafızada leyla.
çatısı yok evlerin.
nar bahçelerinde kuğuyu bekliyorum....