Tag: Hikaye

Bir Ağaç Karşısında

Soğuk bir kış günü, karanfil almak için çiçekçi dükkânına girdim. Tatlı bir yaz hararetiyle ısıttırılan bi yerin havası, nibâti usarelerin hafif, sert ve yeşil buğulariyle dolu idi. İstediğim çiçeklerin destelenmesine kadar, bana gösterilen sandalyede oturdum. Mes`ut bir insanın hayâl evi gibi, iklim, mevsim, yer ve zaman dışında meyl ve hevesin arzu edebileceği her türlü renkte …

Devamını oku

Güvercin Avlayan Martı

“Terasta yemlerini yiyen güvercinlerden biri aniden başının üzerinde kurşundan bir gölge hissetti. Çatıya tüneyen martı, şişmanlığından umulmayan bir çeviklikle güvercinin tepesine kurşun gibi inmiş, zavallıyı yerden iki metre yükseklikte vurmuştu. Galiba sivri gagası ile karnını deşmişti. Bir an, ama sadece bir an çıkıp şunu taşla mı olur, kurşunla mı olur vurayım diye geçti kafamdan, o …

Devamını oku

Bahar Dalı

Adam elinde bir bahar dalı tutuyordu. Arabaların arasından geçip, kalabalığın arasına karışmıştı. Kalabalık işe, alış-verişe, maça, mitinge gidiyordu. Gökte kuşlar uçuyor, bulutlar yüzüyordu. Güneş ne güzel açıvermişti, bir beyaz zambağın maviler arasından çıkması gibi. Rüzgâr denizi hafifçe okşuyor, birkaç dalga, birkaç köpük kendi aralarında oynaşıyordu. İriyarı bir görevli kalabalık arasında yürüyen adamı seçti, durdurup karşısına …

Devamını oku

Kirazlar

Karşımızda beş altı dönümlük bir bahçe içinde kaybolmuş bir eski ev vardır. Panjurları hemen daima kapalı duran bu evde ihtiyar bir karı-koca oturur. Ara sıra öteberi almak için çarşıya giden yine ihtiyar bir hizmetçilerinden başka kimseleri yoktur. Kimse ile görüşmezler. Yine de, bahçenin etrafını çeviren yüksek duvara rağmen mahalle ahalisi onların kim olduklarını, nasıl yaşadıklarını …

Devamını oku

Sonbahar Bir Kadındır

Ruhunda anlayamadığı bir hâl vardı bugün, her sonbaharda yaşardı bu duyguyu… Müebbet ıstırabın zindanında gözlerini zamana çivilemiş, kalbini Rahman’dan beklediği teselliye bağlamış bir mahkûm gibi hissediyordu kendini… Kapalı alanlar ruhuna dar geliyordu hatta bedeni bile… Dostunun kolundan çekerek: -Dışarı çıkalım, dedi. Birlikte dışarı çıktılar, sokaklarda dolaşmak nedense yetmedi ona, aklına kent ormanına gitmek, sonbaharın hüznüne …

Devamını oku

Menekşeli Vadi

   Arkadaşım kafasını iri elleri arasına almış düşünüyordu. Önünde yarım kiloluk bir şarap şişesi yarı yarıya boştu. Fasulya piyazı ile tek uskumru artık yenmiyecek bir manzara içinde öyle elemli duruyorlar ki, günlerce aç kalmış birinin arzu içinde yemeğe oturduğu halde, bir lokma aldıktan sonra birdenbire midesine saplanan bir sancıdan yiyememiş de tabaktaki yemekler canlı imiş …

Devamını oku

Lüzumsuz Adam

Ben bir acayip oldum. Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapımı çalmasını istemiyorum. Dünyanın en sevimli insanları olan posta müvezzilerinin bile… Mahallemden pek memnunum. Yedi senedir çıkmadım oradan desem yeri. Hiç bir dostum da nerede oturduğumu bilmiyor. Mahallem dediğim; şu yedi senedir -üç ayda bir Karaköy’e inip dükkan kirasını almak bir yana- yaşadığım yer, üç dört sokak …

Devamını oku

Unutulan

                                          Seni Çok mu Yalnız Bıraktılar Sevgilim?     “Ben tavan arasındayım sevgilim!” diye bağırdı delikten aşağı doğru. “Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara.” Son sözlerimi duydu mu? “Orası çok karanlıktır; …

Devamını oku

teresa diye bağıran adam

Kaldırımdan indim, birkaç adım gerisin geriye yürüdüm, ve caddeninortasından ellerimi borazan yapıp apartmanın tepesine bağırdım:“Teresa!”Ayışığında gölgem ayaklarımın altında kıpırdandı.Birisi geliyordu. Yeniden bağırdım: “Teresa!” Adam yanıma geldi:“Daha yüksek sesle bağırmazsan seni duymayacak. Birlikte deneyelim.Üçe kadar say, ve beraber bağırıyoruz.” “Bir, iki, üç” dedi ve beraber bağırdık: “Tereeeesaaaa!” Sinemadan veya kahveden çıkmış olmalılar, ufak bir arkadaş grubugeliyordu, …

Devamını oku

Kıskançlık

Köyün civarını, çiçek açmış şeftalilerin dibinde derileri pul pul çobanlarla dinlenerek, ekseriya, bahar güneşine sarılıp yürüyerek dolaştım. Dağlara türkü söyleyen ufacık çobana: “Karnım aç, yavru” dedim. Dağarcığından kumlu köy ekmeği ve suyu seli kaçmış Mihaliç peyniri çıkarıp verdi. Pınar buldum, su içtim. Köye akşama doğru ancak varabildim. Meydandan geçerken ağalar el ettiler. “Muallim Efendi,” dediler …

Devamını oku