Siyahın gezginiyim: Her gün daha derineYanar akşamla caddede vebalı lambalar,Bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine;Redingotlarıyla mumya gibi otururlarİş yerlerinde, kahvelerde. Ve akar zaman.-Birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman-Demek isterim, alımlı kadının birine. Çünkü kanar “bir mezarda bırakılan aşklar”:Adrianne! Jenny! Yıllardır bakir bir dulum ben,Avuntu bilmez. Nafileydi tüm yolculuklarO arayış: Kara güneş içimdeydi zaten.Gittim harfin ve …
Tag: Ahmet Oktay
Şub 23
Bengi İz
Bir kahkahayla silkindimdalıp gittiğim mektuptan;yaşam hep böyle uyarır bizi,katıksız neşeye dönüşüraltunî bir sesleen derin kederler;mutlu bir düşteymiş gibizamanın dibinden gülümser,artık yanaklarından öpemeyeceğimizsevgili yüzler. Budur odaya süzülen mehtabın,kurumuş eski çeşmeninaçıklayıp durduğu bilgelik ve giz Sevinç de olgunlaştırır kalbiacı ve ayrılık gibi;süzülüp dibe çökeldikçe anılaranlarız kiçürüme ve tohum süreçtirler. Yine de yetmez zamangecenin ve kitapların söylediğini çözmeye,kaç …
Şub 23
Geç Saat
Yorgundu. Düş görürken-ölmüş müydü ölüyor muydu?fidana dokunduğu an açıvermişti gonca-elinden düştü kitapkalem de şuydu altını çizdiği cümle:Kierkegaard’tan,“Üzüntüm, kâl’amdır benim” Ahmet Oktay
Şub 23
Borçlu Öleceğim Herkese
Nerde okumuştum, bilmiyorumkim söylemişti: ‘kimseye borcumkimseden alacağım yok’ diye.Tumturaklı bir cümleydi; tuhaftı da,ekonomik terimlerledillendiriliyordu özgüven.Gerçekten hayaletlerindenkurtulmuş biri miydi bu?Ne teşekkür, ne şükran;alçakgönüllülük ve bağışlama;yoksanmıştı hepsi. Sadece ürkütücübir kendini beğenmişlik. Birebir alırsak sözcükleribilge Lao-Tzu’nun deyişiuygun düşüyor bu övünmeye:‘Önemli olan duvarları değilodanın. Kapladığı boşluk.’Yaşadım ve gördüm: aynasıylakonuşanlar, yitipgittiler aynalarıyla. Kulüp 12’nin Amerikan-bar’ında‘caz müziği dinliyorum’. Keşkeyanımda olsaydı Kâmuran …
Şub 23
Ölümün Bıyıklı Bir Resmi
Bilmiyor Rembrandt daha, yalnız peynirden ve akarsulardan konuşuyor değirmenci Felemenk;nice acılar süzdü paletinden Paris yollarına düştü ama henüz Van Gogh da çırak.Cesaretin bebeklikten başladı, boya dediğin zaten tüfek gibi kullanılır haylazlığa, şuna buna karşı.İki tur danstan sonra alnın alnından öperdi ustan Picasso masmaviye kesince birazdan bu kırk yıllık kavak.Boş ver ılımanlığa falan nasılsa vaktin var …
Şub 23
Yol Üstündeki Semender
Intiharla bir söyleşibu kitap. Edemediğimve edebileceğimintiharlarla. Her insanaklında en az bir kezöldürür kendini.Çünkü biliniyor artık;tek içgüdü değilyaşam içgüdüsü. Sözcükleri seçen kişi,zamanı sorgular durmadanve bu güncel zorunluluk,isteyelim istemeyelim;tarihsel bir an’daontolojik bir sorun olarak dabelirir. Galiba şuintiharın kökenindeki soru: Onaylıyor muyum?Buradan bakıldığında,bir “öteye geçiş“sorunu değildir intihar.Tam tersine:bir “burada oluş“sorunudur.Sartre’ı anımsayalım:“İntiharbir başka yoludurdünyada varolmanın.“ Camus’den yüzyıl önceNovalis yazmıştı:“İntihardırtek …
Şub 23
Virginia Wolf
Üşümesinden belli içimin: bitiyor yaz.Ufuk kör bir gözün ardı kadar boş. Geçiyor sonkuş sürüleri mumların titrediği bir katedraldedinlediğim orgun sönüp giden yankısı gibi dinli-yorum kanatlarının sesini Ey üzünç diyorum: Yaşamımın toplamı, koyaklarınıssızlığından damıtılmış bana kalan tek bilgelik. Üzünç: kolsuz bir askerin sakallı yüzü yansıyıp vitrinincamında ‘kendini öldür’ diye iç geçirince; tezgahdasızıp kalınca çocukluğunu ele veren …
Şub 23
Beşir Fuad
Enis Batur’a Gün doldu: Kendime bir aksisedayım. Ürktüm hep hayalâttan. Aklımbana açıkla: Yırtılanzaman mı gülün yaprağı mı? Elindeburuşturuyordu validem. Kapatılmışve leylî bakışlı mecnune. Ömrümşimdiden “bir devr-i hüzün”ve …
Şub 23
Heinrich Von Kleist
Tomurcukların daha duyulur duyulmazbahçenin kuytusunda çıtırdayan sesi,puhununki yükseliyor; herkesbir yurtsama içinde. Kesiliyor söyleşi,tıkırtısı çay fincanlarının. Oradaanlıyorsun, eğildiğinde penceredengöz göze gelebilmek için kuşla: GeceninOğlusun. Bu sana sunulan andaç:Çocukluğunu değil yalnızca Gölünüstünde yanıp sönen …
Şub 23
İnsanın Gurbetleri içinde
Gecesel bir yer altı sesiydikehanet fısıldaşmasındaydı kökler, kemikler;açıkta lüfercilerin parıldayanlüks’leri. Av vakti, o tedirginkaşılıklı bekleyiş; gövdemdi sankioltadan ışığın yalımına kapılan. Yanılsamalar ve aldanışlar.Beklediğim inmedi trendenbir söylen olacaktı dönüşü;kara büyülere çarpılmaya hazırdımdönsündü yeter ki.Oysa kıpırtısızdı istasyon;öyleyse kırmızı bir mendillekimdi el sallayan geçen akşam? İnsanın gurbetleri içinde;sürgün yeri bu yüzden tanıdıkayrıldığı günkü gibi dönüyor kişi.Gide gide, yata …