Yönetmenliğin yerine ne koydunuz?
Hayatı, sıradan hayatı. İnsanlara dair, aileme karşı bir sürü borcum var, arkadaşlarıma borçlarım var. Bu borçları ödemeye başladıktan kısa süre sonra da birden hastane hastane dolaşmaya başlamam gerekti. Yıllardır insanları görmemekten, onlarla konuşamamaktan gelen, geçip giden bir sürü şeyden dolayı borçlarım vardı. Siz henüz bilmezsiniz, çok gençsiniz, fakat yaşınız ilerleyince geriye dönmek korkunç zorlaşıyor. Birine bir yakınlık hissederseniz o kişiyle iyi kötü her şeyi paylaşmalısınız. Eğer bunu yapmazsanız aranızdaki uçurum büyür ve daha sonra geri dönüp kapatmanız fiilen imkânsızlaşır. Ben de şimdi hayatımda kendimi müthiş borçlu hissettiğim insanlarla aramdaki uçurumu kapatmak için var gücümle çabalıyorum.
*
Evet, bir defa günah çıkarmaya gittim. Bu deneyimin aşkın olan yanı, suçluluktan arınma hissiydi. Ne yazık ki daha sonra işime yaramadı ve şimdilerde bu suçluluk duygusuyla başa çıkmak zor.
Herkes suça bulaşmış mı?
Bazı insanlara suçluluk hisleri sıçramaz, ama hepimiz suçluyuz.
Bir keresinde şöyle demiştiniz: “Adalet ve eşitlik heyecan uyandırmasına rağmen pek mümkün değil, çünkü ben şimdiye kadar eşit olmak isteyen birine rastlamadım. Herkes her şeyde biraz daha fazla eşit olmak istiyor; daha iyi bir araba, daha fazla para, biraz daha güzel bir ev istiyor.“ Sizce herkese bu tür bir açgözlülük ve bencillik yön veriyor olabilir mi?
Başkalarından daha iyi olmak istemenin insanın doğasından geldiği kanıtlanmış bir gerçek ve bu da eşitlik ihtimalini ortadan kaldırıyor: saf mantık. Siz benden daha iyi olmak istemeyebilirsiniz, ama ben sizin meslektaşlarınızdan daha iyi olmak istediğinizi tasavvur ediyorum. Bunun daha da önemli bir yönüyse şu: Siz kendinizden de daha iyi olmak istiyorsunuz.
Romantik aşk insanlarda en iyi ya da en kötü yönleri ortaya çıkarır mı?
Aşkın her zaman iki yüzü vardır: korkunç olan yüzü, güzel olan yüzü. Güzel olan yüzü derinlerdeki bir şeyi paylaşma dürtüsünü yansıtırken, korkunç olan yüzü kıskançlık yaratır ve bu duygu dejenere olarak nefrete kadar varabilir. Tüm dünyada durum böyledir; aşk konusunda hepimiz nevrotiğiz, çünkü aşk çok egoistçe bir deneyim.
Hiç duyarlı olamadığınız konu hangisidir?
Siyaset. Evet, Polonya’dan oradaki siyasal durumdan dolayı ayrıldım ve Paris’e taşındım, fakat sonra geri döndüm. Bu kararım pek duyarlılık olarak tanımlanamaz. Peki, niçin geri döndüm? Çünkü orası benim ülkem. İdeal olarak hepimiz kendimizi dünya vatandaşı olarak hissediyoruz, fakat hayat öyle yürümüyor. Ben bunu fazla uzun olmayan bir zaman önce, bir akşam Paris’te anladım. Ben balkonda dururken aşağıdaki sokakta iki kişi kavga ediyorlardı. Bir kadın ağlıyordu, bir adam bir oğlana vuruyordu ve söylediklerini anladığım halde olayın sebebini anlayamamıştım. Fark ettim ki, benzer bir sahneye Polonya’da tanık olsaydım anlardım. İşte o zaman Polonya’da yaşamam gerektiğine kanaat getirdim.
*
Açık bir saptama yapıyorsunuz, ama ben aynı kanıda değilim. Bence Sol kazanmadı, Sağ kaybetti. İkisi aynı şey değil. Sol’a duyulan bir nostalji yok. Neyin iyi, neyin kötü olduğunun söylendiği kırk beş yılın ardından Polonyalıların boş laflara karınları tok. Anlamlar tersine çevrilmiş olsa bile, başka birilerinin de çıkıp kendilerine benzer nakaratları yinelemelerini istemiyorlar. Olan şey şu, halk Sağ’dan ve Kilise’den yaka silkiyor.
Polonya’nın geleceğine uzanan bir yol görüyor musunuz?
Bence önce bizim ölmemiz lazım, hepimizin. Sonra yeni fikirleriyle yeni insanlar gelir. Bu bir kuşak değişimi olayı değil, kırk beş yıldır bize aşılanmış düşünme tarzını tümden değiştirme meselesi. Herhalde en az iki kuşağın geçmesi gerekir. Onyıllardır sürdürülen Marksist eğitim Polonya’yı normal, insani bir temelde düşünemez hale getirdi. Ancak Sol ve Sağ bağlamında düşünebiliyoruz.
*
Artık film yapmayacağınızı açıkladınız. BFI’ın “Sinema Yüzyılı” dizisi için bir filmin ana hatlarını çıkarmış olduğunuzu biliyorum oysa.
Bu sadece televizyon için bir kısa film. Bir süre önce söz vermiş olduğumdan, sadece sözümü tutuyorum. Ama henüz işin mali kısmı netleşmedi; umarım para bulamazlar da çekmek zorunda kalmam.
*
Niçin film yapmayı bırakmak istiyorsunuz?
Artık yeterince sabrım yok. Daha önce fark etmemiştim, ama birden beynimde bir ışık çaktı: Sabrım tükenmişti. Sabır da bu tip bir çalışmanın temel şartlarından.
Polonya’daki durumun bu kararınızla bir ilgisi var mı?
Hayır, sadece yaşlandım. Normal bir hayat sürme dileğindeyim. Son yirmi yıldır normal bir yaşantım olmadı.
Zengin misiniz? Çalışmanız gerekmeyecek mi?
Zengin değilim ama bir sürü şeye ihtiyacım yok. Daha ölmedim, huzurla yaşamak istiyorum.
Günlerinizi nasıl geçiriyorsunuz?
Okumadığım çok kitap var. Veya dört defa okumuş olup da üç defa daha okumak istediğim kitaplar.
Sizi özleyeceğiz.
Kaygılanmayın, başkası çıkar.
Krzystof Kieslowski
İçsel Hayatların Sinemacısı / Agora Kitap
